Kutsal Metinlerle Meşrulaştırılan Savaş: İran Çatışması ve Batı’nın Görmezden Geldiği Dini Söylem

Middle East Eye haber sitesinde yayınlanan Mohamad Elmasry’nin makalesinde, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaş söylemlerinde dini referansların açık biçimde kullanılması, yıllardır “Müslüman öfkesi” üzerine yapılan analizlerle karşılaştırıldığında Batı’daki akademik ve siyasi tartışmalarda dikkat çeken bir çifte standardı ortaya koyuyor.

h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

1990’da Bernard Lewis’in “the roots of Muslim rage” makalesi, Müslüman dünyasındaki şiddetin kökenlerini tartışmaya açmış ve uzun yıllar boyunca dini motivasyonların analiz edilmesine zemin hazırlamıştı. El-Kaide ve IŞİD gibi örgütler üzerine yapılan çalışmalar, dini yorumların şiddeti meşrulaştırabildiğini gösterdi. Ancak benzer bir inceleme Hristiyan ve Yahudi aşırıcılığı için aynı ölçüde yapılmadı. ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşta dini referansların açık şekilde kullanılması bu tartışmayı yeniden gündeme getirdi.

Dini Söylemin Savaşta Kullanılması

ABD’de bazı siyasetçiler İran savaşını dini ifadelerle tanımladı. Lindsey Graham çatışmayı “dini savaş” olarak nitelendirirken, Kevin Cramer ABD’nin İsrail’e karşı “İncil’den gelen sorumluluğu” olduğunu söyledi. Military Religious Freedom Foundation’a göre bazı ABD komutanları savaşı “Tanrı’nın planı” olarak tanımladı ve Trump’ın bu savaş için görevlendirildiğini söyledi. Ted Cruz İsrail’e desteğin İncil’e dayandığını belirtirken, Pete Hegseth karar verirken “İncil bilgeliği için dua ettiğini” açıkladı ve daha önce “Amerikan Haçlı Seferi” ifadesini kullandı. Trump’ın çevresindeki Evanjelik liderler de Orta Doğu politikasını dini kehanetlerle ilişkilendirdi.

İsrail’de İncil Temelli Siyaset

Benjamin Netanyahu genişletilmiş bir Orta Doğu haritası gösterdi ve “Büyük İsrail” fikrine yakınlık duyduğunu söyledi. Bazı İsrailli siyasetçiler İsrail’in sınırlarının İncil’de açık olduğunu savundu. Bu görüş yalnızca sağ siyasette değil, merkezde de dile getirildi. ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, İsrail’in bölgedeki tüm toprakları almasının sorun olmayacağını söyledi. Netanyahu ise savaş söyleminde mesihçi ifadeler kullandı.

Amalek Söylemi ve Sivil Kayıplar

Netanyahu savaş konuşmalarında Amalek anlatısını kullandı. Tevrat’ta Amalek halkının tamamen yok edilmesi emredilir. Bu söylemler, sivillerin öldüğü askeri operasyonlarla birlikte tartışma yarattı. Gaza’da sivillerin hedef alındığı programlar ve “orantısız güç” doktrinleri uygulandığı iddia edildi. İran saldırılarında hastaneler, okullar ve sivil altyapının vurulduğu rapor edildi.

Çifte Standart Tartışması

Dini referanslarla yürütülen bir savaş Müslüman ülkeler tarafından yapılsaydı, Batı’daki analizlerin çok daha sert olacağı görüşü dile getiriliyor. Batı akademisi yıllarca “Müslüman öfkesi”ni incelerken, Hristiyan ve Yahudi referanslarla yapılan savaş söylemleri aynı yoğunlukta tartışılmıyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio İran tarafını “dini fanatikler” olarak tanımladı, ancak dini söylem kullanan Batılı liderler için aynı sorgulama yapılmadı.

Sonuç

Din savaş politikalarının tek nedeni değil. Ancak ABD ve İsrail karar vericilerinin söylemlerinde dini referansların açık biçimde yer alması, bu motivasyonların neden aynı şekilde incelenmediği sorusunu gündeme getiriyor. Yıllarca “Muslim rage” tartışıldı. Bugün benzer bir sorgulamanın Hristiyan ve Yahudi siyasi söylemleri için yapılıp yapılmayacağı tartışılıyor.

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA