Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Türkiye’nin Arktik Bölgesi Politika Hedeflerine İlişkin Bir Değerlendirme

Mehmet GÜNEŞ
23 Mayıs 2021 12:36
A-
A+

GİRİŞ

Bir ülkenin küresel gelişmeler karşısında milli güç unsuru olarak bilimsel, teknik ve askeri gücünü sadece kendi coğrafyası ile sınırlı kalmaksızın tüm dünyaya erişmek için kullanması beklenir. Örneğin ülkelerin donanmaları sadece karasularını korumak için görevlendirilmezler. Donanmalar, askeri gemiler yanı sıra o ülkenin denizlerdeki ulaşım, taşıma, harp, araştırma, koruma vb. tüm imkân kabiliyetini de içermelidir. Deniz üstünde veya altında hareket edebilen, denizlerin sunduğu tüm olanaklara erişmeyi mümkün kılan veya denizlerin ulaşmaya engel kıldıklarını aşmaya ve onlara ulaşmaya yarayan tüm araç ve donatımların donanmaya dâhil olabileceği akla getirilmelidir. Dolayısıyla Dünya yüzeyinin %70’inin denizlerle kaplı olduğu gerçeği, ülkeleri tüm denizler ve tüm su yollarına karşı ilgisiz kalmaksızın daha çok girişimlerde bulunmaya ve donanmaları dâhil tüm deniz vasıtalarını etki sahasının ötesinde ilgi sahasını genişletmeye sevk etmektedir.

Son yıllarda gittikçe önem kazanan Doğu Akdeniz’de hiçbir şekilde kıyısı olmadığı halde her türlü deniz taşıt ve gemileri ile bayrak gösterip bölgeyi kontrol eden ABD, Rusya, Almanya, İngiltere, Çin dışında bu bölgede çeşitli ülkelerle birlikte tatbikat yapabilen BAE, Suudi Arabistan, Pakistan, Ürdün, Romanya, Bulgaristan vb. ülkeler düşünüldüğünde açık denizlerin sağladığı imkânlar yanında deniz alanlarının bölgesel devletlerle müşterek korunması ve birlikte hareket edilmesinin gittikçe arttığı da gözlemlenebilmektedir. Bu açıdan, bölgesinde Danimarka, “Norveç, Kanada, ABD, Rusya, NATO, AB gibi aktörleri barındıran; ada ve adacıklar üzerindeki ve çevresindeki egemenlik sorunları ile münhasır ekonomik bölgelerin sınırlarının belirlenmesi tartışmaları ve bu sınırların ihlal edilmesiyle oluşan gerginlikler; denizdeki enerji kaynakları, balıkçılık hakları gibi pek çok konuda Doğu Akdeniz coğrafyasında ortaya çıkan mücadelelerle benzerlik barındıran Kuzey Buz Denizi, aynı şekilde Türkiye için de büyük bir önem arz etmektedir.”

Arktik Bölgesinin Önemi ve Büyük Devletlerin Artan İlgisi

33 milyon km²’lik alanı ile Afrika ya da Asya’dan daha geniş olan ve Akdeniz’in beş katından daha büyük bir bölgeyi kaplayan Arktik Okyanusu veya Kuzey Buz Denizi, tahmini enerji ve doğal zenginlikleri ile jeologlar tarafından masallarda geçen ve türlü ganimetleri barındıran “Ali Baba’nın Mağarası”na benzetilmektedir. Arktik bölgesinin daha yeryüzüne çıkartılmamış petrol kaynaklarının %13’üne, doğal gazın %30’una, sıvı doğal gazın %20’sine ev sahipliği yaptığı ve bu kaynakların %84’ünün ise hiçbir ülkenin egemenliğinde yer almayan bölgedeki açık denizlerde olduğu ileri sürülmektedir.

Yaklaşık 16 milyon km²’lik alanı yarı kapalı bir okyanus olan Arktik Denizine Rusya, Kanada, ABD, Danimarka ve Norveç kıyıdaş olsa da bu bölgede ayrıca İsveç, Finlandiya ve İzlanda’yı da dikkate almak gerekmektedir. Ancak bu bölgenin devasa genişlikte bir alanı içermesi sebebiyle yüzyıllar boyunca hiç kimseye ait olmayan toprak üzerinde (terra nullius) egemenlik kazanımına ilişkin uluslararası hukuk pratikleri ve doktrinleriyle egemenlik ve sahipliğine karar verilmeye çalışılmıştır. Bölgenin korunması ve yaşatılmasına yönelik bir girişim olarak 19 Eylül 1996 tarihinde Ottawa Deklerasyonu ile kurulmuş olan “Arktik Konseyi”, ismi sayılan bölgedeki sekiz üye dışında İsviçre, İngiltere, İspanya, Çin, Hindistan, Singapur, İtalya vb. dahil 13 farklı gözlemci ülkeyi de kapsamaktadır. Bölgenin geleceği üzerinde etkili olan Arktik Konseyi’nde yer alabilmek adına gözlemci üye ülke başvurusu için; Ottowa Deklarasyonu’nda belirtilen amaçları kabul etmek ve desteklemek, Arktik Devletleri’nin Arktik’deki egemenlik haklarını ve yetki alanlarını tanımak, Arktik yerli halklarının ve diğer halkların değerlerine, kültürüne ve geleneklerine saygı göstermek, Arktik Konseyi’ne üye ülkelerle ve kalıcı üyelerle iş birliğine giderek Arktik çalışmalarına somut ilgi ve yetenek göstermek gibi şartları kabul etmek gerekmektedir.

Bu bölgeye yönelik olarak Çin’in 2016 yılında Grönland içindeki Grønnedal bölgesinde terk edilmiş bir donanma üssünü satın alma önerisi ve Çinli Shenghe Resources şirketinin Greenland Minerals’in %12,5’ini satın almasıyla Çin’in Grönland’taki varlığı güçlenmiştir. Bunun üzerine ABD, Arktik için büyük stratejik öneme sahip olan Grönland’ı satın alma önerisini Başkan Trump tarafından 2019 yılında dile getirmiştir. Ayrıca daha önce kapatılan Norveç’deki Olavsvern denizaltı üssünün, ABD nükleer denizaltıları için yeniden işler hale getirilebileceği ileri sürülmektedir. Bu bölgedeki en uzun kıyalara sahip Rusya ise, 2017 yılında “Rusya Federasyonu Devlet Programı– Rusya Arktik Bölgesinin 2025’e Kadar Sosyo ekonomik Gelişimi” adında yeni stratejiler üretmiştir. Kırım’ın ilhaki yılı olan 2014 sonrası Rusya ve Çin’in anlaşarak Arktik’te Kutup İpek Yolu, Kuzey Denizi Rotası gibi projeler üreterek iş birliğini güçlendirmesi ABD tarafından bu ülkelerin tehdit olarak algılanmalarına sebep olmuştur. Çin, Arktik bölgesine dair politikalarını 2018 yılında yayınladığı “Beyaz Kitap” ile duyururken ABD İç Güvenlik Bakanlığı Arktik konulu ilk stratejisini ise 2021 yılında açıklamıştır. ABD’nin en büyük avantajı Arktik Bölgesinde NATO üyesi ülkelerin çoğunluğudur.

Türkiye’nin Arktik Bölgesine Yaklaşımı

Türkiye, bahsedilen bölgeye ilişkin beklentileri olsa da özellikle Afrika açılımı, Güney Amerika ülkeleri açılımı sonrasında Yunanistan’ın Arktik Konseyi’ne gözlemci üye başvurusunu öğrendikten sonra çalışmalarını hızlandırmış ve benzeri başvuruyu 2015 yılında yapmaya karar vermiştir. Türkiye’nin 2015 yılındaki Arktik Konseyi’ne yapmış olduğu gözlemci üyelik başvurusuna ise halen cevap verilmemiştir. Oysa aynı yıl Türkiye ile birlikte başvuru yapan İsviçre’nin gözlemci üyeliği ise 2017’de kabul edilmiştir. Aynı yıl Türkiye ve İsviçre dışında Arktik Konseyi’ne gözlemci üyelik başvurusunda bulunan diğer ülkeler ise Avrupa Birliği (Uluslararası örgüt olarak), Moğolistan ve Yunanistan’dır. Arktik Konseyi tarafından gözlemci üyelik başvurusunda bulunan ülkelerin neden üyeliğe kabul edilmediğine ilişkin Konsey tarafından yayınlanan resmi bir duyuru veya bir rapor bulunmamaktadır. Arktik Konseyi’ne gözlemci üyelik başvurusunda, ancak üye devletler tarafından veto söz konusu olabilmektedir. Örneğin Kanada, AB’nin uyguladığı fok balığı ürünlerini yasaklamayı dayatmasına karşılık AB’nin gözlemci üyeliğine karşı çıkmıştır. Ayrıca Rusya da AB’nin bu Konsey’deki gözlemci üyeliğine doğrudan karşı çıkmaktadır.

Arktik alanının artan jeopolitik önemi, yeni deniz geçiş yollarının açılması (Kuzey Deniz Rotası, Kuzeybatı Geçidi vb.), petrol ve maden yataklarının erişilebilir hale gelmesi, yeni balıkçılık alanlarının kullanılabilir olması ve Arktik’e çok uzak olan Çin, Japonya ve Singapur gibi ülkelerin dahi bu bölgeye yönelik ilgileri karşısında Türkiye’nin de üye devletler nezdinde girişimde bulunması ve Arktik Konseyi’ne çeşitli öneri ve projeleri sunmasının gerekliliği ortadadır. Üye devletler dışında Arktik Konseyi’ne gözlemci üye olarak kabul edilen devletler Arktik Konseyi’nin yan kuruluşlarının toplantılarına Konsey Başkanı’nın iznine bağlı olarak, Arktik Devletleri ve daimî katılımcılardan sonra açıklama yapma, yazılı bildiri sunabilme ve tartışılan konular kapsamında görüş beyan edebilme ve en önemlisi bölgenin geleceğinin ne olacağını öğrenebilme hakkına sahiptirler. Diğer yandan Bakanlık toplantılarına yalnızca yazılı ifadeler gönderebilmektedirler. Ayrıca gözlemci üyelerin öncelikle çalışma grupları düzeyinde Konsey’e katılımlarıyla katkıda bulunabilecekleri de belirtilmektedir.

2015 yılında başvuru yapmış olsa da halen Türk Dışişleri Bakanlığı bünyesinde Arktik ve kutuplar üzerine oluşturulmuş yetkili bir uzmanlık dairesi veya bölgeye yönelik bir masa/birim bulunmadığı için gözlemcilik statüsünün elde edilmesinin daha çok gecikebileceği de görülmektedir. Oysa Türkiye ile aynı tarihte başvuran İsviçre kendi dış işleri Bakanlığı bünyesinde oluşturduğu “Sektörel Dış Politikalar Bölümü (Sectoral Foreign Policies Division-SFPD)” aracılığı ile Arktik forumlarında siyasî düzeyde temsil edilmektedir. Türk Dışişleri Bakanlığının, Arktik Konseyi’ne gözlemci statüsüyle üye olunması için Konsey üyesi ülkeler nezdinde 2011 yılı haziran ayından

İtibaren ilgili üye devletlerdeki Büyükelçilikler vasıtasıyla çeşitli girişimlerde bulunulduğuna ilişkin açıklamalar yanında Kanada’nın Türkiye’nin gözlemci üyeliğine karşı çıkmadığı, Danimarka’nın Türkiye’nin başvurusunu yenilemesini istediği, Rusya, ABD ve Norveç’in ise olumlu veya olumsuz herhangi bir tavır takınmadıkları görülmektedir.

Türkiye’nin Arktik Bölgesi Politikası ve Hedefleri

Arktik Bölgesinde en uzun kıyıya sahip olan ülke, tüm Arktik kıyılarının %53’üne sahip olan Rusya’dır. Rusya Arktik Bölgesinin geleceğinde birçok ülkenin yer almasını istememektedir. Oysa Akdeniz’de kıyısı olmadığı halde Suriye’de edindiği askeri üssü olan Tartus’la bölgeyi kontrol eden aynı Rusya, Arktik Okyanusu veya Kuzey Buz Denizinde, bölge dışı güçlerin bulunmasına sıcak bakmamaktadır. 2001 yılında Arktik’teki “Kıta Sahanlığı” konusunda BM Kıta Sahanlığı Sınırları Komisyonu’na başvurarak deniz yetki sınırlarını 200 deniz milinden 350 deniz miline taşımayı hedefleyen Rusya, Arktik Okyanusu içerisinde bulunan “Lomonasov Sırtı”nın Sibirya’nın doğal uzantısı olduğu iddiasıyla bu şekilde Arktik’teki ilk önemli hukuki egemenlik adımını atmıştır. 2001 yılında Rusya’nın Lomonasov Sırtı’nın Sibirya anakarasının doğal uzantısı olduğu iddiası BMDHS komisyonu tarafından 2002 yılında bilimsel kanıtların yetersizliği ile kabul edilmemiştir.

Türkiye’nin bu bölgede yer alabilmek için özellikle Rusya ile olan temaslarını artırması ve bu ülkenin desteğini talep etmesi ve birçok proje ve çalışmayı yürütmek için destek önermesi yerinde olacaktır. Rusya’nın, Türkiye’nin gözlemci üyeliğine destek sağlaması diğer üye ülkelerin de teşvik edilmesi için anlamlı gözükmektedir. Diğer yandan bu bölgedeki faaliyetlerde birlikte hareket etmek adına partner ülke bulmak için bazı ülkelere farklı projeler önermek gerekebilir. Nitekim Aralık 2019’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın: “Konuyu (İngiltere Başbakanı) Boris Johnson'la da görüştüm ve belki de İngiltere ile birlikte orada bu çalışmayı daha da yaygınlaştırarak sürdüreceğiz. Nihai hedefimiz Antarktika Anlaşmalar Sistemi'nde gözlemci ülke statüsünden danışman ülke statüsüne geçerek kıtanın geleceğinde söz sahibi olmaktır” şeklindeki ifadeleri sonrasında Türkiye’nin İngiltere ile ortak çalışmalar yapmasının beklendiği görülmektedir.

Ayrıca Türkiye’de ilk defa 2014 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) bünyesinde kurulan “Kutup Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (PolReC)” çalışmaları yanında, Antarktika özelinde kutup programlarının 2017 yılından itibaren Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde yürütülmeye başlanması ile yeni bir ivmelenme kazanılmıştır. Ayrıca 2017 yılından itibaren İTÜ Kutup Araştırmaları Merkezi öncülüğünde, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi ortaklığında “Kutup (Arktik ve Antarktik) Bilim Programı Çalıştay’ları düzenlenmektedir. En son 4. Ulusal

Kutup Bilimleri Çalıştayı Ekim 2020’de düzenlenmiştir. Bahsedilen Çalıştay, dört ayrı oturumda Antarktika, Arktik, Astrobiyoloji, Astrokimya, Astrojeoloji -Kutuplardan Uzaya, Uzun Dönemli İzleme Projeleri, Yer Bilimleri, Canlı Bilimleri, Fiziki Bilimler, Sosyal ve Beşerî Bilimler ve Poster oturumları ile icra edilmiştir. Ayrıca bu toplantılarda Türkiye’nin 2023-2035 arasında Ulusal Kutup Stratejisinin nasıl olması gerektiğine ilişkin çeşitli görüşme ve tartışmalar yapılmıştır.

Türkiye İçin Arktik Bölgesinde Yeni Politika Önerileri

Türkiye’nin dış politik hedeflerine yönelik ve bu bölgeye verdiği önemin bir göstergesi olarak 2011 tarihinde Arktik Konseyine gözlemci üyelik statüsü için başvuruda bulunan Singapur’un yaptığı gibi Türkiye’nin Bakanlar toplantısında gözlemci üyeliğe kabul edilinceye kadar, Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bölgeye yönelik özel bir elçi atanması ilk olarak değerlendirilebilir. Diğer yandan halen Türkiye’de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca yürütülen bilimsel Kutup araştırmalarının yanı sıra dış ilişki ve diplomasi açısından da farklı politikalar üretebilmek için İsviçre örneğinde olduğu gibi Türk Dışişleri Bakanlığı bünyesinde “Arktik Bölgesi Masası” kurularak bu iki bakanlığın birlikte koordineli çalışılması da planlanabilir.

Arktik Bölgesinde doğabilecek muhtemel kriz ve sorunlarda hem Türkiye ile bağlantılı ülkelerin hak ve menfaatlerinin korunması ve hem de bağımsız şekilde hakem görevi icra edebilecek nitelikte uzman personelin yetiştirilmesi için bahsi geçen bölgenin kıyıdaş ülkelerinde eğitim alınması, staj yapılması, proje ve programlarında görev alınması için personel ekibi planlama ve görevlendirmeleri yapılarak deniz bilimleri, hukuk bilimleri, çevre bilimleri başta olmak üzere yeni personel yetiştirilmesi düşünülebilir.

Arktik Bölgesinde yaşayan yaklaşık 4-5 milyon civarındaki Konseyin doğal üyeleri olarak da görülen başta Eskimolar olmak üzere farklı yerel halklarla temasa geçilerek bölgenin kültürel ve folklorik, inanca dayalı araştırmalarında Türkiye’nin katkılar sunması sağlanabilir. Özellikle Rusya’nın Sibirya bölgesinde ve Uzak Doğu Rusya’da yaşayan Arktik bölgesinde bulunduğu görülen Türklerden Tunguz Soy Grupları ve onların alt soyları olarak bilinen Evenler, Dolganlar ve Geyik Yetiştiricisi Yakut Türkleri ile temas kurulması ve onların doğrudan temsil edilmeleri için aracılık görevi üstlenilebilir.

Son olarak Arktik Bölgesine yönelik sadece Kamu kurumlarının değil düşünce kuruluşlarının sivil toplum kuruluşlarının ve denizcilik ve madencilik şirketlerinin de ilgi duyması, çalışma yapması, çeşitli faaliyetlere hazırlık yapması teşvik edilebilir. Türkiye’nin sosyal sermaye gücü nitelikli eğitimle bahsi geçen bölgenin ihtiyaçları için önemli fırsatları değerlendirebilme potansiyeli barındırmaktadır.

 

KAYNAKÇA

-Atakan, S. (2021). Doğu Akdeniz ve Arktik - https://www.tarihistan.org/dogu- akdeniz-ve-arktik-yazan-soner-atakan-erturk/23559/

-Bittner J. (2016). To Whom Does The North Pole Belong? http://www.zeit.de/politik/ausland/2016-04/arctic-russia-america- conflict-zone

-Dams, T., Schaik, L. v., & Stoetman, A. (2020). Presence Before Power (Güçten Önce Varlık). Clingendael. https://www.clingendael.org/pub/2020/presence-before- power/4-greenland-what-is-china-doing-there-and-why/

-Güçlü Akpınar, B. (2018). Uluslararası Hukuk Çerçevesinden Arktik Güvenliği Politikalarının Analizi: Rusya ve ABD Örneği . Savunma Bilimleri Dergisi , 16 (2) , 83- 118.

-https://abcgazetesi.com/erdogan-bilim-odulleri-toreninde-hedefimiz-antartikanin- geleceginde-soz-sahibi-olmak-67878 (30 Aralık 2019)

-https://kare.mam.tubitak.gov.tr/sites/images/kare_mam/4._ukbc_ozet_kitabi-13-11- 2020.pdf

-Kaya, Ş. (2020), Kutup Bölgelerinde Egemenlik Mücadelesi ve Ekonomik Yatırım Fırsatları. Ankara: Kozmostar.

-Kovalev, A.A. (2013). http://russiancouncil.ru/ common/ upload/ Arctic% 20 Anthology%20V ol%201-1.pdf, ss.25-41.

- Limon, O. (2021). Arktik Konseyi ve Türkiye’nin Unutulan Arktik Konseyi Gözlemci Üyelik Başvurusu, International Journal of Politics and Security (IJPS), Cilt. 3, Sayı. 1, April. 2021, ss. 302-335.

-Macalister T. (2011). Exhausted global oil supplies make Arctic the new hydrocarbon frontier. http://www.theguardian.com/environment/ 2011/jul/05/oil-supplies-arctic.