Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

ABD, Uluslararası Hukuka da Geri Dönebilecek mi?

Mehmet GÜNEŞ
24 Şubat 2021 16:07
A-
A+

ABD Başkanı Joe Biden, Almanya'nın Münih şehrinde düzenlenen Dünya Güvenlik Konferansı'nda ülkesinin dış politikasının değişeceğinin işareti verdi ve kendisinden önceki Trump dönemine atıfta bulunarak, son dört yılda ilişkilerin gergin bir dönemden geçtiğini hatırlatarak "Ben sözünün eri bir adamım. Amerika geri döndü. Bugün kısa bir süre önce başladığım görevde, ABD’nin Başkanı olarak konuşuyorum ve tüm dünyaya çok açık bir mesaj gönderiyorum. Amerika geri döndü. Transatlantik ittifak geri döndü. Ve geriye bakmayacağız" ifadelerini kullandı.

Eski Başkan Donald Trump döneminde 4 Kasım 2019'da resmi olarak çekilen ABD’nin Başkan Biden’la birlikte ilk geri döndüğü uluslararası başlıklardan ilki Paris İklim Anlaşması oldu. Antlaşmayı imzalayan 197 ülke arasından çekilen ilk ve tek ülke olan ve iklim değişikliğine sebep olan sera gazı salınımında Çin’den sonra ikinci sırada gelen ABD’de Başkan Trump o dönem anlaşma için “istihdamı öldürüyor” ifadelerini kullanırken “çevreyi kirleten yabancıları zenginleştirirken Amerikan halkını cezalandıracak” diye konuşmuştu.

İkinci olarak Mayıs 2020’de yine Donald Trump’ın; "Çin'in Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) üzerinde mutlak bir hakimiyeti var. ABD, DSÖ'ye yılda neredeyse 450 milyon dolar fon sağlarken, Çin sadece 40 milyon dolar ödedi. DSÖ'den esaslı reformlar yapmasını istedik ancak onlar harekete geçmeyi reddetti. DSÖ, oldukça ihtiyaç duyulan reformları yapmadığı için biz de bugün DSÖ ile ilişkimizi sonlandırıyoruz” sözleriyle ayrıldığı Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyine bağlı merkezi Cenevre’de bulunan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)ne, Başkan Biden seçilmesi sonrası ABD’nin sorumluklarını yerine getireceğini ifade ederek bu örgüte ve sorumluluklarına tekrar geri döndüğünü açıkladı.

Üçüncü olarak ABD’nin diğer ülkelerle birlikte 2015 yılında İran ile yapılan nükleer anlaşmaya tekrar geri dönmesine ilişkin yapılan resmî açıklamada yer alan: “Eğer İran JCPOA anlaşması yükümlülüklerine tam olarak geri dönerse ABD de aynısını yapacaktır" ifadeleri ile 2018 yılında Donald Trump'ın İran nükleer anlaşmasından çekilme kararı sonrasında Biden’ın Başkanlığı ile birlikte ABD açısından diğer bir geri dönülen uluslararası bir başlık oldu.

Trump dönemi ABD’nin yanlış politikaları denilerek geri dönülen eski pozisyonlar arasında en çok merak edilen sıradaki konu ise ABD’nin uluslararası hukuka gerçek anlamda geri dönüp dönemeyeceğidir. Yeni Başkan Biden için ABD’nin yıllarca savunduğu ancak yerine getirmediği değerlere ilişkin en önemli başlık ABD’nin 2 uluslararası hukukla olan imtihanıdır. Çünkü ABD için adalet, barış ve özgürlük vb. kavramların uluslararası arenadaki karşılığı olarak gün be gün ne kadar hukuktan uzaklaştığının en büyük örneği, geçen yıl uluslararası ceza hukukunda ABD'nin Afganistan'daki askerlerinin savaş suçu işlediği iddialarını soruşturan Uluslararası Ceza Mahkemesinin Gambiyalı kadın Başsavcı Fatao Bensouda ve diğer savcılık yetkililerine yönelik misilleme olarak yaptırım kararı almasıydı. Mart 2020’de, merkezi Hollanda'nın Lahey kentinde bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)de görülen bir davada, savcıların Afganistan’da savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlar için Taliban, Afgan güçleri ve ABD askerleri ve ABD istihbarat personelini kapsayacak şekilde soruşturma açılabileceğine ilk defa karar vermişti. ABD'nin UCM'ye üye olmasa bile ABD askerlerinin işlediği iddia edilen savaş suçlarını UCM'ye üye olan Afganistan'da işlediği için Mahkeme tarafından sorgulanabileceği belirtilmişti. Bu karar üzerine, ABD Başkanı Donald Trump imzaladığı 11 Haziran 2020 tarihli kararnameyle, UCM yetkililerinin ABD'deki mal varlıklarına el konulması ve ülkeye giriş yasağının da dahil olduğu bazı yaptırımlar uygulanması talimatını vermişti. ABD'nin bu girişimine karşı UCM’ye taraf devletler Konseyinin yaptığı açıklamada, mahkemeye ve hukukun üstünlüğüne karşı ABD’nin bu tavrının “emsali görülmemiş ciddi bir saldırı” teşkil ettiği kaydedilmişti.

Biden’ın peş peşe açıkladığı ve sorumluluk alan geri dönüşler anlamlı olmakla birlikte, tüm dünyada ABD için gerçek geri dönüşün esas göstergesi, ABD’nin Uluslararası Ceza Mahkemesinden özür dileyip bu Mahkemenin kararlarını artık kabul edeceğine ilişkin Sözleşmeye geri dönme kararı vermesi ve böylelikle uluslararası hukuka olan inancını belirtmesi olacaktır. Çünkü ABD adına işlenen uluslararası suçların hesabını vermek adına, ABD’nin kurucusu olduğu ve Biden gibi demokrat Başkan Bill Clinton döneminde 31 Aralık 2000 tarihinde imzaladığı ancak cumhuriyetçi Başkan George Bush’la birlikte 6 Mayıs 2002 tarihinde çekildiği UCM’nin kurulmasını içeren Roma Statüsü'ne ABD’nin geri dönmesi belirli seviyede belki bu ülkenin saygınlığını geri kazandırabilecektir.

2002 sonrası ABD, kendi personelinden devlet adına savaş suçu ve insanlığa karşı suç işleyenleri Uluslararası Ceza Mahkemesinin yargı yetkisinden kurtarabilmek için çeşitli devletlerle imzaladığı İkili Dokunulmazlık Anlaşmaları (İDA) (Bilateral Immunity Agreements-BIAs) vasıtasıyla uluslararası ceza hukukuna inanamadığını göstermeye devam etmişti. Ayrıca, ABD özellikle ülke dışında operasyon yapan askeri personelinin, Uluslararası Ceza Mahkemesi yetkisini kabul eden ülkelerdeki suçlarından sıyrılabilmesi için Amerikan Askeri Personelini Koruma Yasası (American Servicemembers' Protection Act-ASPA) çıkarmıştı. Bu yasaya göre UCM'ye taraf ülkeler ABD ile ikili dokunulmazlık anlaşması imzalamazlarsa bu ülkelere yapılan Amerikan askeri yardımları askıya alınacaktı. Amerikan'ın NATO müttefikleri ve "NATO-dışı önemli müttefik" sayılan dokuz ülke olan (Arjantin, Avustralya, Mısır, 3 İsrail, Japonya, Ürdün, Yeni Zelanda ve Güney Kore) ASPA yaptırımları dışında bırakılmıştı.

2002 yılından sonra taraf ülkelerin devlet sınırları içinde veya bir taraf ülke vatandaşı tarafından işlenen Anlaşma'da belirtilen soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları türünden suçları yargılayabilen UCM’ye karşı ABD’nin Trump döneminde sergilediği bu tutumunu değiştirme emaresi olarak Biden yönetimindeki ABD dış işleri bakanlığınca geçen günlerde yapılan bir yazılı açıklamada; “UCM'nin Afganistan ve İsrail/Filistin konularıyla ilgili kararlarına katılmasak da, ABD’nin Mahkemeye karşı önceki yaptırımları ayrıntılı bir şekilde yeniden gözden geçirilecek" sözü verilmişti.

ABD’nin Trump dönemindeki UCM’ye olan eski tutumunu düzeltmesi beklenirken kısa bir zaman önce, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) bu defa BM'nin “Filistin halkının 1967’den beri işgal altında bulunan topraklarda kendi kaderini tayin etme ve bağımsızlık hakkı yeniden teyit edildiği” yönündeki kararına dayanarak, ABD’nin stratejik müttefiki İsrail’in 1967 Ortadoğu savaşında işgal ettiği Filistin topraklarında işlenen suçlara ilişkin Doğu Kudüs de dahil olmak üzere Gazze ve Batı Şeria’da bölgesel yargı yetkisine sahip olduğuna karar verdiğini açıkladı. Filistin Adalet Bakanı Muhammed Fehd eş-Şelalde, UCM'nin İsrail'i savaş suçları nedeniyle yargılama kararının tarihi bir karar olduğunu belirterek, söz konusu karar ile birlikte işgal altındaki Filistin topraklarında işlenen suçlarla ilgili soruşturma başlatılmasının önünün açıldığını söyledi. 2015 yılında mahkemeye üye olan ve Trump döneminde İsrail karşısında zor duruma düşürülmeye çalışılan Filistin, UCM’ye başvurarak İsrail'in 2014'de Gazze Şeridi'ndeki çatışmalar sırasında ve işgal altındaki Batı Şeria ile eklenen Doğu Kudüs'deki Yahudi yerleşimleri için yürütülen tüm eylemlerinin incelemesi talebinde bulunmuştu.

Trump döneminde kendisine yaptırım uygulanan UCM başsavcısı Fatou Bensouda, sadece ABD ve İsrail için değil aynı zamanda 2020 Mayıs ayında Libya'da işlenen suçlara ilişkin yürüttüğü başka bir soruşturma hakkında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine (BMGK) sunduğu raporda, ülkenin doğusundaki Halife Hafter'e bağlı gayrimeşru silahlı güçlerin işlediği suçlar ve sivillere yönelik saldırılarını gündeme getirmişti. Ayrıca, ABD gibi UCM’nin yargı yetkisinden kaçınmak için 2016 sonunda Sözleşmeden çekilen Rusya’yı da yakından ilgilendirecek şekilde Rusya'nın Gürcistan'daki 2008 savaşındaki eylemlerinden ve 2014'ten beri Ukrayna’daki faaliyetlerinden dolayı inceleme yaptığını açıklamıştı. Özellikle Rusya UCM’nin yargı yetkisini kabul etmese de Rusya’nın operasyon yaptığı Gürcistan ve Ukrayna UCM’nin yargı yetkisini kabul etmeleri sebebiyle Rusya’nın bu konulardaki incelenmesinin sonucu merakla bekleniyor.

Uluslararası Ceza Mahkemesinin son yıllarda verdiği cesur kararlarla, kendini dokunulmaz ilan eden devletlere karşı sergilediği uluslararası ceza hukuku öne 4 çıkaran bu tutumuna uluslararası sistemi domine eden ve kendine rakip istemeyen ABD’nin aslında destek vermesi gerekmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrası insan haklarına öncülük eden, her fırsatta insanlık idealini savunan ABD’nin, retorik seviyeden çıkararak Çin gibi rakipleri karşısında savunduğu özgürlük, adalet, demokrasi gibi değerleri yaşatabilmesinin ve uluslararası sistemde hukuki sorumluluklarını yerine getirebilmesinin tek yolunun uluslararası hukuku öne çıkaran, gücü ve sömürüyü değil insan haklarını önceleyen bir konum ve duruşa geri dönmesiyle sağlayabileceği ortadadır. Dolayısıyla ABD için gerçekte geri dönülecek olan hususlar aslında kendisinin bozulmasına sebep olduğu insan hakları, adalet ve barışın devamlılığıdır. Bu sebeple samimi bir şekilde geri dönülecekse büyük devletler ancak örnek alınacak doğrular ve insanlık değerleri için geri dönmelidir. Aksi takdirde Biden’ın ifadesiyle “geri dönmek “ancak kendi kendine ve kendi etrafında dönüp durmaya dönüşecektir.