Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Devletler İçin Uluslararası Politikada: “Çıkış Stratejisi”

Mehmet GÜNEŞ
01 Ağustos 2021 12:02
A-
A+

“Kendini ve düşmanını iyi tanıyorsan zafer senin için asla

tehlikede değildir. Gökyüzü ile yeryüzünü iyi biliyorsan

senin için zafer asla tükenmez”  Sun-Tzu

Giriş

Strateji kavramı tıpkı demokrasi kavramı gibi sosyal bilimlerde yönü kaybolmuş, anlamı karmaşıklaşmış ve içeriği değişen ve dönüşen kavramlardan biridir. Yönü kaybolmuştur çünkü stratejinin uzun vadeli genelde devlet türü yapıların hedeflerini içeren planlı ve çok katmanlı genel eylemler dizgesi anlamı zaman içerisinde daha kısa vadeli ve değişken hedeflere yönelik birbirleri ile bazen çelişebilen ve devlet dışı siyasal ve ekonomik kurumları da kapsayan faaliyetler anlamına dönüşmüştür. Strateji kavramı yüzyıllar boyunca genelde askeri düşünceye ve savaş yönetimine yönelik kullanırken halen askeri disiplinin dışındaki tüm alanlarda örneğin yönetim ve organizasyon, kişisel gelişim, bilgisayar oyunları vb. konulardaki belirli bir hedefi elde etmeye yönelik tüm faaliyetleri kapsar halde kullanılmaya başlamıştır. Dolayısıyla strateji kavramının kullananların zihnindeki anlama karşılık gelecek şekilde yüzlerce yeni türünden bahsetmek söz konusudur. Aynı akıbete uğrayan demokrasi kavramının da önüne getirilen eklerle yüzlerce yeni türü olduğu ileri sürülmektedir. Amerikan Siyaset Bilim Derneği’nin 1995 yılındaki kongresinde, David Collier ve Steven Levitsky’nin birlikte sundukları “Sıfatlarla Demokrasi” başlıklı makale ile farklı demokrasi tanımlarını bir eksene oturtarak işlevsel bir sınıflandırma yapmaya çalışılmış ve içlerinde doğrudan demokrasi, temsili demokrasi, liberal demokrasi, radikal demokrasi, militan demokrasi, müzakereci demokrasi, katılımcı demokrasi vb. isimlerle anılan demokrasinin 550 farklı biçiminin olduğu ileri sürülmüştür.[1] Benzeri durum strateji kavramı için de geçerlidir. Yaptığımız bir incelemeye göre strateji türlerinin demokrasi türlerinden daha fazla olabileceğine işaret etmektedir. Çünkü strateji hangi alanda ve hangi konuda kullanıyorsa o alanın düşünme, eylem ve ana kavramları ile bitişik şekilde yeni bir türleştirme şeklinde kullanılabilmektedir. Örneğin işletme alanının altındaki ürün tedariki ve iş yönetimi bölümü söz konusu olduğunda; bir işletme için pazarlama stratejisi, satış stratejisi, reklam stratejisi, verimlilik stratejisi, büyüme stratejisi, finans stratejisi, insan kaynakları stratejisi vb. birçok bitişik kavram bu şekilde üretilmiş durumdadır. Ancak bu çalışmada şirketler, vakıf veya kurumların nitelendirdiği stratejinin türlerinden değil devlet eşiti türündeki kamusal yapılar örneğin uluslararası örgütler açısından stratejinin anlamına değinerek bu tür yapıların dikkate alması gerektiği düşünülen yeni bir strateji türünden bahsedilecektir.

Devlet benzeri yapılar veya örgütlerin en önemli misyonu hayatta kalmak ve karşılaştığı ulusal veya uluslararası seviyedeki siyasal ve toplumsal sorunları çözerek belirlediği hedeflere ulaşmak olmalıdır. Bunun için devlet yöneticileri, kamu bürokratları, üst düzey politikacılar ve akademisyenlere yönelik olarak hazırlanan bu yazı serisinde kamusal hedeflere yönelik stratejinin doğru üretilmesi, uygulanması ve değiştirilebilmesine yönelik siyasal düşünce bağlamında ilk defa özgün ve serbest değerlendirme ve nitelendirmelerle kavramsal önermelerde bulunulacaktır. Bu yazının amacı strateji kavramındaki kullanım farklılıkları eleştirmek değil stratejiyi uygulamada çok az bilinen ve çok az üzerinde düşünüldüğüne inanılan bir strateji teriminin içeriğini şekillendirmeye çalışmaktır. Bu terim ise “Çıkış Stratejisi’dir.” Ancak bu terimin içeriğini ortaya koymadan önce bunun için ilk olarak stratejinin genel seviyedeki devlet ve benzeri güç ve iktidar yapıları için ne anlama geldiğinin ana hatları ile açıklanması gerekecektir.

Devlet Politikası İle Stratejisi Arasında Ne Fark Vardır?

Bu başlık kamusal güç ve yeteneklere bürünmüş tüm üst düzey kamu yapılarının ki en bilineni devletlerdir, stratejileri ile politikaları arasında mutlaka bir ayrım yapılması gerektiğine inanıldığı için seçilmiştir. Çünkü çoğu zaman bir devletin herhangi bir konudaki stratejisi ile kamu politikasının birbirinin yerine kullanıldığı görülmektedir. Özellikle kamu politikasının bileşenleri ve aktörlerinin, strateji söz konusu olduğunda nasıl değişebileceği göz aradı edilmektedir. Kamu politikası genelde ülke içi sorunlara odaklanarak “siyasi otoritelerin aldığı bağlayıcı nitelikteki kararlarıdır” ve bu sebeple kamusal seviyedeki sorunların çözümünde “yapmayı veya yapmamayı seçtikleri şeylerin tümüdür”[2] Çoğunlukla kamu politikaları siyasi otorite tarafından belirlenir ve devamında ise kamu görevlileri tarafından uygulanırlar. Siyasi bir tercih içermesi sebebiyle belirlenen kamu politikalarının ister istemez o ülkede muhalifleri de olabilecektir. En bariz özelliği ise bu politikaların siyasi bir getiriyi sağlayacağı düşünülerek oluşturulmasıdır. Diğer bir ifadeyle kamu politikaları çoğunlukla popüler olma ihtimali içerirler. Kamu politikalarında ana aktörler ise aynı zamanda devletin ana aktörleri olan yasama, yargı ve yürütmedir. Ancak yürütmenin diğerlerinden açık ara daha belirleyici olduğu da unutulmamalıdır. Kamu politikaları, siyasi bir vaat silsilesi içerisinde her iktidar değişiminde tekrar gözden geçirilerek yenileştirilmiş şekilde daima sürdürülmek istenir. Bu sebeple çoğu zaman kamu politikaları, ülkenin ana kökleşmiş kamusal seviyedeki sorunlarını çözmek yerine sorunları mevcut haliyle “yüzdürmek” denilen batırmadan su üstünde tutmaya yarayan bir işleve sahiptir. Dolayısıyla da bir ülkede örneğin “devletin eğitim politikası” ifadesi yerine siyasi bir yönü olduğunu vurgulamak istercesine “hükümetin eğitim politikası” ifadesi ile hem kamu politikalardaki geçicilik ve hem de geçişkenlik vurgulanmak istenmektedir ve hem de uzun vadeli olmadıklarından her zaman vazgeçilebilecekleri de ifade edilmektedir.

Kamu politikalarından farklı olarak stratejiler için bilinen ve önerilen kabuller ise daha sınırlayıcı ve keskindir. Strateji, öncelikle belirlenmiş uzun erimli hedefleri ele geçirmeyi sağlamaya yönelik tüm imkânları sevk etme ve birlikte kullanmayı gerektirir. Dolayısıyla belirlenen hedefin kamu politikası yaklaşımından farklı olarak değerli, hayati, anlamlı ve geçerli olması beklenecektir. Bütünleşik düşünerek birlikte hareket etmeyi, yetenek ve kabiliyeti dışlamadan hedefi elde edinceye kadar sabır göstermeyi içeren stratejide ana bileşen kapasiteyi tam şekilde kullanacak biçimde hedefe yoğunlaşmayı sağlamaktır. Bu sebepten ötürü Osmanlıcada, strateji kelimesi kullanılmaz onun yerine tüm birlikleri hedefe yöneltme, hedefte birleştirme anlamında örneğin “askeri strateji” kavramına “sevkülceyş” denilmekte idi. Bu yazıda konu edilen devlet stratejisinde ise devletin tüm imkân ve kaynaklarını belirlenen hedefe yöneltme ve hedefe sevk etme iradesi gerektirdiğinden dolayı kamu politikasından farklı olarak siyasi tercihleri dışlamamakla birlikte devlet stratejisinde, siyasi getiri düşüncesi geri planda olmalıdır. Stratejiyi belirleyen etmenler kamu politikalarından farklı olarak ülke içi dinamiklerden ziyade bölgesel ve küresel seviyedeki uyuşmazlıklar, çıkarlar ve birleşmeler oluşturmaktadır. Stratejiyi şekillendiren uzun dönemli hedefler belirlenirken ülkenin geçirdiği tarihsel dönemler ve coğrafik konum ile zamanın öngördüğü yeni nitelendirmeler öne çıkacaktır. O halde devletin herhangi bir uluslararası içerikli stratejisi denilirken kamu kurumlarının politik hedeflerini gerçekleştirmek için hazırlayacakları stratejik planlamalarda detaylandırılmış eylemleri gösteren ancak onları ana hedefte birleştiren kapsamlı ve iyi düşünülmüş çok aktörlü bir yol haritasını anlamak gerekecektir.

Bu yazının devamında strateji kavramın içeriğini devlet benzeri siyasi otoriteler için analiz etmekten ziyade önceden belirlenmiş ve belli bir müddet uygulanmış stratejilerin yetersizliği ve etkisizliği karşısında nasıl bir düzeltme strateji izlenmesi gerektiğine ilişkin siyaset ve uluslararası ilişkilerde çok az kullanılan yeni bir kavram olarak önerilen “çıkış stratejisi” kavramı şekillendirmeye çalışılacaktır. Dolayısıyla bir devletin siyasal ve toplumsal stratejisindeki başarısızlığı en az hasarla gidermek, esnek ve ikame edilebilir bir stratejiye geçişi sağlayabilmek adına “çıkış stratejisi” kavramın nasıl ve ne şekilde ele alınabileceğine ilişkin görüşler ve açıklamalar yapılacaktır.

“Çıkış Stratejisi” Kavramında Ana Paradigmayı Açıklamak

Stratejiyi belirlemek ve uygulamak, hayati seviyede hedefleri elde etmeye yönelik gerekli ve vazgeçilmez türden bir imkân sağlasa da bir devlet için aynı oranda riskler de içermektedir. Bu risklerin en tahmin edileni, stratejinin devlet yönetimi tarafından zamanla sorgulanmaması ve aksinin düşünülmemesidir. Bu duruma “statik stratejiye mahkûm olmak” denilebilir. Strateji belirlenirken şartlar ve imkânlar ile çevresel güç ve etkilerdeki zamanla oluşacak değişim bir devleti stratejisini yeniden düşünmeye de sevk edebilir. Bu duruma örnek ise devletin kapasitesi arttıkça önceki stratejilerinin boyut ve hedeflerinde yeni düzeltmelerin ortaya çıkması gösterilebilir. Bu durumda da yine devlet için kendi başına riskler barındırmaktadır. Çünkü “stratejiyi yeniden boyutlandırmak” adı verilebilecek olan yeni durumun da değişebilme ihtimali sebebiyle kalıcı olamayabileceğinden tercihi sonrası risk içereceği tahmin edilebilir. Görüleceği üzere yeni oluşabilecek şartlar sebebiyle strateji, tıpkı ağır tonajlı bir aracın yönünü değiştirmek amacıyla gerekirse trafikteki akışı da bozmayı göze alarak yeni manevra arayışı sebebiyle nasıl ve ne şekilde istenen güvenli bir yola bir geçilebileceğinin düşünülmesini gerektirmektedir. İşte “çıkış stratejisi” bu konuda kafa yoranlar için yeni bir anlama alanı sağlayacak bir kavramsal esnekliğe sahiptir.

Çıkış stratejisi, bir değerlendirme sonrasında olumsuz kayba dönüşen veya dönüşme ihtimali bulunan bir durumu düzeltmek adına uygulamaya konulan “ikame strateji”nin diğer adıdır. Özellikle iş yönetiminde içine düşülen zararda ısrar etmemek, eski hedefleri revize etmek yeni şart ve ortamı iyi analiz ederek gelecekte istenilen durum ve pozisyonu hazırlamaya çalışmak olarak anlaşılmaktadır. Çıkış stratejisi sadece iş hayatında değil kamusal alanda da devlet yöneticileri için her zaman dikkate alınmalıdır. Devletlerin yakın tarihli siyasi hayatlarında bazı olaylarda çıkış stratejisini önemsemedikleri için ağır sonuçları barındıran birçok askeri, politik ve ekonomik yenilgiyi kabul etmelerine ilişkin örnekleri bulmak mümkündür. Örneğin Vietnam Savaşında ABD’nin zamanında devreye sokamadığı bir çıkış stratejisinin olmaması sebebiyle özellikle daha sonraki dönemler için Çin’in bölgesinde ve dünyadaki yükselişine razı olmak durumunda kaldığı ileri sürülmektedir. Dolayısıyla çıkış stratejisi, sadece görülen bir olaya yönelik düzeltme hamlesi olmanın ötesinde, bir devletin ihtimal barındıran sonraki tüm hamlelerini etkilediği gibi rakiplerinin pozisyonunu da farklı şekilde değiştirebilmektedir. Aynı şekilde yine ABD’nin Afganistan işgali sonrası yıllardır dile getirdiği halde bir türlü yerine getiremediği çıkış stratejisini zamanında uygulayamaması sebebiyle ancak 2021 yılına sarkan bir harekâtının bedelinin büyük boyutlara ulaşmasına razı olması gerekmiştir. 2001’den bu yana 2 trilyon dolarlık maddi harcama yanında 250 bin insanın ölmesine yol açan Afganistan’a yönelik stratejisinde ABD başkanlarından Bush, Obama, Trump görev sürelerince sözünü ettikleri halde bir türlü çıkış stratejisini uygulamayı başaramadıkları görülmüştür. Biden ise seçildikten hemen sonra “Ben şu anda Afganistan'daki Amerikalı askerlerin varlığını yöneten dördüncü ABD başkanıyım: İki Cumhuriyetçi, iki Demokrat. Bu sorumluluğu beşinci başkanın üzerine yıkmayacağım” diyerek çıkış stratejisini uygulamaya geçirdiği görülmektedir. Ancak bu strateji, sadece Afganistan’da bulunmak veya bu ülkeden tamamen ayrılmak üzerine kurulmadığından, özellikle ABD’nin Çin karşısında bölgede nasıl daha esnek şekilde var olabileceğini ve yeni askeri üslerini nerede inşa edebileceğini önceden planlanmış olmasını gerektirdiği de açıktır.  Bunun için yeni dönemde ABD güçlerinin Özbekistan veya Tacikistan ile Afganistan’a yakınlığı sebebiyle üslerin Kırgızistan’a kaydırılması olası gözükmektedir. Dolayısıyla incelenen örnekte ABD için burada “çıkış stratejisi” denilen düzeltme stratejisi, Çin’in “Kuşak ve Yol Girişimi” başlıklı ilerleme kaydeden ABD için büyüyen tehdit içerikli stratejisini engelleyerek bu devletin bölgesel etkisini azaltmaya yoğunlaşmış ikame bir stratejidir.

Çıkış stratejisi, kendiliğinden olan veya bir anda verilebilecek bir kararla uygulamaya geçilebilecek bir değişikliği sadece kapsamamaktadır. Bu stratejide temel nokta, önceki stratejinin sürdürülebilirliğini yansız ve objektif olarak yeniden ele alabilme yanında belki de bazı kazanımları da gerekirse terk edebilme cesaretini gerektirmektedir. Genelde gerçeklerle yüzleşmek yerine mevcut statükoyu sürdürmek çoğu yönetici ve siyasetçinin tercih edeceği kolay ve rahatlatıcı bir seçenektir. Oysa ülkesi adına gelişmeleri ve durumdaki değişimleri iyi okumayanların veya gerçekleri dinlemeye vakti olmayanların karar verme noktasındaki gecikmeleri yüzünden yönettikleri topluma zarar verme olasılıkları her zaman söz konusudur. Bu konuda yine Afganistan örneğinde ABD’nin yıllarca nasıl gerçeklerden uzaklaştığına ilişkin Afganistan Yeniden Yapılanma Özel Başmüfettişi John Sopko’nun Afganistan konusunda; “Generallerimiz, büyükelçilerimiz, tüm yetkililerimiz, elde ettiğimiz kazanımları fazlasıyla abarttı. Kongre'ye ve Amerikan kamuoyuna 'Kritik noktayı atlattık' mesajları verdiler. Halbuki o noktayı o kadar atlatmıştık ki, 360 derece dönüş bile yapmıştık” sözleri bu konuda iyi bir örnek oluşturmaktadır. Devamında Afganistan’da görev yapan ABD’li “Dört yıldızlı generaller, dört yıldızlı askeriye, dört yıldızlı büyükelçiler, ABD Uluslararası Kalkınma Dairesi'ni kısa vadeli olarak başarı öyküleri göstermeye zorladı. Bunların hiçbirinin işe yaramayacağını kendileri de biliyordu” diyen Sopko, ABD’nin ısrarla uygulamaya koyduğu ve değiştirmediği Afganistan stratejisinde açığa çıkan devasa sorunların çoğu zaman yetkililerce gizlendiğini de ileri sürmektedir.[3] Bu durum, ülke dışı strateji hedeflerine saplanıp kalmanın doğuracağı statükoyu iyi özetlemektedir.

Politik niteliği bu yazıda öne çıkarılmaya çalışılan “çıkış stratejisi”ne geçmişte askerî harekât açısından en iyi örneklerden biri, yeniden toparlanma ve organize olmak üzere Türk ordusunun 1921 yılında “Sakarya Nehri'nin doğusuna çekilerek Yunan Ordusu ile arasında mesafe koyarak” düşmanla teması kesmiş olması sonrasında uyguladığı stratejik manevralardaki uygulamalar gösterilebilir. Ancak ister askeri ister politik ve isterse ekonomik olsun tüm çıkış stratejilerinde önemli hususlardan bir diğeri; düşman, rakip ve muhalif güçlerden ziyade dost, müttefik ve birleşik güçleri bu tür bir değişikliğe veya ikameye inandırmanın zorluğudur. Çünkü birlikte hareket edilenler tarafından dahi çıkış stratejisi, çoğunlukla bir yenilgi, bir bozgun veya bir fiyasko şeklinde etrafa takdim edilebilecek ve birçok suçlamaya dönüşen eleştiriler bulunabilecektir. Bu sebeple çıkış stratejisinin, özellikle uygulayıcılara iyi anlatılması ve iyi kurgulanması gerekecektir.

Çıkış stratejisi, kazanılsa da maliyeti ağır bedeller içeren sahte zaferleri önlemenin en etkili yollarından biri olarak daha detaylı şekilde gündemde tutulmalıdır. Tarihte Pirus zaferi örneğinde olduğu üzere, topluma ve ülkeye maliyeti karşısında halkını adı konulmamış birçok yenilgiye uğratmamanın bir imkânı olarak özellikle devlet yöneticileri açısından her zaman içsel objektif sorgulamayı, kar ve zarar dengesini iyi hesaplamayı, gücü yerinde etkin ve dengeli kullanmayı ve ayrıca halkına karşı sorumlu ve hesap verebilir olmayı da beraberinde gerektirecektir. Dolayısıyla eğer bir ülkede yöneticiler için eğer böyle kaygıları yoksa zaten çıkış stratejisi, genellikle kendi kişisel çıkışlarını perdelemeye yarayacak bir sahteliğe bürünecektir.

Sonuç olarak çıkış stratejisi, bir ülkenin uluslararası hedefleri açısından eldekini terk etmek, bırakıp gitmek anlamında değil, bir sonraki aşamaya dönük güç toplamaya ve etrafı yeniden anlamaya yarayacak şekilde batağa saplanmış kabul edilmeyi önleyecek yegâne değerli bir strateji kavrayışı olarak birçok yönetici açısından üzerinde çokça düşünülmeyi hak eden ve kuramsal temellerine yönelik katkı sağlanması beklenen önemli strateji türüdür.

 

[1] David Collier, Steven Levitsky, “Democracy with Adjectives: Conceptual Innovation in Comparative Research”, World Politics, Vol. 49, No. 3, The Johns Hopkins University Press, April 1997, s. 430-45.1

[2] Thomas R. Dye, Understanding Public Policy (4th ed.). Englewood Cliffs, NJ: Prentice-Hall, 1987, p.1.

[3]https://www.voanews.com/us-afghanistan-troop-withdrawal/hubris-and-mendacity-us-watchdog-unloads-us-efforts-afghanistan