Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

2021 NATO Zirvesinin Rusya ve Doğu Avrupa Ülkeleri İçin Yansımaları

Mehmet GÜNEŞ
05 Temmuz 2021 15:48
A-
A+

Belçika'nın başkenti Brüksel'de 14-15 Haziran 2021’de yapılan NATO Zirvesi'nde; üye İttifak üyeleri, Rusya’nın Kırım’daki askeri varlığını artırmasını kınayarak Rusya'ya askeri güçlerini yarımadadan geri çekme çağrısı yaptığı ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin de NATO'nun Ukrayna'yı ittifaka üye olarak almayı kabul ettiğine yönelik açıklamaları öne çıkmıştı. Ancak bu zirveyi asıl önemli kılan konu, NATO’nun yeni savunma konseptine dair hazırlanan raporun üye ülkelerce görüşülmesi ve kabul edilmesidir.

NATO üyesi ülkelerin önümüzdeki on yılını şekillendirecek olan 2030’daki NATO vizyonunu görüşmek için bir araya gelen liderlerin kabul ettiği altmış yedi sayfalık “NATO 2030: United for a New Era” (NATO 2030: Yeni Bir Çağ için Birliktelik) başlığını taşıyan rapor, sadece savunma birlikteliği içindeki ülkeleri değil diğer hedef ülkeleri ve bölge ülkelerini de yakından ilgilendirmektedir.

Bahsedilen raporun hazırlanmasını sağlamak adına Nisan 2020’de NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg tarafından özel olarak seçilen 10 kişilik uzman, ittifakın yeniden canlandırılması konusunda bir rapor hazırlamakla görevlendirilmişti. Uzmanları arasında Almanya’nın eski Savunma ve İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere (CDU) ve ABD’nin Avrupa ve Avrasya İşlerinden sorumlu eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Aaron Wess Mitchell gibi NATO misyonu konusunda yetişmiş siyasetçiler de yer alırken ayrıca bir Türk diplomat olarak 2020 Nisan'ına kadar NATO Genel Sekreter Yardımcılığı görevini yürüten  Büyükelçi Tacan İLDEM de teşkil edilen uzman grubunda görev alanlardan biriydi. Grup üyelerinin pandemi sebebiyle sekiz ay boyunca yan yana gelememesi sebebiyle birçoğu video konferansla yapılanlardan oluşan 100 dolayındaki toplantı sonrasında mutabık kaldıkları stratejik hedefler içeren metin NATO üyesi ülkelerin onayı sonrasında yürürlüğe girmesi beklenmektedir.

2030’a ulaştıracak NATO üyelerinin ittifakındaki vizyonu, “an Alliance defined by vitality, utility, relevance and endurance” (hayatiyet, kullanılırlık, geçerlilik ve dayanıklılıkla tanımlanan bir İttifak) olarak tanımlanırken 2030 NATO perspektifini açıklayan raporda birlikte hareket etmeye yönelik 138 tavsiye yer almaktadır. Raporda öncelikle NATO’nun iç birliğini güçlendirmek (veya onu yeniden tesis etmek) için, müşterek kararların daha hızlı alınması gerektiği tavsiye edilmektedir. Ancak bahsedilen daha hızlı karar alma sürecinin nasıl sağlanabileceğine ilişkin halen yürürlükte olan ve NATO’da ana kural niteliğindeki tüm kararların oybirliği ile alınma ilkesinin mutlaka yumuşatılması gerektiği de belirtilmektedir.

2030’a doğru NATO vizyonunda; Rusya ve bu ülke ile birlikte hareket eden diğer Doğu Avrupa ülkelerine yönelik önemli değerlendirmeler yer almaktadır. Raporda Rusya; NATO’nun tehdit odaklarından biri olarak teyit edilse de, ittifakın Moskova ile “barış içinde bir arada yaşama konusunu tartışmaya açık olduğunu” ancak herhangi bir düşmanca harekete derhal yanıt verme yeteneğinden mahrum kalmayacağı da ileri sürülmektedir. Bu açıdan raporda, NATO’nun Rusya’ya karşı caydırıcılık ve diyalogu birlikte barındıran çift kulvarlı bir yaklaşım kullanması ve duruma göre hareket etmesi önerilmektedir. Diğer yandan NATO zirvesinde yayınlanan sonuç bildirisinde, alınan kararlar ve Rusya’ya yönelik önümüzdeki süreçte NATO’nun tutumu hakkında önemli bilgiler yer almaktadır. Buna göre;

“-Rusya uluslararası hukuka ve uluslararası yükümlülükleriyle sorumluluklarına uyduğunu gösterene dek, olağan duruma (2014 öncesindeki ilişkilere) geri dönüş söz konusu olamaz,

-Moskova'nın 2019'da ABD'nin çıktığı INF Anlaşması kapsamında yasaklanan füzelerin karşılıklı konuşlandırılmaması önerisine ret kararı verilmiştir çünkü bahse konu öneri Rusya'nın eylemleriyle tutarsızdır,

-Rusya'nın artan füze yığınağına karşı ölçülü ve dengeli şekilde yanıt vereceğiz. Bunun için Avrupa'da karaya nükleer silahlar konuşlandırmayı planlamıyoruz,

-NATO’nun 2008 Bükreş zirvesinin Ukrayna ve Gürcistan’ın üye olarak kabul edilmesine ilişkin kararını tüm kısımlarıyla teyit ediyoruz, ayrıca her ortağın kendi esaslarına göre değerlendireceği kararı dâhil olmak üzere sonraki tüm kararları da doğruluyoruz. Ukrayna ve Gürcistan'ın geleceklerini ve dış politika hedeflerini dış müdahale olmaksızın bağımsız olarak belirleme hakkını destekliyoruz.”

Sonuç bildirisinde yer verilen 2019'da ABD'nin çıktığı INF Anlaşmasına atıfta bulunulan açıklamayı daha iyi anlamak adına bu anlaşmanın NATO üyesi ülkelerle Rusya arasındaki düzenleyici etkisine de değinmek gerekecektir. Rusya’yı aşırı silahlandırmadan caydırma amaçlı “Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması” (INF) Avrupa güvenliğinin temel taşını oluşturan NATO’nun da benimsediği bir anlaşmaydı. 1987’de Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği tarafından imzalan bu antlaşma; politik açıdan Doğu-Batı ilişkilerindeki köklü “değişim rüzgârlarının” bir anlamda da habercisiydi. Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’ne ait 2700 kadar karadan fırlatılan orta menzilli balistik ve Cruise füzelerinin karşılıklı imhası şartını içeriyordu ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasından önce bu şart yerine getirilmişti. 2000’lerin ortasından başlayarak özellikle Çin’in askeri gücünün artırması ve 11 Eylül saldırılarından sonra ABD’nin Avrupa’ya füze savunma sistemleri yerleştirme kararı sonrasında Rusya, daha önce taraf olduğu bu anlaşmadan menfaati kalmadığını ileri sürerek çekilebileceğinin sinyallerini vermişti. 2013 ve 2014 yıllarında da ABD, Rusya’nın bu anlaşmaya uymadığına dair endişelerini dile getirmiş karşılığında ise Rusya 2017 yılında bu iddiayı reddederek Washington’ın anlaşmayı aynı şekilde deldiğine dair çeşitli iddialarda bulunmuştu.

2019 yılında Trump döneminde ABD, Rusya’nın bu önemli anlaşma ile çekincelerini dile getirirken bizzat kendisi anlaşmadan çekildiğini açıklamıştı. ABD’nin INF Anlaşması’ndan çekilmesi yanında Rusya ile imzalanan bir diğer silahların kontrolü anlaşması olan “Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması (Strategic Arms Reduction Treaty ( START) da 2021’de sona eriyordu. Şubat 2011'de yürürlüğe giren ve ABD ile Rusya arasındaki silahlanma yarışını kısıtlayan 10 yıllık bu anlaşmanın süresi 5 Şubat 2021'de sona eriyordu. Neyse ki Trump yerine Biden seçilince, ABD yönetimi, bu anlaşmayı yeniden beş yıllığına uzatma kararı aldığını 5 Şubat'ta Rusya’ya bildirmişti. Rusya da bu anlaşmanın devamı yönünde karar alarak Devlet Başkanı Vladimir Putin de uzatma kararını 29 Ocak 2021'de imzaladı. ABD ve dolayısıyla NATO ile Rusya arasında yeni START anlaşması kapsamında 1 Mart itibarıyla Rusya'nın 517 ve ABD'nin 651 konuşlandırılan kıtalararası balistik füzeye, denizaltı balistik füze ve savaş uçağına sahip oldukları belirtilmişti. Ayrıca yeni START anlaşmasına yönelik belgeye göre, Rusya; 1456 konuşlandırılan kıtalararası ve denizaltı balistik füze ile nükleer füze başlığına sahip iken, ABD'nin elinde söz konusu füze başlıklarından 1357 adet bulunduğu belirtiliyordu. Diğer yandan Rusya tarafında 767, ABD tarafında ise 800 halen konuşlandırılmış veya konuşlandırılmaya hazır kıtalararası kullanılabilecek denizaltı balistik füze fırlatma sisteminin bulunduğu da kaydedilmişti. Dünyayı geri dönüşü olmayan bir karanlığa sokmaya yetecek türden karşılıklı silah mevcudunu gösteren bu durumun gölgesi altında 2021 NATO zirvesinin yapıldığını ve tarafların birbirlerini bu füzelerin gücüne göre sınadığını hatırlatmak gerekir.

Zirvede Rusya’ya karşı daha çok sertleşme izlenimi veren NATO, 2000’li yıllardan itibaren Putin liderliğinde Rusya’nın karadan fırlatılan SSC-8/9M729 cruise füzeleri geliştirmeye başladığını, bu füzeleri ayrıca Kırım’ı gayrimeşru ilhakına bağlı olarak Batı ile ilişkilerinin bozulmasından sonra bu bölgede bulundurduğu da belirtilmektedir. Rusya’nın diğer orta menzilli füzeleriyle karşılaştırıldığında SSC-8/9M729 füzelerini benzersiz kılan özelliğinin, karadan fırlatılan cruise füzelerinin fırlatma sırasında tespit edilmelerinin ve fırlatma sonrası takip edilmelerinin çok daha zor olması nedeniyle, uzaktaki hedeflerini çok az veya hiçbir tespit yapılamadan vurabilme özelliği taşımalarıdır. Eğer Rusya, NATO’nun temel askerî ve sivil hedeflerinden birine yönelik sürpriz bir saldırı düzenlemek isterse kendisi açısından SSC-8/9M729 füze tercihi şu an en optimum tercih olacağı belirtilmektedir. Nükleer yeteneğe de sahip bu cruise füzeleri hemen hemen bütün Avrupa başkentlerine ulaşabilme yeteneğine sahip olduğundan özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ne de yöneltilebilmeleri dikkate alındığında kıtalararası stratejik yeteneklere bağlı kalmadan bir nükleer gözdağı verme konusunda Rusya’ya ayrıca bir seçenek de sunmaktadır.

Rusya’nın NATO tarafı için niçin her geçen gün daha çok tehdit oluşturduğuna yönelik yukarıda ortaya konulan silahlanma kapasitesine bağlı olarak 2021 NATO zirvesinde ayrıca bu ittifakın en üst yöneticisi olan Stoltenberg’in yaptığı açıklamalar da incelendiğinde Rusya’ya yönelik değerlendirmelerin detayı hakkında bilgi edinmek mümkündür. Stoltenberg, “Zirvede NATO’nun uzayda kendini etkili şekilde savunmasının kara, hava ve denizde olduğu kadar önemli olduğu mesajını vereceğiz” dedi. Rusya'ya karşı savunma ve diyalogdan oluşan iki yönlü strateji takip edeceklerini dile getirerek, Ukrayna ile Gürcistan'ın 'değerli ortaklar' olarak desteklenmeye devam edileceğini söyledi. "Müttefiklerin yeni bir siber savunma politikası üzerinde anlaşacağını tahmin ediyoruz" diyen Stoltenberg, güvenli uzayın istihbarat toplama ve füzeleri algılamak için önemli olduğunun altını çizdi. Rusya-NATO ilişkilerine dair bir soruyu, "Rusya ile anlamlı bir diyalog sürdürmeye hazırız" diyerek yanıtlayan Stoltenberg, Moskova'yı bu nedenle NATO-Rusya Konseyi çerçevesinde yeni bir oturum için davet ettiklerini ancak henüz olumlu yanıt alamadıklarını dile getirdi. Stoltenberg, "Yeni görüşmenin uzak olmayan bir zamanda gerçekleşmesini gerçekten umuyorum" diye konuştu. Ayrıca Stoltenberg, “Bugün yayınlanan veriler, savunma harcamalarımızı artırdığımız son yedi yıldır doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Savunma bütçelerine 2014’ten bu yana 260 milyar dolar eklendi” diye açıklama yaptı.

NATO çevrelerinde, bu zirve öncesinde Türkiye’nin özellikle Rusya ve Doğu Avrupa’ya yönelik plan ve harekât girişimlerine yönelik engelleme uyguladığı, Türkiye’nin NATO'nun doğu Avrupa'daki yeni savunma planlamasını onaylamadan önce bazı şartlar öne sürdüğü çeşitli yabancı basın kuruluşlarında dile getirilmişti. NATO'nun Rusya'ya karşı aldığı caydırıcılık önlemlerinin temel unsurlarından birini oluşturan ve “Graduated Response Plans” başlıklı savunma planında başta Baltık ülkeleri ve Polonya olmak üzere diğer Doğu Avrupa ülkelerine yönelik herhangi bir saldırı durumunda hızlı cevap verilebilmesi amaçlı olarak çeşitli müdahale kuvvetleri oluşturulması gerektiği ileri sürülmüştü. Rusya’ya karşı derhal cevap verebilecek “Karşı mukabele gücü” şeklinde İttifak'ın ihtiyaç duyduğu her bölgede kısa sürede konuşlandırabilecek kara, hava, deniz ve Özel Harekât Kuvvetleri bileşenlerinden oluşan, ileri derece teknolojik yeteneklere sahip bu güç çok uluslu bir askeri kuvvet olarak tasarlanmıştı. Ayrıca NATO üyesi ülkeler, 2014 yılındaki Galler zirvesinde aralarında “Çok Yüksek Hazırlıklı Müşterek Görev Gücü” olarak bilinen bir “öncü kuvvet” oluşturarak NATO’nun “Karşı mukabele gücü”nü güçlendirmeye karar vermişlerdi. Dezenformasyonlara rağmen Türkiye’nin bu güce karşı olmadığı bilakis içinde yer aldığına ilişkin olarak 1 Ocak 2021’den itibaren NATO Mukabele Gücünün komutasını Polonya’dan devraldığı da ortaya çıkmıştı. Türkiye'den katılan yaklaşık 4.200 askerle 66. Mekanize Piyade Tugayının komutasında yer aldığı “NATO Mukabele Gücü”nün içerisinde Arnavutluk, Macaristan, İtalya, Letonya, Karadağ, Polonya, Romanya, Slovakya, İspanya, Birleşik Krallık ve ABD'den de farklı sayıda askeri birliklerin yer aldığı ve toplamda 6.400 kişilik bir görev kuvveti oluşturulduğu görülmektedir. Her yıl bir NATO üyesi ülkenin komuta ettiği bu gücün, 2021 yılı boyunca Türkiye tarafından kontrol edileceği bilinmektedir. Dolayısıyla Türkiye’nin, Doğu Avrupa ve Rusya’ya yönelik NATO planlarına karşı çıkmadığı ve destekleyerek içinde yer aldığı anlaşılmaktadır.

RUSYA’NIN 2021 NATO ZİRVESİNE CEVAP OLARAK DÜZENLEDİĞİ 9. MOSKOVA ULUSLARARASI GÜVENLİK KONFERANSI

NATO zirvesi ve sonuçlarının yayınlanmasının üzerinden yaklaşık on gün geçtikten sonra Rusya, 9. Moskova Uluslararası Güvenlik Konferansı düzenleyerek, bir anlamda NATO’ya karşı alınan kararlara bir cevap niteliği taşıyacak türden kendi perspektifini ortaya koymuştur. Dolayısıyla bu konferansta NATO’nun hedeflerine karşın Rusya’nın görüşlerini özellikle toplantıya katılan siyasi liderlerinin görüş ve ifadelerinden öğrenmek mümkün gözükmektedir.

Bu konferansa Avrupa, Asya, Afrika, Orta Doğu ve Latin Amerika'da istikrar ve güvenlik de dâhil olmak üzere bölgesel ve uluslararası konuları tartışan 600'den fazla konuk katılırken Türkiye’den hiçbir temsilcinin katılmaması dikkat çekicidir. Özellikle Türkiye ile birçok konuda mutabık olmayan Birleşik Arap Emirlikleri, Ermenistan, İran, Vietnam, Mynmar vb. ülkelerden resmi heyete dâhil temsilcilerin bölgesel konularda Rusya ile aynı yönde olan fikirlerini açıkladıkları görülmektedir.

Toplantıya video konferans yöntemiyle katılan Rusya Devlet Başkanı Putin; “Uluslararası hukuktaki erozyon da sürüyor. Kendi çıkarlarını dayatmak için güç kullanma, başkalarının güvenliği pahasına kendi güvenliğini güçlendirme girişimlerine son verilmiyor” diyerek Rusya’nın sınırlarında NATO’nun askeri potansiyelini ve altyapısını geliştirmesinin rahatsız verici olduğunu, İttifakın gerilimi düşürme ve beklenmeyen olaylar riskini düşürme yönündeki Rusya’nın önerisini reddettiğini ancak en sonunda aklıselimin ve Rusya ile yapıcı ilişkiler geliştirme isteğinin galip geleceğini umduklarını” belirtmişti.

Putin dışında Rusya dışişleri bakanı Lavrov ise 9. Moskova Uluslararası Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmada, özellikle NATO zirvesinde alınan kararlara vurgu yaparak:

“NATO'nun Rusya'yı durdurmaya yönelik süregelen eylemleri, Avrupa'da askeri siyasi gerilimin tırmanmasına yol açıyor. NATO, uydurduğu gerçekliğin ötesine geçemeyeceğini bir kez daha teyit etti. NATO Rusya’nın eylemlerini yine 'agresif' olarak algılıyor" dedikten sonra Rusya’nın NATO ile diyalog kurmaya açık olduğunu belirterek "Rusya ve NATO arasındaki temas hattı boyunca askeri tehdidi azaltmaya yönelik yapıcı önerilerimiz masada bekliyor. NATO, Rusya ile askeri alanda diyalog kurmak istemiyor" demişti.

Toplantıya katılan diğer bir üst düzey isim olan Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Moskova'daki 9. Uluslararası Güvenlik Konferansı'nda, ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya olan üç Latin Amerika ülkesi olan Küba, Nikaragua ve Venezuela’ya askeri yardım sözü vererek bu ülkeler hakkında "Uzun yıllar boyunca askeri gücün açık kullanımı tehdidi de dâhil olmak üzere çeşitli baskı biçimlerine direndiler. Rusya'nın desteğine şimdi her zamankinden daha fazla ihtiyaç var" diyerek ABD’ye karşı bu ülkeleri yeniden harekete geçirmeye hazır oldukları görüşünü ileri sürmüştü.

Ayrıca Rusya Savunma Bakanı, Havana, Managua ve Karakas'ın "daha modern silahlara ve bizim ordularımıza yasadışı uyuşturucu ve uyuşturucu üretimiyle yakından bağlantılı başka bir dizi renkli devrimi başlatmaya yönelik kalıcı terör girişimlerini içeren karmaşık bir durumla yüzleşmeye hazırlamamız için" ihtiyacı olduğunu söylemişti. Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ayrıca: "NATO askeri güçlerinin Afganistan’dan çekilmesinin ardından, halkın durumunun kötüleşmesi, yoğun göçlerin yaşanması ve aşırıcılığın komşu ülkelere yayılması gibi tüm olumsuz sonuçlarıyla birlikte iç savaş yeniden yaşanabilir" diyerek, NATO sonrası bölgede oluşabilecek güvenlik boşluğuna ilişkin dikkat çekmişti. Bu duruma karşı Şoygu, "Pakistan ve İran dâhil Afganistan ile sınırı olan ülkelerinin yer aldığı Şanghay İşbirliği Örgütünün (ŞİÖ) tüm imkânlarının kullanılması gerekiyor. İslamabad ile Tahran’ın etkileşimi olmadan Afgan düğümünün çözülmesi imkânsız" ifadelerini kullanırken ABD’nin daha önce Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması’ndan (INF) çekildiğini anımsatarak, "Askeri bakış açısından, füze saldırı ve füze savunma sistemlerinin kombinasyonu ile sadece bölgede değil, tüm dünyada güç dengesini değiştirme kapasitesine sahiptir. Eğer orta menzilli füzelerinin konuşlandırılmasına yönelik karar alınırsa, bu durum Rusya’nın doğu bölgelerine de tehdit oluşturacak" şeklinde konuşmuştu. "Bölgedeki füze savunma sistemleri NATO tarafından Rusya’yı zapt etme unsurlarından biri olarak sunuluyor” diyen Rus Savunma bakanı Şoygu, "NATO, yüksek derecede hazırlıklı grupların sayısını artırıyor ve Rusya ile Belarus sınırlarına askeri birliklerinin sevk edilmesine ilişkin rotalar üzerinde çalışmalarını sürdürüyor" derken NATO hakkında; "İttifak, Rusya-Belarus Birlik Devleti'nin yakınındaki bölgelere hızlı şekilde asker intikal etmek için güzergâhlar oluşturuyor. Doğu sınırlarımızda, Asya'ya orta menzilli ABD füzelerinin konuşlandırılması tehlike arz ediyor" ifadelerini kullanmıştı.

Aynı konferansta, Rusya Askeri İstihbaratı Başkanı İgor Kostyukov, ABD’nin Asya-Pasifik bölgesi üzerinde kontrol sağlamaya çalıştığını belirterek ABD’nin söz konusu kontrolü ilerletmek için "Dörtlü Güvenlik Diyaloğu" adı altında Çin karşıtı bir koalisyon kurmaya çalıştığını belirterek "Avustralya ve Japonya'ya ek olarak, geleneksel olarak bağımsız bir dış politika güden Hindistan'ın bu sürece dâhil olmasına özel önem atfediliyor. ABD, Hindistan’ı da dâhil ederek Çin karşıtı bir koalisyon kurmaya çalışıyor" ifadelerini kullanmıştı.

SONUÇ

NATO zirvesi ve akabinde Moskova Uluslararası Güvenlik Konferansı’nda tarafların dile getirdiği konular, karşılıklı olarak tarafların biribirlerini tehdit olarak görmeye devam ettikleri ve aralarında bölgesel sorunların çözümüne yönelik bir güveninin oluşmadığına delil teşkil etmektedir. Soğuk Savaş sonrası NATO ve dağılan Varşova Paktının en önemli temsilcisi Rusya arasında oluşan yakınlaşmalar, silahlanma yarışının sona ereceğine ilişkin kısa dönemli bir iyimserlik uyandırmıştı. Hatta NATO askeri ittifakı ile Rusya Federasyonu arasındaki ilişkiler 1991 yılında Kuzey Atlantik İşbirliği Konseyi çerçevesinde kurulmuştu. 1994'te Rusya, Barış İçin Ortaklık programına katılmış ve NATO ile müşterek harekâtlara katılabileceği izlenimi vermişti. Ancak Putin’in başa geçmesi ile birlikte Rusya bu şekildeki yaklaşımını terk ederek eski SSCB dönemindeki hedeflerine geri dönmüştü.

Özellikle 2008 Gürcistan savaşı ve akabinde 2014’de Rusya’nın Kırım’ı işgali sonrasında NATO üyesi devletlerin savunma tahkimatlarının bu ülkeyi dikkate alarak artırdıkları gözlemlenmekteydi.  Örneğin NATO üyesi ülkeler geçen yıla kadar silahlanma ve ordu için dünyanın en fazla nüfusuna sahip Çin’in harcamalarının dört katına tekabül eden 1 trilyon ABD dolarından fazla parayı harcadıkları görülmektedir. Bu durum Rusya’ya yakın Avrupa devletleri ile Türkiye gibi NATO üyesi ülkeleri daha fazla savunma harcaması yapmaya zorlaması sebebiyle tedirgin ettiği ortadadır.

Diğer yandan zirve sonuçlarına göre NATO’nun sadece Rusya ile sınırlı kalmayarak Çin’in yükselişinden de rahatsız olduğu görülmektedir. Bu konuda Zirve sonrası verilen demeçlerde bu durum açıkça görülebilmektedir. Oysa NATO üyesi ABD’nin 5 bin 800 nükleer savaş başlığı varken Çin’in sahip olduğu 320 başlık kabaca NATO üyeleri Fransa (290) ve İngiltere (215) ile aynı seviyededir. ABD’nin dünya genelinde yaklaşık 800 askeri üsten oluşan küresel bir ağı bulunurken, Çin’in ise kendi ülkesi dışındaki tek askeri üssü ise Cibuti’de bulunmaktadır. Bu durumda NATO zirvesinde özellikle Çin konusunda da ayrıca endişe dile getirilmesi çoğunlukla ABD’nin talebi ile oluştuğu tahmin edilebilir.

Sonuç olarak NATO zirvesinde; Rusya’nın Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi yine birinci sırada bir tehdit olarak algılandığı ancak bu tehditi bertaraf edebilmenin yolunun kesinlikle silahlı bir çatışma olmadan NATO’nun caydırıcılığı ve diyalog gücü sayesinde başarılabileceğine inandığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan NATO’nun hedefinin Rusya’yı kendi bölgesinde yalnızlaştırmak ve Doğu Avrupa’da müttefik bulmasını zorlaştırmak yoluyla önümüzdeki on yıl boyunca askeri kapasitesini daha çok artırarak 2030 konseptini oluşturmak istediği anlaşılmaktadır.