Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Merkel Sonrası Almanya’da Aşırı Sağ AfD ve Rusya Birlikteliği

Mehmet GÜNEŞ
15 Temmuz 2021 12:27
A-
A+

Giriş

ABD’de Biden’ın seçilmesinden sonra Mart sonunda Avrupa’ya gelen ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Blinken, yapımı halen devam eden Kuzey Akım 2 hattının “Avrupa Birliği'nin kendi çıkarlarına aykırı olduğunu ve Ukrayna'nın altını oyduğunu”' savunarak mevkidaşı Almanya dışişleri bakanı Maas’a Rusya’ya yanaşmamaları ve bu proje ile Rusya’ya bağımlı olmamaları için uyarıda bulunacağını açıklamıştı. Bu tarihten itibaren ABD, Almanya merkezli olarak Rusya’nın Avrupa’ya yönelik muhtemel hedeflerini boşa çıkarmak için çeşitli çalışmalar üretmektedir.

Oysa Almanya, ABD’nin karşı çıkmasına rağmen Avrupa'ya satılan Rus gazının miktarını iki katına çıkaracak olan Kuzey Akım 2 doğalgaz hattının en önemli destekçisi konumundadır ve Alman şirketlerinin Rusya'da yaklaşık olarak 25 milyar Euro'luk yatırımı bulunmaktadır. İki ülke arasında ticaret hacminin de son yıllarda 90 milyar Euro'nun üzerine çıkması üzerine, Almanya ile Rusya arasında ekonomi dışındaki konularda ada farklı birliktelik olup olmayacağı tartışılmaya başladı. Bu durumun en son örneği oluşturacak şekilde geçen gün AfD (Almanya İçin Alternatif) partisinin eş başkanı olan Tino Chrupalla’nın ileri sürdüğü görüşler bu konuda ilgi çekici bir içerik taşıyordu. Chrupalla’ya göre; “Almanya’nın mevcut AB’den çıkması ve yeni bir Avrupa ekonomik çıkar grubu oluşturması gerekiyor” ve bu yeni oluşumda Rusya’nın da yer alması uygun olacaktır. ABD’nin Kuzey-Akım 2 projesindeki Rusya karşıtı tutumuyla ilgili konuşan Tino Chrupalla, ABD’nin bu tutumunun kendi çıkarları doğrultusunda yürüttüğünü kasıtlı bir dezenformasyon ve manipülasyon stratejisi olduğunu belirterek Rusya’yı da içine alacak bir topluluk oluşturulması gerektiğinden bahsetmiştir. Sadece AfD (Almanya İçin Alternatif) partisinin eş başkanı ile sınırlı olmayacak şekilde Almanya’da Rusya ile ileride bir birlik oluşturulabileceğini düşünenlerin sayısı da artmaktadır. Bu yazıda bu görüşün siyaset arenasında sahibi olan AfD (Almanya İçin Alternatif) partisi ile Rusya arasındaki yakınlığa ve Merkel sonrası Almanya’nın yönüne ilişkin değerlendirmeler yapılacaktır.

Almanya ve Rusya’nın Gelecekte Birlikteliği Söz Konusu Olur mu?

Almanya ve Rusya’nın yakınlaşması veya birbirlerinden uzaklaşmasını gerektiren birçok çelişik durumdan bahsetmek mümkündür. Örneğin bu devletlerin liderlerini geçmişte birleştiren farklı yönleri bulunmaktadır. Soğuk Savaş sırasında genç bir KGB ajanı olan Putin, Doğu Almanya'daki Dresden'de görevliyken Merkel de Doğu Almanya'da genç bir bilim insanı olarak çalışıyordu. Dolayısıyla aynı bölgede bulunurken zamanla ülkelerinin nasıl bir değişim geçirdiğine ilişkin ortak bazı tespitlerinin bulunduğu muhakkak. Ancak bu iki ülkeyi yan yana getirecek en önemli konu, enerjiye olana ihtiyaçtır. Her yıl yaklaşık 89 milyar metreküp doğal gaz tüketen Almanya’nın gaz ithalatının yüzde 40’ını Rusya karşılıyor. Toplam maliyetinin 10 milyar avro civarında olması beklenen Kuzey Akım 2 projesiyle yılda 55 milyar metreküplük ilave Rus gazının Baltık Denizi üzerinden Almanya'ya sevk edilmesi planlanması karşısında bu şekilde Almanya’nın Rusya’nın kontrolüne gireceğini ileri sürerek ABD, Ukrayna, Polonya ile Baltık ülkeleri bu projeye karşı çıktılar. Hatta ABD Başkanı Donald Trump, 2018’de gerçekleştirilen NATO toplantısında “Almanya tümüyle Rusya tarafından kontrol ediliyor.” açıklamasında bulunurken “Almanya’yı Rusya’ya karşı korumak için milyarlarca dolar harcayacağız, siz de Rusya’ya milyarlarca dolar ödeyecekseniz. Bence bu uygun değil.” ifadelerini kullanmıştı.

Bu açıklamalardan kısa bir süre sonra 2019 yılında eski bir Çeçen liderinin Rusya destekli olduğu düşünülen bir suikastçı tarafından Berlin'de öldürülmesi üzerine ABD’nin istediği şekilde Almanya’yla Rusya arasında gerilim bir anda arttı ve akabinde olayla bağlantılı karşılıklı suçlamalar sonrasında Almanya ve Rusya, karşılıklı olarak diplomatları sınır dışı ettiler. Berlin ve Moskova arasındaki ilişkiler düzelmeyi beklerken bu defa Rusya’da muhalif Aleksey Navalny’nin zehirlenmesinden sonra ortam daha da gerildi.

Biden’ın Almanya’yı Rusya’ya kaptırmamaya yönelik çalışmaları meyvelerini verdiği sırada geçen günlerde Rusya ile ilgili Almanya’da önemli bir açıklama yapıldı. Almanya'nın iç istihbarattan sorumlu Anayasayı Koruma Federal Dairesi (BfV), Rusya’nın Almanya’daki genel seçimlere müdahale etmeye çalıştığını öne süren bir açıklama yaparak Rusya Cumhurbaşkanı Putin‘in, Başbakan Angela Merkel sonrası Almanya’nın geleceği açısından büyük önem taşıyan 26 Eylül’de yapılacak seçimin sonucunu kendi arzuladığı yönde manipüle etmeye çalışacağının tahmin edildiğini ileri sürdü.  Hatta Alman istihbaratı, seçimde yarışacak olan Yeşiller Partisi lideri olan Baerbock hakkında Rus ajanları tarafından ele geçirilen hassas bilgilerle kişisel belgelerin seçime yakın bir dönemde Rus medyası üzerinden yayınlanacağını tahmin ettiğini bildirdi. Tıpkı 2017 ABD seçimlerinde ileri sürüldüğü gibi Almanya’daki seçimlere Rusya’nın karışacağı belirtilmektedir.

Almanya’da Eylül Seçimleri Ne Kadar Önemli?

Almanya’da 26 Eylül’de genel seçimler yapılacaktır. Bu seçimleri önemli kılan husus, Şansöye Merkel’in siyaseti bırakıp tekrar aday olmadığından yeni başbakanın kim olacağının merak edilmesidir. Bu seçimlerin hem Almanya’nın hem de AB’nin geleceğini şekillendirecek bir öneme sahiptir. Seçim sonuçlarını Almanlar kadar ABD ve Rusya’da merakla beklemektedir. Seçimlerde halen başbakan olan Merkel’in partisi Hristiyan Demokrat Birlik ve Hristiyan Sosyal Birlik, genelde, 60 yaş üstü insanlar, kiliseye gidenler ve kentsel alanlardan ziyade kırsal kesimde yaşayanlar arasındakilerin oy verdiği sağ tendanslı bir parti olarak pandemi sonrası eksilen oylarını korumak isteyecektir. Ancak uzun süredir iktidarda olan ve bu partinin koalisyon yaptığı Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile birlikte Hristiyan Demokrat Birlik (CPU)nun oylarında bir azalma yaşanacağı beklenmektedir. Bu durumda Almanya’nın geleceği için son on yıldır sürekli oylarını artıran aşırı sağcı parti “Almanya için Alternatif” (AfD)nin durumu önem kazanmaktadır.

AfD, Eylül 2012’de bir grup CDU üyesinin, “Wahlalternative-Seçim Alternatifi 2013” adlı bir siyasi eylem grubu kurmasıyla birlikte politik hayatına başlamıştır. 2013 yılında kurulan bir parti olarak katıldığı ilk seçimlerde –2013 yılındaki genel seçimlerde %4,7 ve 2014 yılındaki Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde %7,1– elde ettiği oy oranları dikkate alındığında istikrarlı bir şekilde büyüdüğü ve ayrıca hızlı şekilde bölgelerde örgütlendiği görülmektedir. 2014’te Şansölye Angela Merkel’in mülteci politikalarına karşı büyük bir gösteri yürüyüşü düzenlemesi ile ivme kazanan bu politik hareket, göç ve entegrasyon konularını vurgulayarak, üç doğu bölge seçimlerinde başarılı olmuştur.

AfD, AB sınırlarını yabancılara kapatmak Almanya sınırları boyunca sıkı kimlik kontrolleri başlatmak ve göçmenlerin Almanya'ya girmesini engellemek için ülke sınırları dışında mülteciler için kamplar kurulması gerektiğini ileri sürmektedir. Ayrıca AfD, siyasi sığınma başvurusu reddedilen herkesin derhal sınır dışı edilmesini ve yabancıların kendi ülkelerine geri gönderilmesi gerektiğini istemektedir. AfD, "geleneksel" Alman kültürünün önceliğinde ısrar ederek İslam'ı Alman toplumunun bir parçası olarak kabul edilmemesi gerektiğini belirtiyor.

Almanya’da Nazi dönemine atıfla kendilerine “Reichsbürger (İmparatorluk Vatandaşı)” diyen aşırı sağcı oluşum, kısaca PEGIDA (Batı’nın İslamlaşmasına karşı Vatanperver Avrupalılar (Patriotische Europäer Gegen Islamisierung Des Abendlandes) olarak adlandırılan hareketi ya da yine aşırı sağcı düşünce kuruluşu “Devlet Politikası Enstitüsü” gibi AfD ile bağlantılı oluşumların tümü “Alman kültürünün muhafaza edilmesi ve bu kültüre yabancı olan göçmenlerin reddedilmesi” noktasında birleşiyorlar. Kendisini “halkın sesi” olarak nitelendiren bu parti, öncü kültür, göç ve etnik köken gibi konuları sürekli ön plana çıkarması nedeniyle ülkede sağ popülist olarak sınıflandırılmaktadır.

AfD, en son 2017 seçimlerinde ülke genelinde %12.6 oy alarak 709 sandalyeli Mecliste 92 milletvekilliği kazanmıştı. Bu partinin Almanya’nın tüm yerleşik partilerinden destekçi devşirdiğini ve 23 binden fazla üyesi olduğu, üyelerinin sadece %17'sinin kadın olduğu ve özellikle Almanya'nın doğusundaki yerleşim yerlerinde oy aldığı gözükmektedir. Son olarak AfD, 2019 Eylül ayında Saksonya Eyalet Meclisi seçimlerinde yüzde 27,5’lik oy oranıyla şimdiye kadarki en yüksek oya ulaşmıştı.

AfD Partisi ve Rusya Arasında Nasıl Bir İlişki Bulunuyor?

2017'de %12.6 ile Federal Meclis'te iktidar bloku olan CDU ve SPD karşısında Almanya'nın ana muhalefet partisi haline gelen AfD ile diğer tüm partilerin asla işbirliği yapmayacaklarındaki ısrarlarına rağmen seçmenlerin bazılarının AfD’ye meylettiği anlaşılmaktadır. Mülteciler sorunu devam ettiği sürece AfD’nin yükselişi azalmayacaktır. Nitekim AfD’nin eski genel başkanı Alexander Gauland’ın “mülteciler AfD için bir nimet. Yükselişimizi mülteci krizine borçluyuz.” Sözleri bu durumu özetlemektedir.

2019’da yeniden aday olmayan Alexander Gauland'ın yerine AfD’de Tino Chrupalla seçilmiştir. 46 yaşında Doğu Almanya’da doğup büyümüş Ortaokul mezunu boyacı ustası olan Chrupalla halen Federal Alman Meclisinde Ekonomi ve Enerji Komisyonu üyesidir. Geçen gün yaptığı açıklamada toplumun geniş kesimleri için siyaset yaptıklarını ifade eden Chrupalla, "orta sınıfın erozyona uğradığını, ülkeyi ayakta tutan kesimlerin ihmal edildiğini ve geniş kesimlerin siyasi aidiyet hissedemediğini" ileri sürerken aynı zamanda “Almanya’nın mevcut AB’den çıkması ve yeni bir Avrupa ekonomik çıkar grubu oluşturması gerektiğini ve bu yeni oluşumda Rusya’nın da yer almasının uygun olacağını” belirtmişti. Alman siyasetçiler arasında Almanya ve Rusya’nın birlikteliğini bu denli açık şekilde vurgulayan az kişi bulunmaktadır. Bu partinin Rusya’ya olan ilgisi eskiye dayanmaktadır. AfD partisi üyelerin 2017 yılında Rusya'ya yaptıkları bir gezide masraflarının Rusya Devleti tarafından karşılandığı Almana basınında ileri sürülmüştü. Rusya tarafından ağırlanan üç AfD parti üyesinin hangi amaçla gittiğine ilişkin ülkede çeşitli tartışmalar yaşanmıştı. Dolayısıyla AfD aşırı sağcı olmakla birlikte Rusya ile birlikteliğe olumlu bakmaktadır. Hatta ABD'nin ülkelerinde uyguladığı ‘psikolojik savaşının’ Almanya’nın ulusal kimliği üzerinde etkili olduğunu söylemektedirler.

Eylül seçimleri öncesinde AfD, savaştan bu yana ülkenin en başarılı aşırı sağ partisi olarak koronavirüs pandemisinin kendilerine yeni fırsatlar verdiğini, merkez partilerinin güç kaybetmesi üzerine büyük koalisyona karşı AfD’nin oylarının artacağı beklentisinin oluştuğunu ileri sürüyorlar. Bu konuda AfD'nin Berlin eyaleti sözcüsü Ronald Gläser, hükümetin mevcut mücadelelerinin yeni bir fırsat yaratabileceğini "Koronavirüs önlemlerinden duyulan memnuniyetsizlik ülkede arttıkça, daha büyük kazanımlar elde etme potansiyelimiz var" demişti. Ancak yine bu konuda devreye Almanya'nın yurtiçinden sorumlu istihbarat teşkilatı olan Anayasa Koruma Dairesi girerek, Federal Meclis'te ana muhalefeti oluşturan Almanya için Alternatif'i (AfD) aşırı sağcı olduğu şüphesiyle değerlendirmeye alındığını. Daha önce partinin yalnızca bazı eyalet örgütleri gözlem altındayken, şu andan itibaren partinin tamamının faaliyetlerinin istihbari gözleme tabi tutulacağını açıkladı. Dolayısıyla Rusya hakkında ABD’nin istemeyeceği şekilde görüş belirten AfD’nin derin devletin talebi ile kontrol altında tutulacağı anlaşılmaktadır.

Sonuç

Almanya’da İslam karşıtı aşırı sağcı “Almanya için Alternatif ” (AfD) partisi kurulduktan sonra girdiği her seçimde oylarını yükseltmeye devam ederken aynı zamanda, Rusya ile olan ilişkiler de farklı bir görüşe sahiptir. Sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) partisi, 26 Eylül'deki meclis seçimlerinde, 2017'deki seçimlerde aldıkları yüzde 12,6'lık oy oranının üstüne çıkmayı hedefleyerek iktidar ortağı olmaya çalışacaktır.  Son anketlere göre AfD'nin oy oranı yüzde 10-12 aralığında seyretse de Eylül seçimlerinde Rusya’nın yapılacak seçimlere özellikle AfD lehine müdahale edebileceği konuşulmaktadır.

Merkel sonrası, Almanya’nın siyasi yapısına sürekli Rusya tehdidi ileri sürülerek ABD tarafından baskı uygulanacağı bu durumda küçük partilerin konumlarının öncelikle izlenmesi gerektiği değerlendirilmektedir.