İran ile ABD ve İsrail arasında 28 Şubat 2026’da başlayan ve giderek genişleyen çatışmalar, Hürmüz Boğazı’nı kısa sürede yüksek riskli bir savaş bölgesine dönüştürdü. İran’ın misilleme saldırıları kapsamında ticari gemilere yönelik füze ve drone saldırıları düzenlemesi, en az üç tankerin hasar görmesi ve bir denizcinin hayatını kaybetmesi, sigorta sektöründe ani ve sert bir reaksiyona yol açtı. Bu gelişmelerin ardından çok sayıda deniz sigorta şirketi, bölgedeki gemiler için sağlanan savaş riski teminatlarını iptal etti ve 150’den fazla gemi Hürmüz çevresinde mahsur kaldı.
Sigorta şirketlerinin attığı bu adım, taşımacılık sektöründe zincirleme bir etki yarattı. Gard, Skuld, NorthStandard, London P&I Club ve American Club gibi önde gelen uluslararası sigorta kuruluşları, Mart ayı başı itibarıyla poliçelerini feshedeceklerini duyurdu. Bu karar, yalnızca İran sularını değil, tüm Körfez ve çevre bölgeleri kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece gemi sahipleri, mevcut poliçelerini kaybederek çok daha pahalı yeni teminatlar aramak zorunda kaldı.
Sigorta sistemindeki bu daralma, primlerde olağanüstü bir artışı beraberinde getirdi. Savaş öncesinde gemi değerinin yaklaşık %0,2–0,25’i seviyesinde olan savaş riski primleri, çatışmaların ilk günlerinde %1 seviyesine kadar yükseldi ve bazı durumlarda %3’e ulaştı. Bu artış, yalnızca birkaç gün içinde %1000’i aşan oranlara vararak deniz taşımacılığı maliyetlerini dramatik biçimde yukarı çekti. Her bir sefer için yüz binlerce dolarlık ek sigorta maliyeti oluşurken, süper tankerler için bu rakam milyon dolar seviyesine çıktı.
Sigorta şirketleri tamamen piyasadan çekilmemekle birlikte, risk değerlendirmelerini sürekli güncelleyerek daha seçici bir politika izlemeye başladı. Londra merkezli sigorta piyasasında faaliyet gösteren bazı şirketler teminat sunmaya devam etti, ancak bu teminatlar geminin tipi, taşıdığı yük ve rotasına göre değişen yüksek primlerle sağlandı. Savaşın yoğunluğu ve saldırıların sürekliliği, sigortacıların bazı durumlarda yeni poliçe sunmayı tamamen reddetmesine yol açtı.
Hürmüz Boğazı’nda güvenlik riskinin artması, sigorta maliyetlerinin ötesinde doğrudan taşımacılığı da sekteye uğrattı. Sigorta teminatının ortadan kalkması ya da aşırı pahalı hale gelmesi nedeniyle birçok armatör bölgeden geçiş yapmamayı tercih etti. Bu durum, küresel petrol ve LNG taşımacılığının yaklaşık %20’sinin geçtiği bu dar su yolunda fiili bir durgunluk yarattı ve enerji nakliye zincirlerinde ciddi aksamalara neden oldu.
Sigorta piyasasındaki bu krize karşı devlet müdahalesi de devreye girdi. ABD yönetimi, enerji taşımacılığının tamamen durmasını önlemek amacıyla yaklaşık 20 milyar dolarlık bir reasürans programı başlattı. Bu program kapsamında, savaş kaynaklı zararların belirli bir kısmı kamu güvencesi altına alınarak özel sigorta şirketlerinin yeniden poliçe sunabilmesi hedeflendi. Aynı zamanda ABD yönetimi, deniz taşımacılığı için siyasi risk sigortası ve finansal garantiler sağlanması talimatı verdi.
Bununla birlikte, sigorta sektöründeki bu yeniden yapılandırma girişimleri kısa vadede sınırlı bir etki yarattı. Çünkü sahadaki askeri riskin yüksekliği, sigorta teminatının varlığından bağımsız olarak gemi sahiplerinin kararlarını belirleyen temel unsur olmaya devam etti. Bu nedenle birçok gemi, sigorta bulunsa dahi Hürmüz’den geçiş yapmamayı tercih etti ve alternatif rotalara yöneldi ya da beklemeye geçti.
Sonuç olarak Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, sigorta sektörünü yalnızca maliyet artışıyla değil, aynı zamanda sistemin işleyişini temelden sarsacak şekilde etkiledi. Poliçe iptalleri, aşırı prim artışları, teminat erişimindeki daralma ve devlet destekli reasürans mekanizmaları, savaşın deniz taşımacılığı üzerindeki en kritik ekonomik yansımalarından biri olarak ortaya çıktı.