1 Mart 2026 itibarıyla, ABD-İsrail ortak operasyonuyla İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in öldürülmesi, Orta Doğu'yu yeni bir savaş eşiğine getirdi. Başkan Donald Trump, Truth Social üzerinden Hamaney'i "tarihin en kötü insanlarından biri" olarak niteleyerek ölümü duyurdu ve İran'ı misilleme yapmaması konusunda uyardı: "Eğer daha sert vururlarsa, daha önce görülmemiş bir güçle yanıt veririz."
Bu hamle, Venezuela'daki Maduro hedeflemesi veya Grönland stratejik girişimlerinden daha ileri giderek, uluslararası hukuku hiçe sayan bir lider vurma operasyonu olarak tarihe geçti. İran, 40 günlük yas ilan ederken misilleme vaat etti; balistik füzeler İsrail ve Körfez'deki ABD üsleri ile müttefiklerini vurdu, ölümler ve altyapı hasarı arttı.
Bu kriz, ABD dış politikasının iç siyasetle iç içe geçtiği bir döngüyü hatırlatıyor. 1979 İran Büyükelçiliği baskını ve onun 1980 başkanlık seçimlerine etkisi, Reagan dönemindeki Iran-Contra skandalı gibi tarihsel olaylar, bugünün gerilimini aydınlatıyor.
Tarihsel Paralellik: 1979 Büyükelçiliği Baskını ve İç Siyasi Etkileri
1979 İran Devrimi sonrası, 4 Kasım'da radikal öğrenciler Tahran'daki ABD Büyükelçiliği'ni basarak 52 Amerikalıyı 444 gün rehin tuttu. Bu kriz, Başkan Jimmy Carter'ın imajını yerle bir etti: Kurtarma operasyonu başarısız oldu, 8 asker öldü ve ABD uluslararası alanda aşağılandı. Kriz, enflasyon ve Afganistan işgali gibi sorunlarla birleşince, Carter'ı "zayıf lider" olarak gösterdi.
Baskın, doğrudan 1980 başkanlık seçimine endekslendi: Ronald Reagan, "güçlü Amerika" söylemiyle bu zayıflığı kullandı ve ezici zafer kazandı. Rehineler, Reagan'ın yemin töreninden dakikalar sonra serbest bırakıldı – bu zamanlama, "October Surprise/Ekim Sürprizi"* teorisini doğurdu: Reagan kampanyasının İran'la gizli anlaşma yaparak rehineleri seçim öncesi serbest bırakılmasını engellediği iddiası. Gary Sick'in (1991) kitabı ve Ben Barnes'ın 2023 tanıklığı, bu şüpheleri canlı tuttu.
Bugün Hamaney suikastı benzer bir iç siyasi dinamik yaratıyor: Trump'ın "zaferi", kutuplaşmış ABD'de (2024 seçim sonrası gerilim) "güçlü lider" imajını pekiştiriyor. Ancak kriz kontrolden çıkarsa, Carter gibi bir "zayıflık" tuzağına dönüşebilir – misillemeler ABD üslerini vurdukça iç muhalefet artar.
İran-Contra Skandalı: "Ödül" ve Gizli Dış Politika Tehlikeleri
Reagan'ın zaferi, İran'la "ödül" döngüsünü başlattı: 1985-1986'da yönetim, Kongre ambargosuna rağmen İran'a silah sattı, karşılığında Lübnan'daki Amerikalı rehineler serbest bırakıldı. Satış kârı, Nikaragua'daki Kontra gerillalarına (Sandinista karşıtları) yasa dışı aktarıldı.
Skandal 1986'da patladı: Oliver North, John Poindexter gibi isimler suçlandı, Reagan "bilgim yoktu" dedi. Bu, yürütmenin Kongre'yi bypass ettiği, gizli operasyonlarla dış politikanın iç siyaseti zehirlediği bir örnek oldu. Reagan imajı sarsıldı ama istifa etmedi. Soğuk Savaşın bitişi gündemi değiştirdi.
Bugün Hamaney suikastı benzer riskler taşıyor: Trump için zafer gibi gözüken ilk vuruş anı, misillemelerle devam eder ve savaş uzarsa tersine “zayıflık” algısına döner. Bunun da Kasımda yapılacak seçimlere etkisi olacaktır. Trump krizi “zafer” tadında sonuçlandırmak isterken Askeri Endüstriyel Kompleks(AEK), uzatmanın yolunu arayacaktır.
Güncel Kriz: Hamaney Suikastı ve Trump'ın Rolü
28 Şubat 2026'da başlayan ABD-İsrail saldırıları, Hamaney'i Tahran'daki ofisinde hedef aldı. Trump, "istihbarat ve sofistike takip sistemlerimiz sayesinde kaçamadı" diye övündü; Netanyahu ise İran halkını "sokaklara dökülün, işi bitirin" diye çağırdı. İran, misilleme olarak İsrail ve Körfez'deki ABD hedeflerini vurdu; ölümler 200'ü aştı, havaalanları kapandı, petrol fiyatları fırladı.
Bu hamle, Trump'ın konsolidasyon stratejisini (Batı Yarımküre önceliği, küresel yükü azaltma) test ediyor. Ancak iç siyasete etkisi büyük: Kutuplaşmış ABD'de "zafer" popülist desteği artırabilir, ama krizin tırmanması (İran'ın "en yıkıcı saldırı" vaadi) Carter benzeri bir "zayıflık" algısı yaratır.
AEK'nın Stratejik Tercihleri ve Normatif Zayıflık
AEK, İran'da tam rejim değişikliği istemez: Zayıf ama tehditkar bir molla rejimi, Körfez ülkelerini korkutarak silah satışlarını sürdürülmesine hizmet eder. Öncelik nükleer kapasitenin sıfırlanması ve füze kapasitesinin İsrail’i tehdit eder halden çıkarılmasıdır. Hamaney suikastı bu amaca hizmet ediyor: AEK uzun süreli savaşma yeteneğini ve toplumsal desteğini yitirdiği için kısa süreli, etkili şok saldırılarla sonuç almaya çalışıyor. Maduro’nun kaçırılması da benzer bir senaryonun uygulanmasıydı: Yoğun askeri yığınak yap, baskıyı artır, diplomatik temas ile gevşet, sürpriz saldırı ile sonuç al.
Bu hamleler, Trump döneminde normatif çöküşün zirvesi oldu. Uluslararası hukukun temel kuralları açıkça ihlal edildi. Putin'in Hamaney’in öldürülmesine ilişkin dile getirdiği "İnsan ahlakının ve uluslararası hukukun tüm normlarının acımasızca ihlalidir.” ifadesine ABD Demokratları ve Stiglitz gibi düşünürlerinin de katıldığını görmek şaşırtıcı olmayacaktır.
Muhtemel Riskler: Tırmanma ve False Flag Senaryoları
Hamaney suikastı sonrası oluşan ortam, false flag senaryosu için neredeyse ideal bir zemin sunuyor: Yüksek gerilim, vekil güçlerin (Hizbullah, Husiler) aktifliği, siber karışıklık potansiyeli, dezenformasyonun hızla yayıldığı kutuplaşmış medya ortamı ve ABD içindeki derin siyasi bölünme, herhangi bir saldırı girişiminin “İran yaptı” diye hemen ve sorgusuz kabul edilmesini kolaylaştırıyor.
Trump ve Netanyahu’nun doğrudan “meşru hedef” ilan edilmesi, misilleme beklentisini kamuoyunda normalleştirmiş durumda; bu beklenti, eğer bir saldırı gerçekleşirse (veya gerçekleşmiş gibi gösterilirse), delillerin hızlıca İran’a bağlanmasına ve büyük bir karşı misilleme dalgasını tetiklenmesine yol açabilir. AEK’nın yapısal çıkarları da bu zemini besliyor: Trump’ın dolaylı yıpratma hamleleri (temettü yasağı, yerli tedarik dayatması, döner kapı kısıtlamaları) lobiyi rahatsız ederken, bir “İran kaynaklı saldırı” hem Trump’ı “kurban/kahraman” konumuna sokar, hem iç kamuoyunu birleştirir, hem de tam kapsamlı savaş ve savunma bütçesi patlaması için meşruiyet sağlar.
Tarihsel emsaller (Irak Savaşı öncesi kitle imha silahı yalanları, Tonkin Körfezi olayı) bu tür manipülasyonların mümkün olduğunu gösteriyor; şu anki kaos ve belirsizlik, böyle bir senaryonun hem teknik hem de psikolojik olarak uygulanabilirliğini artırıyor.
ABD tarafı bu büyük krizden kendi iç dengelerini yeniden üretmeye çalışırken İran tarafında da büyük bir denge oyunu icra ediliyor.
İran İç Dengeleri ve Dış Müdahale: Radikallerin Tasfiyesi
İran’daki mevcut durum, hem toplumsal hem de elit düzeyde “pat durumu”** yaratıyor. Sistem kendi kendine çözülmüyor; halk örgütlenemiyor, ekonomi çökmediği gibi büyümüyor da, dış baskı sınırlı etki üretiyor. Bu nedenle kriz, elitler ve radikaller üzerinden yönetilen bir düğüm olarak ortaya çıkıyor.
Halk rejimi kötü görüyor, fakat Afganistan, Irak ve Suriye deneyimleri nedeniyle Batı müdahalesini kaos olarak algılıyor. Bu algı, toplumsal hareketi sınırlıyor ve pasif bekleme davranışını pekiştiriyor. Dolayısıyla çözülme süreci halk desteğine değil, elitler arası dengelere ve dış müdahaleye bağlı hale geliyor.
Ekonomi durgun, ciddi kriz veya çöküş yok; dış baskı ise etkili değil. Bu durum elitlerin radikalleri pasifleştirme motivasyonunu sınırlıyor; sistem pat durumunda kilitleniyor.
Sistem içindeki radikaller, kriz sırasında güçlü pozisyonlarını koruyor. Pat durumu, ancak radikallerin tasfiye edilmesiyle aşılabilir. İçeride bu güç yoksa, çözüm dış müdahale desteğiyle mümkün hale geliyor. CIA ve Mossad’a sızan istihbarat, radikallerin pozisyon ve niyetlerini ortaya koyuyor. Bu bilgiler, ABD ve İsrail’in radikalleri etkisizleştirme operasyonlarını mümkün kılıyor; böylece sistem içinde kontrollü bir denge yeniden kurulabiliyor. Bu oldukça riskli bir denge oyunu.
Tarihin Gölgesinde Kontrollü Kırılma
Hamaney suikastı, sadece Orta Doğu’da yeni bir savaş riskini değil, ABD iç siyaseti ve uluslararası normlar açısından da kritik bir kırılma noktası oluşturuyor. Tarihsel örnekler, kısa vadeli “güçlü lider” kazanımlarının uzun vadede kurumsal aşınma ve stratejik geri tepme üretebileceğini gösteriyor.
İran’da ise halkın pasifliği, ekonomi ve dış baskının sınırlılığı, sistemi pat durumuna kilitlemiş durumda. Bu çıkmaz, yalnızca elitler ve radikaller arasındaki güç dengesi üzerinden çözülebiliyor. İçeride bunu yapacak mekanizma yok; dış istihbarat sızıntıları, radikallerin tasfiyesi ve kontrollü denge kurulması için kritik bir araç haline geliyor.
Sonuç olarak, hem ABD hem de İran tarafında kriz güç ve kontrol dengeleri üzerinden yönetilen bir oyun olarak devam ediyor. Asıl belirleyici faktör, askeri kapasite veya halk desteği değil; gerilimi sınırlayacak, radikalleri etkisizleştirecek ve diplomatik çıkış üretecek stratejik irade olacaktır.
* Ekim sürprizi, ister kasıtlı olarak planlanmış isterse kendiliğinden meydana gelmiş olsun, yaklaşan Kasım seçimlerinin (özellikle başkanlık seçimlerinin) sonucunu etkileyebilecek bir haber olayıdır.
** Pat, satrançta bir oyuncunun oyun sırası geldiği halde kurallara uygun hiçbir hamle yapamadığı, ancak karşı taraf şah çekmediği için oyunu da kaybetmediği durumdur.
Galip TÜRKMEN (Araştırmacı - Yazar)
Diğer İçerikler