Nahçıvan Saldırısı Sonrası İlham Aliyev'in Açıklamalarının Muhatabı Kim?

  1. Anasayfa /
  2. Tüm Analizler
  3. /
  4. Analiz
editör1 | 07 Mart 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

5 Mart 2026 tarihinde Azerbaycan’ın Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti bölgesine 4 adet Arash-2 kamikaze drone’u atıldı. Bunlardan birisi Nahçıvan Uluslararası Havalimanı’na isabet ederken, bir diğeri Şekerabad Ortaokulu yakınlarına düştü. Bu belki de Azerbaycan tarihinde çok önemli olaylardan birisiydi, çünkü Nahçıvan 1994 ateşkesinden sonra Ermenistan’la savaş döneminde bile hiçbir zaman büyük çatışmaların merkezi olmadı. Bunun bir diğer sebebi de Nahçıvan üzerinde Türkiye’nin garantör ülke olmasıydı. Ama 5 Mart sabahı Nahçıvan halkı şok içindeydi.

Savaş başladığından beridir bölgede tansiyon yüksek. Her iki taraf savaşın bölgesel olacağının sinyallerini daha ilk gün vermişti. İran tüm ABD üslerini ve ABD’ye yardım edecek olan tüm üsleri hedef alacağını açıklarken, ABD ve İsrail ise İran’ın neredeyse tüm stratejik noktalarını ve üst düzey yetkililerin bulunduğu binaları hedef aldı. Hatta ilk 4 günde İran Türkiye dışında yakın çevredeki tüm ABD üslerini hedef almış bulunmaktaydı. Lakin 4 Mart’ta yine bir ilk yaşandı.

4 Mart’ta bir İran füzesi Hatay üzerinde NATO hava savunma sistemleri tarafından, Türkiye hava sahasına girmişken imha edildi. İspanya füzenin tespitinde önemli rol oynadı. Türkiye çok acil biçimde olaya reaksiyon gösterdi ve büyükelçi Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı. İran uyarıldı[1]. İran’dan en üst düzey resmi açıklama ise olaydan birkaç saat sonra geldi ve İran bu füzenin Türkiye’ye kendileri tarafından atılmadığını, Türkiye’nin dost ülke olduğunu ve bunun dostluğu bozmak isteyen unsurlar tarafından planlandığını vurgulayan bir açıklama yaptı. Olay sonrasında hemen Hakan Fidan hem de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan İran’a gerekli ikazların verildiğini ve bu konularda dikkatli olunması gerektiğini yineledi. Erdoğan “dostluğumuzun ve kardeşliğimizin kadr-i kıymeti bilinmelidir” dedi[2].

5 Mart’ta ise Türkiye’nin garantör olduğu ve Zengezur dehlizi ile Azerbaycan’ın gözde merkezlerinden biri olacak Nahçıvan drone saldırısına uğradı. Saldırının hemen ardından Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı hızlı reaksiyon göstererek cevap haklarını saklı tuttuklarını açıkladı. Ayrıca Savunma Bakanlığı başta 2 olarak zannedilen İHA sayısının 4 olduğunu açıkladı[3]. Ve saldırının bizzat İran topraklarından olduğunu ve inkârın lüzumsuz olduğunu belirtti. Saldırıdan çok kısa süre sonra Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin tüm personelleri 1. dereceli seferberlik durumuna getirildi ve güvenlik önlemleri en üst düzeye çıkarıldı[4]. Olayın kırılma noktası ise Azerbaycan Ali Baş Komutanı ve Cumhurbaşkanı olan İlham Aliyev’in güvenlik toplantısındaki talimatları ve konuşması oldu[5].

Hem Türk hem dünya kamuoyunda geniş yankı bulan konuşma çok farklı yönlere de çekildi, çok sorular da doğurdu. Öncelikle onların içinde en önemlisi ile başlayalım: Azerbaycan’ın muhatabı kim?

Sorunun cevabına ve konuşmaya geçmeden önce kısa bir parantezle cevaplara hazırlık yapalım. Bu parantez İran içindeki askerî ve siyasi durum ile alakalı olacaktır. İran’da 1979 devriminin ardından orduda iki kol var, bunlardan ilki Devrim Muhafızları olan SEPAH. İslami Devrim’in ardından devletin en fazla güvendiği ve en fazla yatırım yapılan ordu birliği onlar. Kâğıt üzerinde İran Genelkurmay Başkanlığı’na bağlıdırlar, fakat fiilde emirleri dini liderden alırlar. Kendi ekonomileri, kendi istihbarat sistemleri, kendi kuvvet komutanlıkları vardır. Stratejik konularda dini lider dışında kimseye tam olarak bağlı değildir. Yani devlet içinde bağımsız bir yapıdırlar. Diğer kol ise Artesh, yani klasik düzenli ordudur. Emirleri direkt Genelkurmay Başkanlığı’ndan alırlar. Fakat devrimden sonra SEPAH’ın ön plana çıkmasıyla birlikte bu ordunun ikincil dereceli bir konuma alındığını söylemek pek de yanlış olmaz. Yani kısacası, SEPAH’ın eylemleri ve politikası kendini bağlar ve açıklama zamanı kendisi baz alınır.

Dönelim konumuza. Azerbaycan’ın Nahçıvan bölgesine yapılan İHA’lı saldırının ardından Cumhurbaşkanı İlham Aliyev bir sıra açıklamalarda bulundu demiştik.

Aliyev konuşmasına öncelikle olayı tanımlamakla başladı ve bunu bir “terör eylemi” olarak değerlendirdi. Daha sonra beklenti olarak İran hükûmetinin olayı araştırıp, aydınlatıp, özür dilemesi gerektiğini belirtti. Bu iki cümle Cumhurbaşkanı Aliyev’in anlatmak istediğini özetler niteliktedir. Öncelikle Azerbaycan’ın hukuksal olarak böyle bir talepte bulunması gayet doğaldır. İHA İran’a ait ve çıkış noktası da, Azerbaycan Savunma Bakanlığı’nın net açıklamasına istinaden, İran’dır. Bir diğer açıdan bakıldığında ise yine İlham Aliyev 2024 Aralık ayında Azerbaycan yolcu uçağı Rusya tarafından vurulup düşürüldükten sonra, Rusya’nın kabul etmemesine rağmen diplomatik yollarla bunun peşini bırakmayacaklarını söylemiş ve benzer taleplerde bulunmuştur[6]. Yani bu durum İran’a özel bir tutum değildir.

Konuşmanın ikinci kısmında geçmiş yıllarda İran ve Azerbaycan arasında tansiyonun yükselmesine sebep olan Azerbaycan’ın Tahran Büyükelçiliği’ne saldırıya referans vererek başladı ve bu terör eyleminin 40 dakika boyunca devam ettiğini, kimsenin müdahale etmediğini ve İran’ın da uzun süre bu durumun terör saldırısı olduğunu kabul etmediğini vurgulamış, daha sonrasında Azerbaycan’ın baskılarının sonuç verdiğini belirtmiştir. İşte burada çok önemli bir nokta vardır. Bu terörist saldırının ardından İran hükûmeti olayın sadece şahsi boyutta kaldığını belirtmişti, fakat İran’daki SEPAH güçlerine yakın Telegram kanalları bunun Azerbaycan’a uyarı olduğunu, güya anti-İslam ve anti-İran olan Azerbaycan’ın İsrail’le aynı safta olduğunu belirterek saldırıya meşruluk kazandırmaya çalışmıştır[7]. İlham Aliyev bu olaydan sonra Azerbaycan’ın yine 2025 Haziran’ındaki 12 günlük savaşta da sürekli suçlandığını ve bunun asılsız olduğunu belirten cümleleri kullanmaktadır ve ardından “Azerbaycan dün de bugün de İran’a karşı operasyonlarda yer almamıştır ve almayacaktır. Azerbaycan’ın komşularına karşı öyle bir niyeti yoktur, Azerbaycan sadece kendi toprak bütünlüğünü savunmaktadır. Azerbaycan bunu Ermenistan karşısında yapmıştır ve İran da bunu unutmamalıdır” ifadesini kullanmıştır.

Biliniyor ki yine bu dönemde SEPAH’ a yakın kanallar, genellikle yaptıkları gibi, asılsız yere Azerbaycan’ı hedef almıştır. Hükûmet ise daha ılımlı bir tutum sergileyerek olayın araştırılmasını rica etmiştir. Azerbaycan ise cevaben olayın araştırıldığını ve Azerbaycan’ın asla komşu ve kardeş İran’a karşı bu tip adımlar atmayacağını vurgulamıştır[8]. Hatta daha sonra Azerbaycan ve İran arasında ilişkiler gittikçe iyileşmiş, Pezeşkiyan birkaç kez Azerbaycan’ı ziyaret etmiş, Azerbaycan saldırıdan sonra kapattığı Tahran Büyükelçiliği’ni yeniden açmıştır. Azerbaycan her İsrail-İran tansiyonu yükseldiğinde Azerbaycan hava sahasının komşu ve dost İran’a karşı kullanılmayacağı ifadesini yinelemiştir. İlham Aliyev de bu durumu hatırlatmak için bu ifadeleri kullanmıştır ve görüldüğü üzere muhatap yine de Azerbaycan’a bu yaftayı yapanlardır.

Aliyev’in konuşmasının bir sonraki başlığında tıpkı bir gün önce roket atıldıktan sonra Türkiye’nin açıklamasında söylediği gibi Azerbaycan’ın her türlü düşmanca konum alan güce karşı kendini koruyabileceğini belirtmiştir. Dahasında Azerbaycan’ın tüm silahlı kuvvetlerinin en yüksek dereceden seferberliğe alınması emrinin verildiğini vurgulamıştır.

En sonda ise Azerbaycan’ın savaşın ilk gününden beri tutumunu vurgulamak amacıyla, İran dini lideri Hamaney’ in ölümünün ardından büyükelçiliğe gidip taziye mesajı veren dünyada tek lider olduğunu belirtmiş ve bunun karşılığının Nahçıvan saldırısı olduğunu hatırlatmıştır. En sonda ise daha aynı günün sabahında İran’ın Lübnan Büyükelçiliği’nin boşaltılması için kendilerinden yardım istediğini ve Azerbaycan’ın hemen yardım ettiğini ve karşılığındaki para teklifini “dost ülkeler hangi günler için lazım” diyerek reddettiğini ve bunun karşılığındaki saldırının utanç olduğunu belirtmiştir.

Şimdi sona doğru olan konuşmaları aydınlatmak için saldırı sonrası İran’ın hangi reaksiyonları verdiğini hatırlayalım. Saldırının hemen ardından İran Dışişleri Bakan Yardımcısı bu tip saldırıyı ilk kez duyduğunu, doğruluğunu tespit ettikten sonra söyleyebileceğini, ama İran’ın kesinlikle komşu ülkelere saldırmadığını belirtmiştir. Ardından ise İran Genelkurmay Başkanlığı böyle bir saldırı düzenlenmediğini açıklamıştır. 5 Mart gününün son açıklaması ise Abbas Erakçi’den geldi ve Azerbaycan ile komşuluk ilişkilerinden memnun olunduğunu ve bunun genişletilmek istendiğini, saldırının İran tarafından kesinlikle yapılmadığını ve bunun İsrail provokasyonu olabileceğini söyledi. Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ise durumun ordu içinde araştırılıp en kısa sürede Azerbaycan’a bilgi verilmesi ve özür dilenmesi gerektiği taleplerini yinelemiştir[9].

Tüm bu diplomatik konuşmalar sırasında kamuoyu tarafından unutulan iki nokta vardır. Bunlardan ilki saldırı sonrasında SEPAH’ a yakın kanalların bunun Azerbaycan’a bir uyarı olarak ateşlendiği yönündeki açıklamalarıdır ve bu kanallar bir veya iki değil, daha fazladır. Bir diğeri ise Azerbaycan’a 5 Mart günü başta BM, Avrupa Birliği, İslam İşbirliği Örgütü, Türk Devletleri Teşkilatı olmak üzere birçok ülkeden destek mesajı gelmiş ve saldırı kınanmıştır[10]. Özellikle bu saldırının ardından Azerbaycan tarafını şaşırtan etkenlerden birisi de Türk kamuoyu olmuştur.

Burada öncelikle Azerbaycan’ın vurulduğu gerçeği, bu saldırının kim tarafından yapılmış olursa olsun Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne tehdit olduğu ve Aliyev’in “İran’a karşı saldırı yapmayacağız” ve “...diplomatik yollarla tüm gerekeni yapacağız” ve dahi “…kendi toprak bütünlüğümüzü koruyoruz” gibi açıklamaları unutularak yine de Türkiye–Azerbaycan kardeşliği bozulmaya çalışılmıştır. Fakat bunlar artık alışılmış durumlardır ve ciddiye bile alınmamaktadır. Zira Azerbaycan tüm uyarıları kimlere yaptığını bilerek yapmıştır. İran tarafı saldırının ya kendileri tarafından yapılmadığını ya da başka bir hedefe giderken kontrolden çıktığını ifade etmektedir. Azerbaycan ise saldırının kim tarafından ve nasıl yapıldığı ile ilgili İHA’nın ve çıkış yerinin sahibi İran’dan açıklama istemektedir ve burada İran hükûmetine düşmanca bir tutum yoktur. Cumhurbaşkanı Aliyev’in ve keza Türkiye Cumhuriyeti’nin de füze atıldıktan sonra açıkladığı gibi alınan tüm tedbirler devletin kendi toprak bütünlüğünü koruma görevi ile alakalıdır.

İlham Aliyev’in açıklamaları bazı kesimler tarafından sert bulunmuş olabilir, normaldir. Çünkü Azerbaycan savaş istememekte ve herhangi bir savaşın da içine çekilmeyin taraftarı olmamaktadır. Bu devlet yeniden bağımsızlığını kazandığından ta ki 2025 yılına kadar şehitler ve sivil kayıplar vermiştir. Önce 4 Mart’ta Türkiye’yi, daha sonra 5 Mart’ta Azerbaycan’ı savaşın içine çekme çabaları her iki yönetim tarafından görülmüştür. Açıklamalar arasındaki temel farkın sebebi ise birinde sivil yaralanmaların verilmiş olması, devletin ve hükûmetin sivilleri koruma yükümlülüğünün olması ve bu gibi durumların İran’daki belirli güçler tarafından tekrarlanma riskinin olmasıdır. Zira üstte anlatıldığından da görüldüğü üzere İran’da herhangi bir tansiyon yükseldiği zaman belirli bir kesim sürekli Azerbaycan’ı hedef göstermektedir.

Son söz ve özet cümle olarak şu söylenmelidir ki, Azerbaycan hükûmetinin 5 Mart Nahçıvan saldırısının ardından attığı tüm adımlar ve ifade ettiği tüm söylemler İran hükûmetini bu kesimin kontrol edilmesi ve hasımca bakışının durdurulması üzerine bir uyarı ve taleptir.

 

 


[5] Açıklamanın tamamı için    https://president.az/az/articles/view/71792

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA