İran’daki Tehlikeye Karşı Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan, İran ve Afganistan İttifakı Çözüm Olabilir

  1. Anasayfa /
  2. Tüm Analizler
  3. /
  4. Analiz
SDE Editör | 15 Ocak 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

İran’daki istikrarsızlık ve çöküş sadece iç bir kriz değil, tüm bölge için bir tehlike çanıdır. Geçmiş deneyimler, bu geniş ve etkili ülkedeki herhangi bir istikrar bozukluğunun, Afganistan ve Pakistan’dan Türkiye, Irak, Körfez ülkeleri hatta Orta Asya’ya kadar komşu ülkelerin barış ve güvenliğini yıkıcı bir dalga gibi etkileyebileceğini göstermiştir. İran, bölge istikrar zincirinde hayati bir halka görevi görmektedir; tıpkı bir tesbihin ipi koparsa tüm tanelerin dağılması gibi.

Bu tehlike, iç istikrarsızlığın dış planlama ve müdahalelerle birleştiğinde daha ciddi ve karmaşık boyutlara ulaşır. Maalesef kanıtlar böyle bir sürecin halihazırda devam ettiğini göstermektedir. İran halkı, yasalar ve ulusal kimlik çerçevesinde hükümet politikalarını eleştirme ve protesto etme hakkına sahip olsa da dış güçlerin muhalif akımlara yönelik açık desteği genellikle İran halkının durumunu iyileştirmek veya bölge istikrarını sağlamaktan ziyade, stratejik çıkarları doğrultusunda gerçekleşmektedir.

Bu bağlamda, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik müdahaleleri ve tehditleri bu krize endişe verici boyutlar katmaktadır. Bu iki ülke, azami yaptırımlar, psikolojik savaş, muhalif gruplara destek ve muhtemelen sabotaj operasyonları gibi araçlarla huzursuzlukları artırmayı ve İran’ın ulusal egemenliğini zayıflatmayı hedeflemektedir.

Olası felaket senaryosu, kaosun artması ve durumun merkezi hükümetin kontrolünden çıkması halinde, İran’ın farklı bölgelerinde farklı gündemlere ve çelişen dış bağlantılara sahip ayrılıkçı grupların ortaya çıkmasıdır. Bu durum, İran’ın parçalanmasına yol açabilir. Böyle bir durum sadece İran’ı parçalamakla kalmayacak, tüm bölge ve komşu ülkeleri tehdit edecektir.

Bölge İçin Ciddi Sonuçlar:

Böyle bir senaryonun gerçekleşmesi ve ABD ile İsrail’in son olaylardaki açık müdahalesi ve İran’ı istikrarsızlaştırma çabaları – nihai hedeflerinin muhtemelen kendi çıkarlarına hizmet eden bir kukla hükümet kurmak olduğu düşünüldüğünde – bu iki ülkenin doğrudan Afganistan, Pakistan, Türkiye, Irak ve Körfez ülkelerinin sınırlarına erişim sağlayacağı anlamına gelir. Bu doğrudan erişim, İran’ın tüm komşu ülkelerinin ulusal güvenliği, istikrarı ve toprak bütünlüğü için çok ciddi sonuçlar ve tehlikeler doğuracaktır. Bu durum, söz konusu ülkelerde benzer ayrılıkçı akımların canlanmasına, mezhepsel ve etnik rekabetin şiddetlenmesine ve uluslararası terörizm ve kaçakçılığın artmasına yol açabilir.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın son birkaç on yıllık tarihi bunun açık kanıtıdır. Irak, Libya, Sudan ve Yemen’de yaşananlar, iç huzursuzlukların insani, güvenlik ve ekonomik açıdan yıkıcı sonuçları olan bölgesel krizlere dönüşmesinin sadece birkaç örneğidir. Ayrılıkçılık, terörizmin yayılması, mülteci krizi, ulusal egemenliğin zayıflaması ve bölgesel rekabetin şiddetlenmesi, bu tür istikrarsızlıkların sadece bir kısmıdır.

Bu koşullarda, bölge ülkeleri özellikle İran’ın komşuları, mevcut huzursuzlukların ve dış müdahalelerin tehlikeli sonuçlarını derinlemesine analiz etmelidir. Akıllıca, önleyici ve kolektif işbirliğine dayalı bir yaklaşım, ilk kurbanları bölge halkları olacak bir yangının alevlenmesini engelleyebilir. Bu hassas dönemde İran’ın toprak bütünlüğünü ve istikrarını korumak, tüm Ortadoğu’da barış ve güvenliği desteklemek anlamına gelir.

Bu süreçte, Türkiye, Suudi Arabistan,Pakistan,İran ve  Afganistan gibi bölgenin kilit ülkeleri arasında ortak savunma paktı ve güvenlik işbirliğinin oluşturulması istikrarın korunmasında belirleyici bir rol oynayabilir. Böyle bir ittifak, hem dış müdahalelere karşı caydırıcı olarak hareket edebilir hem de diyalog yoluyla anlaşmazlıkların çözümü için bir çerçeve sağlayabilir. Tabii ki böyle bir işbirliğinin gerçekleşmesi, tüm tarafların iyi niyetine ve geçmişteki bazı politikaların ortak barış ve kolektif güvenlik çıkarları temelinde yeniden gözden geçirilmesine bağlıdır.

İyi bir işaret ve ilerleme: Türkiye, Katar, Umman ve Suudi Arabistan gibi etkili ülkelerin, Amerika'nın İran'a olası askeri saldırısına karşı çıkarak sorunların anlaşma ve müzakere yoluyla çözülmesini talep etmeleridir.

Bölgesel işbirliği, yapıcı diyalog ve İran’ın iç krizinden kısa vadeli çıkar sağlamaktan kaçınma, tüm bölgesel aktörlerin gündeminde olmalıdır. Uluslararası toplum da kışkırtıcı yaklaşımlara vurgu yapmak yerine, diyalog ve ulusal egemenliğe saygı temelindeki çözümleri desteklemelidir.

Özetle, bugün İran’da yaşananlar sadece bu ülkenin sınırlarına özgü değildir. Bu, tüm bölge ülkelerinin başka bir felaketi önlemek için birleşik hareket etme bilgeliği ve ileri görüşlülüğünün bir testidir. Tehlike çanı çalıyor; duyulmalı ve harekete geçilmelidir.

 

Prof. Dr. Fazl ul Hadi Wazeen

 

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA