Alper TAN
Tüm YazılarıFransa Cumhurbaşkanı Macron, 25 Nisan’da Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis ile katıldığı açık oturumda, Türkiye’nin adını doğrudan anmadan, Ege’de Yunanistan’ın egemenliğinin tehlikeye girmesi halinde Fransa’nın Atina’nın yanında olacağını ifade etmişti. Bu açıklamalar Ankara’nın tepkisini çekerken, Yunan basınında “Türkiye’ye net mesaj” olarak yorumlanmıştı. Ankara’dan gelen tepkilerin ardından Fransa Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Macron’un sözlerinin belirli bir ülkeyi hedef almadığını ileri sürerek U dönüşü yaptı.
Yunanistan devleti büyük ölçüde İngiltere'nin öncülüğündeki diplomatik ve askeri müdahalelerle şekillendirildi. Önce 1821'de Osmanlı’ya karşı Yunanların isyanı teşvik edildi. Sonra da İngiltere, Fransa ve Rusya’nın müdahaleleriyle bağımsız bir devlete dönüşmesi sağlandı. Ama Yunanistan’ı destekleyen her ülkenin farklı ajandaları vardı. Fazla ayrıntıya girmeyeceğiz.
İngiltere'nin temel amacı, "Şark Meselesi" bağlamında Rusya'nın güneye yani Akdeniz ve Boğazlar'a doğru genişlemesini engellemekti.
Osmanlı Devleti’ni Rusya'ya karşı bir tampon olarak zayıf da olsa ayakta tutmak istiyordu. Tamamen çökmesini değil, kontrollü bir şekilde zayıflamasını tercih ediyordu. Kendi kontrolünde bir Yunan devleti kurarak, Rusya'nın Akdeniz'de (Ege'de) deniz üsleri veya doğrudan etki elde etmesini önlemek istedi. Yunanistan'ı "küçük ve kontrollü" tutarak hem Rusya'yı frenledi hem de Akdeniz ticaret yollarını kendi açısından güvence altına aldı.
Yani İngiltere için Yunan halkı “özgür ve bağımsız” olsun diye değil, Rusya'ya karşı bir "tampon" ve denge aracı olması için tasarlandı.
1827 Navarin Deniz Savaşı’nda İngiltere, Fransa ve Rusya ortak donanma göndererek Osmanlı-Mısır donanmasını Navarin'de yok ettiler. Bu, isyanın dönüm noktası oldu. Müdahale sebebi, "Hristiyan katliamlarını önlemek” şeklinde sunulsa da, asıl neden güç dengesiydi.
1832 Londra Konferansı ile Yunanistan Krallığı ilan edildi. Bavyera'dan 17 yaşında bir çocuk olan Prens Otto getirildi ve Yunanistan’a kral yapıldı. Yunanistan “cumhuriyet” değil bir “monarşi” yapılmıştı. İlk yıllarda bu kukla devleti Bavyera naipleri ve danışmanlar yönetti. Yunanistan'a borç verildi, bu da Büyük Güçler'in kontrolünü kolaylaştırdı ve derinleştirdi.
Yunanistan uzun süre “koruma altındaki" küçük bir devlet olarak kaldı. Sınırları dar tutuldu, iç işlerine müdahale edildi. Mesela 1854'te Kırım Savaşı sırasında İngiltere ve Fransa Pire'yi işgal etti.
İngiltere, 1919’da da İzmir’i işgal ettirerek Yunanistan'ı Anadolu'da Osmanlı'ya ve İtalya'ya karşı bir araç olarak kullandı.
Kısaca Yunanistan'ı bir "bağımsız" devlet olarak değil, büyük güçlerin çıkarları doğrultusunda kullanılabilecek bir piyon olarak tasarladılar. Bu, tipik 19. yüzyıl Büyük Güçler diplomasisidir: Milliyetçi ayaklanmaları kendi jeopolitik oyunlarında araç olarak kullanmak.
Yunanistan zamanla kendi yolunu bulmuş gibi görünse de kuruluşundaki bu "dış belirleyicilik" bugün de devam ediyor.
Anadolu’nun Batısında Yunanistan böyle bir proje “Karakol Devlet” olarak kurulurken Doğusunda Ermenistan, Güneyinde de İsrail aynı şekilde bir proje “Karakol Devlet” olarak kuruldu. Esas maksat parçalanan Osmanlı’dan kalan Türkleri ve bölge ülkelerini kontrol altında tutmaktı.
Dünyaca ünlü Yunan bilim adamı Prof. Dimitris Kiçikis, Atina’da bir televizyonunda canlı yayında bu konuyu çok veciz bir şekilde şöyle anlatıyor:
“Yunanistan’da siyasi seviye çok düşük. Analiz etme kapasitemiz yok, olayın akışına kapılıp gidiyoruz sadece. Hiçbir bilgiye ulaşmaya çalışmıyoruz. Türkiye söz konusu olduğunda büyük bir hata yaptığımızı anlamadıkça sorunlarımızın çözülme şansı yok. Aslında biz değil, Batılılar 1821’de bu küçük devleti (Yunanistan’ı) kurmakla bizi bu tuzağa düşürdüler. Bu çok çılgınca gelebilir. Çünkü ilkokul kitaplarımızda, Kolokotronis gibi Yunan kahramanlara sıkışıp kaldık. 25 Mart’taki bu devrimin Osmanlı İmparatorluğu’nu yok etmek ve birçok parçaya bölmek için Batılıların ‘Yunan Parapolitik Grubu’nun, Masonların bir işi olduğunu anlayamayız. Bu bölünme ve ülkelerin ayrılığı bugüne kadar devam ediyor. Ve bu işin sonunda Yunanistan’da çok ufak bir parça bırakılacak. Çünkü plan, Yunanistan’ın, Türkiye’nin ve Balkanların tamamını küçük parçalara bölmek. Mesela şimdi kuzey Yunanistan’ı ayırmak üzere olduklarının farkında değil misiniz?”
Prof. Kiçikis Ege meselesindeki ihtilafın nasıl çözülebileceği konusunu izah ederken ezberbozan bir teklif gündeme getiriyor ve diyor ki: “Çözüm onlara (Türklere) bazı adaları vermek değil. Çözüm, Ege’nin iki tarafının da birleşeceği bir anlaşmaya varmak.”
Kiçikis, bunun bir hayal olduğunu söyleyenlere şöyle cevap veriyor: “Yanlış liderleri olan bir neslimiz var ve bu yüzden hepimiz diyoruz ki “Bu gerçekleşmeyecek bir ütopya.” Bana uygun liderlik verirseniz bunu yarın ülkeme ihanet etmeden yapabilirim.”
Israrla itiraz edilince ısrarla izah ediyor Prof. Dimitris Kiçikis:
“Tamam elini düşmanına verme, tamam el sıkışma ve ne olacak görelim. Unutmayın ki 1923’te biz 7 milyon nüfusa sahiptik ve Türklerin 11 milyon nüfusu vardı. Bugün bizim 11 milyon olduğumuzu ve Türkiye’nin 85 milyon olduğunu milyonlarca kez söyledim. Yani ne olmasını bekliyorsun? İşe yaramaz, tamamen çökmüş durumdayız, yine savaşabilecek durumda mıyız? Tamam, diyelim ki ben de rakipten nefret ediyorum çünkü bu haksızlıklara tahammülüm kalmadı, peki!. Ama sonu ne olacak? Satranç hakkında bilgin yok mu? Satranç mantık ile işler, duygu ile değil.”
Yunan akademisyen bunun bir “teslimiyet” olacağı anlamına gelen ifadelerle karşılaşınca da yine manidar bir cevap veriyor: “Paylaşma dedin, paylaşma değil. Paylaşma yok, bu sadece sınırları genişletmek için var. Bir paylaşım değil, ortak girişim, bir araya gelmek. Ortak bir topluluk (joint venture)… Bir şeyleri ortak üretmeyip sadece paylaşmanın bir anlamı yok.”
Dimitris Kiçikis Türkiye ve Yunanistan’ın birleşmesinin nasıl olabileceğine dair izahat yaparken çözümü de gösteriyor:
“Birleşmeye bence Kıbrıs’tan başlamalıyız. Her şeyi yanlış yaptık ve ada bölündü. Oradan başlamalıyız. Bu iki topluma bir çözüm bulmalı, oradan ortak girişim başlatmalıyız.”
Bu görüşü Türkiye’de de hayalci bulanlar olacaktır. Evet bu bir hayal. Ama hiç unutmayalım, her şey bir hayalle başlar. Yunan profesörün söyledikleri samimi bir teklif. Oturup düşünelim. Daha parlak fikirler varsa onunla başlayalım. Ama savaşı değil barışı ve husumeti değil birleşmeyi düşünelim onun hayalini kuralım.
Peki Yunanistan bunu yapmazsa ne olabilir. Yunan akademisyen bunun cevabını da çok açık bir şekilde dile getiriyor. İngiltere’nin Hindistan‘da neler yaptığını, Yunanistan’ı nasıl aldattığını ifade ettikten sonra şöyle diyor. “…… İşte bunun bedelini de böyle ödettiler. “Böl ve işgal et” İngilizlerin her zaman yaptığı şeydir. Büyük güçler bunu yapar.” Bu tespit Amerika Birleşik Devletleri’nin Yunanistan’a askeri üsler kurarak, yığınak yaparak neyi hedeflediği konusunda da net bir fikir veriyor.
Yunanistan’a bunu yapan İngiltere, Fransa ve ABD, Türkiye’ye dostluk mu yaptılar? Katiyyen hayır. Aynı şeytanlıkları Türkiye’ye de yaptılar. Tıpkı Yunan halkı gibi Türk halkı da çoğu hakikatin farkında değil. Biz uyanmazsak yine benzer şeyleri yapacaklar.
Bu hususta onlarca örnek verebiliriz. Ama o kadara gerek yok. Lakin birkaçını hatırlayalım.
- Avrupa devletleri, ABD, Rusya ve hatta İran kendi menfaatleri için Ermenistan’ı Türkiye’ye karşı kışkırttılar. Soykırımla suçladılar. Erivan bu devletlere çok güvendiği için Karabağ’ı işgal etti. Bu hatalarından dolayı bölgede izole olan Ermenistan, dünyanın en fakir ülkelerinden biri haline geldi. Türkiye’nin de desteği ile Azerbaycan, işgalcilerden topraklarını geri aldı. O güne kadar Erivan’ı kışkırtan, teşvik eden o devletler, namlunun ucunu görünce ortalıktan kaybolarak Ermenistan’ı ortada bıraktılar. Destek olmadılar, sahip çıkmadılar.
- 2004’te ABD ve Avrupa ülkelerinin desteği ile Ukrayna’da “Turuncu Devrim” yapıldı. Sözümona ülke Rusya’nın etkisi altına girmesin diye tedbir alınıyordu! Turuncu Devrimden 10 sene sonra Rusya, Ukrayna’nın en kritik topraklarından Kırım’ı ilhak etti. Ülkede güya devrim yapan Batılı Efendilerin hiç biri ortada yoktu. 2022’de Rusya bu defa Ukrayna’nın geri kalan topraklarını da işgale başladı. Şu anda Ukrayna topraklarının yaklaşık beşte biri Moskova’nın kontrolu altında. Yüzbinlerce Ukraynalı öldürüldü, milyonlarcası yerinden yurdundan oldu. Ancak Ukrayna’da boyalı devrim tertip eden Batılı Efendilerin pek de umurunda değil. Sadece silah satıp, akıl veriyorlar. Geçen yıl ABD Başkanı Trump, Beyaz Saray’daki ekibini de toplayıp bütün dünya canlı yayınla seyrederken Devlet Başkanı Zelenski’yi kameralar önünde dövmekten beter etti ve koro halinde Ukrayna’yı suçladılar. Şimdilerde ABD, Rusya’ya, Ukrayna’dan daha yakın.
ABD, Rusya’yı zayıflatmak için Ukrayna’yı kullandı ve kurban etti. Hiç acımadı.
- Yine 2004’te, ABD öncülüğünde Gürcistan’da “Gül Devrimi” yapıldı. Gerekçe “Rusları engellemekti.” Tiflis’e söz verdiler. Sizi Avrupa Birliği’ne alacağız,” “Sizi NATO’ya üye yaparak güvenliğinizi biz sağlayacağız” dediler. Rusya, 2008’de Kuzeyden girdi ortadan çıktı. Gürcistan’ın Abhazya ve Güney Osedya toprakları o günden beri Moskova’nın fiili işgali altında. İşgal altındaki bu topraklar, Gürcistan coğrafyasının beşte birini oluşturuyor. Gürcistan’a coşku veren Batılı Efendiler yine ortalarda yoklar. Üstelik şimdilerde “Sizi AB’ye alamayız, NATO’ya alamayız” demeye başladılar. Yani Gürcistan’ı sattılar.
- Irak Kürtlerine bakın. “Kürtlerin bağımsızlığını destekliyoruz” dediler. Iraklı Kürtler de buna inandılar. 25 Eylül 2017’de bağımsızlık referandumu yapıldı ve halk “Bağımsızlık” tercihi yaptı. Türkiye ve diğer bölge ülkeleri sert tepki göstererek buna müsaade etmeyeceğini söyleyince durum değişmedi. Mesut Barzani koltuğundan oldu. Erbil’e cesaret ve coşku pompalayan Efendiler ortadan kayboldu.
- Bu defa “Irak’ta olmadı ama Suriye’deki Kürtleri bağısız yapacağız” dediler. YPG/PKK’yı desteklediler, kışkırttılar. Onbinlerce TIR silah verdiler. Sonuç: Türkiye’nin desteklediği Suriyeli gruplar, ülkenin tamamını kontrol altına aldı. ABD, Avrupa, İran ve İsrail destekli gruplar Şam’a boyun eğdiler. Bu gruplara destek veren Efendiler ülkeden sessizce çekilmek zorunda kaldılar.
- Libya’da da aynı şeyler oldu. Türkiye meşru hükümeti, ABD ve Avrupa Halife Hafter liderliğindeki isyancıları destekledi. Sonunda isyancılar kaybetti, ecnebi destekçileri kayboldu. Geçen hafta Libyadaki iki rakip grup Türkiye’nin öncülüğünde Yunan karasularına çok yakın bölgede müşterek askeri deniz tatbikatı yaparak Atina ve Batılı Efendilerine ibretlik bir mesaj verdiler.
Misalleri artırabiliriz. Ancak Atinadakilerin durumu kavramaları için bu kadar örnek yeterli olmalı. Eğer bunu yeterli görmüyorlarsa, Ermenistan’da Paşinyan’la, Ukrayna’da Zelenski ile Gürcistan’da hükümet yetkilileriyle, Erbil’de Barzanilerle, Suriye’de Mazlum Abdi ile Libya’da Halife Hafter ile samimi ve baş başa muhabbet etmelerini tavsiye ederiz.
Yunanistanlı arkadaşlar, gerek yok Ukrayna’yı satan, YPG’yi yüzüstü bırakıp kaçan narsist Trump bizi kurtarır veya kameralar önünde karısından tokat yiyen takıntılı Macron’a güveniyoruz diyorsanız devam edin. Ama bir gün siz de anlarsınız.
Ankara savaşı tercih etmiyor, yüzyıllarca beraber yaşadığımız toplumlarla yine adil şartlarda bir arada yaşayabiliriz diyor. Geçmişte olan savaşlara ve ihtilaflara takılıp kalacaksanız siz bilirsiniz. Üyesi olmakla sevindiğiniz Avrupa Birliği üyeleri İkinci Dünya Savaşı’nda birbirlerine girmiş 50 milyon Avrupalı ölmüştü. Şimdi bunlar hiç olmamış gibiler. Bunu siz de unutmuş gözüküyorsunuz ama kaç yüz sene önce Türklerle ilgili yaşananlara takılıp kalıyorsunuz.
Tercih sizin birlikte barış içinde yaşayalım diyorsanız neden olmasın? Yok savaşalım diyorsanız, tercih etmiyoruz ama ona da hazırız.
Nasıl isterseniz!
Alper Tan
3 Mayıs 2026
Güncel Yazıları
Eski Düzen Tamamen Çökerken Ortadoğu’daki Savaşların Dumanı Altında Yeni Küresel Düze..
29 Nisan 2026
Analiz- آیا در ایالات متحده آمریکا و اسرائیل بهطور پنهانی کودتا یا انقلابهایی رخ دا..
24 Nisan 2026
Analiz- هل تم تنفيذ انقلابات أو ثورات سرّية في الولايات المتحدة وإسرائيل؟..
23 Nisan 2026
Have Secret Coups or Revolutions Taken Place in the US and Israel?
22 Nisan 2026
ABD ve İsrail’de Gizlice Darbe veya Devrimler mi Yapıldı?
21 Nisan 2026
القدر يفرض علينا "الاتحاد"-Analiz
14 Mart 2026
قدر ما را به «وحدت» وادار میکند-ANALİZ
13 Mart 2026
Fate Forces Us to Be United
13 Mart 2026
Kader, Bizi “Birlik” Olmaya Zorluyor
11 Mart 2026
Laiklik Zımbırtısı ve MEB’in Ramazan Ayı Genelgesi
25 Şubat 2026
İsrail, Yahudilik-Hristiyanlık-İslam’ı “Birleştirip” “İbrahimi Din” Üretmek İstedi..
19 Şubat 2026
İlginç Bilgiler... Epstein Pisliği Nedir, Ne Değildir? Alper Tan İki Sene Önce Yazmış..
02 Şubat 2026
The Western Order Has Failed, Türkiye Can Lead the New Order
31 Ocak 2026
Batı’nın Düzeni İflas Etti, Yeni Düzene Türkiye Liderlik Edebilir
30 Ocak 2026
Dost Acı Söyler: Netanyahu Gibi Yaşayıp Selahaddin Olamazsın!
26 Ocak 2026