Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Kuzey Makedonya Genel Seçimlerinden Balkanları Okumak

Ali MASKAN
24 Temmuz 2020 23:05
A-
A+

Balkan coğrafyasının küçük bir prototipi olan Kuzey Makedonya, genel olarak baktığımızda tam bir proje ülkesidir. Balkanların etnik, din, dil ve kültürel özelliklerini azar azar de olsa bünyesinde barındıran Kuzey Makedonya, Balkanlara yönelik bütün simülasyonların yapılabileceği yegâne ülkedir. Bu yüzden Kuzey Makedonya’da yaşananları iyi analiz edebilirsek bütün Balkanlar için önemli çıkarımlarda bulunma imkânımız olacaktır.

15 Temmuz 2020 de yapılan erken genel seçimlerde Makedonya Sosyal Demokratlar Birliği (SDSM) öncülüğündeki "Yapabiliriz İttifakı" 327 bin 329 oy alarak 46 milletvekili çıkardı. İç Makedon Devrimci Örgütü-Makedonya Ulusal Demokratik Birliği (VMRO-DPMNE) öncülüğündeki "Doğrul Makedonya İttifakı" da 315 bin 344 oy alarak Meclis'te 44 koltuk elde etti. Ülkedeki en büyük Arnavut partisi konumundaki Demokratik Bütünleşme Birliği (BDİ) 104 bin 587 oy alarak 15 milletvekili, "Şimdi Zamanı" sloganıyla ittifak kuran "Arnavutlar için İttifak" ve "Alternativa" partileri arasındaki ittifak 81 bin 297 oy alarak 12 milletvekili, Sol (Levica) Partisi 37 bin 551 oy alarak 2 milletvekili, Arnavut Demokratik Partisi (PDSH) de 13 bin 891 oy alarak 1 milletvekili çıkardı.

Seçim öncesi anketler çok yanılmasa da, sonuçların küçük de olsa sürpriz olma ihtimali bazı kesimlerde bir umut olarak yeşermişti. Zira AB’nin desteklediği SDSM, Makedonya ile Yunanistan arasındaki isim sorununa bir çözüm getirmiş olmasına rağmen, AB’nin vadettiği siyasi ve mali destekleri alamamıştı. Ekonomik sorunların çözümüne çare olmayan SDSM seçim öncesinde halk arasında ciddi bir hoşnutsuzluğun olmasından endişe duymuştu. Lakin iktidar, bu çok kültürlü yapının toplumsal hafızasına dokunmak suretiyle, çok da farkına varılmayan bir sempatiye sahip oldu. Meclis başkanının tarihte ilk defa bir Arnavut olması ve bunu bir Makedon partisinin desteklemesi toplumsal hafızanın yeşerdiğinin bariz bir göstergesiydi.

Bu toplumsal reform esasında, 1 Nisan 2019’da Kruşevo’da halkla buluşma toplantısında konuşma yapan Başbakan Zoran Zaev’in; “Osmanlı esaretine karşı hepimiz beraberdik” mesajıyla gündeme gelmişti. Osmanlıya karşı mücadelenin veya Türklere karşı düşmanlığın bir sembolü olan İlinden ayaklanması kutlamalarında Zoran Zaev; “hepimiz, Ulahlar da Arnavutlar da Türkler de Osmanlı esaretine karşıydılar, hepsi birlikteydi. Asırlardır ülkemiz çok etnikli yapıdadır, kimden kaçıyoruz? Saklanacak mıyız? Kurşevo’da, farklılıklarda eşit olmanın ne demek olduğunu açıklamama gerek yok. Bu bizim zenginliğimizdir. Farklı kültürler, farklı etnisiteler, farklı dinler. Birbirimizi Ramazan Bayramı’nda da Noel’de de ziyaret edelim, tebrik edelim. Birbirimize karşı saygılı olalım” demişti. Bu ifadeler Makedonya siyaseti açısından tam bir kırılma noktasıydı.

Zoran Zaev ister kendi isteğiyle isterse de başkalarının tavsiyeleriyle söylemiş olsun, böylesi bir açılım Kuzey Makedonya için yeni bir dönemin başladığının işaretiydi. Zira ülkenin en büyük üç etnik yapısı içinde, belki de millet olma hususunda gerekli tarihsel birikim ve bilincin en zayıf olduğu topluluk, ne gariptir ki ülkenin çoğunluğunu oluşturan Makedonlardı. Dili ve kültürüyle bir Slav toplumu olan Makedonlar, kendilerini Büyük İskender’in torunları olarak gösterme arzusuyla Grek geçmişlerini ispata kalkışmaları kafa karışıklıklarının çok tipik bir göstergesiydi. Makedonların Slav mı yoksa Grek mi olduğuna karar veremediği bir dönemde millet olarak ortaya çıkmaları imkânsız bir durumdu. Hâlbuki Türklerin ve Arnavutların böyle bir çelişkisi hiçbir zaman olmadı. Onlar millet olma hususundaki argümanlarını çok net bir şekilde ortaya koyabiliyorlardı.

Bu nedenle Zaev Makedonları milliyetçilik rüzgârı içinde bir yere taşımaktansa, toplumun ortak unsurlarına vurgu yapmak suretiyle bir “Makedonya Vatandaşlığı” ruhunu oluşturmaya çalıştı. Bazı seçim bölgelerinde Arnavut adaylar göstermesi, önemli bürokratik makamlara Arnavutları getirmesi, iki Türk siyasi partisi ile koalisyona girmesi bu politik açılım sayesinde oldu. Bu kabullenmenin belki de en ilginç örneği, tamamının Arnavut olduğu bir belediyede Makedon bir adayın belediye başkanı olmasıydı.

Etnik yapılar içindeki bu siyasi uzlaşmalar toplumsal yapılar içinde de bir karşılık bulunca SDSM ve BDİ 15 Temmuz seçimlerinde beklediklerinden daha iyi bir sonuç elde ettiler. VMRO-DPMNE’nin ekonomik sıkıntılar üzerine inşa ettiği milliyetçi söylemi ise toplumda beklediği karşılığı bulamadı. SDSM ve BDİ geçen seçimlerde Batı’nın yönlendirmesi ile sandalye sayısı yetmemesine rağmen kurdukları hükümette bazı sıkıntılarla karşılaşılmış olsa da, bu seçimlerde elde ettikleri milletvekilleri sayısı başka partilerin desteğine ihtiyaç duymadan hükümet kurmalarına yetecek düzeydedir.

Siyasi yapıda karşılaşılan ikinci kırılma noktası ise parlamentodaki Hristiyan ve Müslüman milletvekili sayısıdır. Geçen dönemde 24 olan Müslüman milletvekili sayısı 15 Temmuz seçimlerinde 35’e yükseldi. Bunun elbette ki farklı sebepleri bulunmaktadır. Özellikle geçersiz oyları çıkardığımızda katılım oranının yüzde elli olduğunu unutmamamız gerekiyor. Örneğin 6. Bölgede Makedonların oy kullanım oranlarının azlığı buradan iki milletvekili çıkarmalarına neden olmuştur. Zira bu nedenle neredeyse seçilme ihtimali garanti olan koalisyon ortağı Türk aday meclise girememiştir.

“Kuzey Makedonya Vatandaşlığı” üzerine tesis edilmeye çalışılan sistemin bir sonucu olan bu durumun gelecek döneme yansımalarını şimdiden değerlendirmek lazım. 15 Temmuz seçimlerinden önce dillendirilen “Arnavut Başbakan” söylemi, ileriki seçimlerde gerçekleşmesi hayal olan bir söylem olmanın ötesine geçmiş durumda. Geçen seçimlerde Meclis Başkanlığını alan Arnavutların önümüzdeki 10-15 yıl içinde Başbakanlık veya Cumhurbaşkanlığı için diğer Müslüman etnik grupların desteğine talip olacağı şimdiden aşikârdır. Bunun alınan oylar ile gerçekleşmesi mümkün olmasa bile uluslararası güçlerin buna sıcak bakacağını söyleyebiliriz. 2001 yılında Makedon Arnavut çatışmasını sonlandıran Ohri Çerçeve Anlaşması’nın çok ötesinde bir uzlaşma zeminini bu kadar kısa zamanda yakalamak takdire şayan bir başarı hikâyesidir.

Kuzey Makedonya’da vukuu bulan bu gelişmelerin doğallığı hususunda elbette ki tartışmak mümkündür. Uluslararası güçler açısından birer proje olabilecek bu gelişmelerin yarın farklı bir yöne çevrilmesi de mümkündür. Ancak bugün yaşananlar, Balkan coğrafyasında Arnavutların siyaseten daha güçlü bir döneme girdiğini gösteriyor. Sırbistan’ın son seçimlerinde de Arnavutların dört milletvekili çıkarması da bunun bir sonucu olarak değerlendirilebilir.

Kosova özelinde yaşanan Arnavut-Sırp çatışması bu gelişmeler dikkate alındığında çözüme farklı bir yoldan gidildiğini göstermektedir. AB ve ABD her ne kadar her iki etnik yapıya da uzlaşma yolunda siyasi, ekonomik ve adli baskı yöntemlerini kullansa da, bu süreçten muhtemelen daha fazla taviz vermek suretiyle barış yolunu açmak zorunda olan Sırplar olacaktır. Sırplar her ne kadar zamanında Balkanların en etkili etnik yapılarından birisi olsa da, yaşadıkları sorunlar ve bölünmeler onları her geçen gün zayıflattı. Yarın Macarların da ayrılık yolunda bir söylemle gündeme gelmesi sanırım kimseyi şaşırtmaz. Arnavutlar ise her ne kadar birçok Balkan ülkesinde yaşıyor olsa da “Büyük Arnavut”  söylemleri onları her geçen gün bölgesinde daha güçlü hale getiriyor.

Sırp ve Arnavutların uluslararası güçler tarafından yönetilebilirlik ve yönlendirilebilirlik hususundaki kapasitelerini belki ayrıca değerlendirmek daha doğru olur. Zira sadece bu hususun tespiti bile Balkanlarda sağlanmaya çalışılan Sırp-Arnavut uzlaşmasının temel yol haritasını belirlemektedir. Burada önemli olan toprak değişimi yapılarak mı yoksa yapılmadan mı bir çözüm süreci yürütüleceği hususunda AB ve ABD arasında sağlanacak uzlaşmanın taraflara nasıl empoze edileceği hususudur.

Sonuç olarak, Yunanistan ile isim sorununu çözen Kuzey Makedonya’da, yeni tip Makedon-Arnavut uzlaşmasının Sırp-Arnavut uzlaşmasının öncülü olarak değerlendirilmesi mümkün görünmektedir. Batı’nın arzu ettiği şekilde tasarlanan bu uzlaşmalar, Boşnakları da içine alacak şekilde genişletilebilirse, Balkanlarda AB ve ABD’nin çıkarlarına uygun bir dengenin oluşumu şekillenmiş olacaktır.