ABD Dışişleri Bakanlığı Amerikalılara Mısır'dan Kaçmalarını Neden Söyledi?

ABD’nin Mart 2026’da yayımladığı seyahat uyarısında Mısır’ın da yüksek riskli ülkeler arasında gösterilmesi dikkat çekti. Washington’un bu uyarısı, doğrudan çatışmanın tarafı olmamasına rağmen Kahire’nin ekonomik kırılganlıkları, İsrail ile artan gerilimi ve İran’la büyüyen bölgesel rekabetin yaratabileceği dolaylı riskler nedeniyle hızla istikrarsızlaşabilecek ülkeler arasında değerlendirildiğini ortaya koydu.

h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı, Mart 2026 başlarında, Amerikan vatandaşlarını Orta Doğu'daki bazı ülkeleri derhal terk etmeye çağıran bir seyahat uyarısı yayınladı . Bu listede  Kuveyt, Bahreyn, Mısır, İran, Irak, İsrail (Batı Şeria ve Gazze dahil), Ürdün, Lübnan, Umman, Katar, Suudi Arabistan, Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Yemen yer alıyordu. Uyarı, ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü "Operasyon Epic Fury" adlı askeri operasyonun ortasında geldi.

Listede yer alan ülkeler arasında Mısır, Suriye ve Yemen henüz doğrudan askeri çatışma içinde değildi.

Horn Review’de yayınlanan Bezawit Eshetu imzalı analizde, bu durumun Washington'ın bölgesel tehlikelere bakış açısında önemli bir değişime işaret ettiği belirtildi ve artan çatışmalarla boğuşan bir bölgedeki istikrar ve ittifakların daha geniş bir şekilde yeniden değerlendirilmekte olduğunu gösterdi.

Mısır'ın doğrudan çatışma içinde olan veya ciddi istikrarsızlıkla mücadele eden ülkelerle birlikte değerlendirilmesi, ABD'nin Kahire'ye bakış açısında bir değişikliğe işaret etti. Kahire artık ekonomik baskılar, değişen güvenlik bağları ve İsrail ile gergin ilişkiler nedeniyle hızlı bir gerileme riski taşıyan bir yer olarak görülüyor; tüm bunlar İran ile artan çatışmayla daha da kötüleşiyor.

Yazara göre Mısır'ın önemi, Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz gibi kilit deniz geçitleri üzerindeki kontrolünden kaynaklanıyordu. Bu bölgeler, tam bir işgale gerek kalmadan İran'ın müdahalesine açık kalıyor. İran tehditlerini çoğunlukla Basra Körfezi'ne yöneltmiş olsa da,  Kızıldeniz, Husiler gibi vekil güçler aracılığıyla asimetrik eylemlerde bulunmasına ve küresel denizciliği daha yoğun bir şekilde aksatmasına olanak sağlıyor.

Özellikle Sina Yarımadası ile ilgili olarak Mısır’ın İsrail ile gerilimleri artıyor. Mısır'ın Sina'daki artan askeri varlığı ve gelişmiş hava savunma sistemleri konuşlandırması İsrailli yetkilileri endişelendiriyor.

Mısır'ın ABD’nin Operasyon Epic Fury adını verdiği İran’a yönelik savaş koalisyonuna doğrudan koalisyona dahil olmaktan kaçınması ABD'nin sadakat konusunda şüphelerini artırdı. Kahire'nin 28 Şubat'taki ilk sessizliği,  ardından İran'ın "kardeş Arap ülkelerine" yönelik saldırılarının kınanması ve Cumhurbaşkanı Sisi'nin 1 Mart'taki konuşmasında Körfez liderleriyle dayanışma çağrılarında bulunarak Arap egemenliğini vurgulaması, savaş koalsiyonuna uzak duran temkinli söylemin örnekleriydi.

Mısır’ın İsrail ile ilişkileri, Sina gerilimleri ve Rafah sınır sorunları nedeniyle yıpranmış ve1979 anlaşması uyarınca gergin bir "soğuk barış" seviyesine gerilemiştir. İran'a karşı ise derin bir sıcaklık yok, sadece nüfuz ve vekalet savaşları üzerindeki rekabet nedeniyle pragmatik bir mesafe söz konusu. Bu belirsiz duruş, kısa vadeli bir varlık sağlasa da, güveni zedeliyor ve istikrarsızlaştırıcı bir domino etkisi yaratabilir; bu nedenle uyarı, ABD'nin daha kararlı bir şekilde hizalanmasına yönelik bir teşvik olarak yapılmıştır.

Kaynak: Hornreview.  https://hornreview.org/2026/03/13/why-the-u-s-department-of-state-told-americans-to-flee-egypt/

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA