Abdul Satar KAWA

Abdul Satar KAWA

Tüm Yazıları

Tahran, Taliban’ın En Yakın Müttefiki Haline mi Geliyor?

14 Şubat 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

İran İslam Devrimi’nin yıl dönümü münasebetiyle İran’ın Kabil Büyükelçisi Alireza Bekdali, Afganistan’daki yerel medya kuruluşu Tolo News’e verdiği röportajda dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Büyükelçi, İran’ın Taliban yönetimini tanımaya hazır olduğunu ifade ederek iki ülke arasında bu yönde herhangi bir engel bulunmadığını belirtti. Ayrıca Tahran’ın bu adımı, doğru zamanda İran-Taliban ilişkilerini daha üst bir seviyeye taşımak amacıyla kullanacağını vurguladı.

Bu açıklamalar hem Afganistan’da hem de İran kamuoyunda çeşitli tartışmalara yol açtı. Ancak son dört yıla bakıldığında, İran-Taliban ilişkilerinin başlangıçta temkinli ve zaman zaman sınır gerilimleriyle şekillenen bir süreçten geçtiği; buna rağmen bugün daha kurumsal ve stratejik bir düzleme taşındığı görülüyor.

Bu yakınlaşmanın temel nedenlerini analiz etmeden önce, İran ile Taliban arasındaki tarihsel ilişkilere kısaca bakmakta fayda vardır.

Taliban ilk iktidara geldiğinde Mezar-ı Şerif’i ele geçirir geçirmez İran’ın Mezar-ı Şerif Başkonsolosluğu’na saldırmış, 6 diplomat ile bir gazeteciyi öldürerek İran’ı adeta savaşın eşiğine getirmişti. Yaşanan olayın ardından dönemin İran Cumhurbaşkanı Rafsancani her ne kadar “karşılık vereceğiz” açıklaması yapmış olsa da Taliban’a doğrudan saldırmamıştı; ancak Taliban’ın birinci döneminin sonuna kadar Burhaneddin Rabbani ve Ahmet Şah Mesud liderliğindeki Kuzey İttifakı’nı güçlü biçimde desteklemişti. Hatta ABD’nin 2001’de Taliban’a yönelik operasyonu sırasında İran’ın Washington ile örtülü bir iş birliği yaptığı da iddia edilmişti.

Taliban’ın birinci döneminde Tahran ile ilişkiler bu şekilde sert ve karşıt bir zeminde ilerlemişti. Bu nedenle Taliban’ın ikinci kez iktidara gelmesinin ardından, geçmiş tablo dikkate alındığında benzer bir gerilimin yeniden yaşanabileceği yönünde güçlü bir kanaat vardı. Nitekim Taliban’ın ilk günlerinde İran’daki reformist çevreler hükümete baskı yapmış, Pencşir’de Ahmed Şah Mesud’un oğlu Ahmed Mesud’un liderliğinde başlayan direnişe destek verilmesi gerektiğini savunmuşlardı.

Bunun yanı sıra İran ile Afganistan arasında süregelen sınır çatışmaları ve su anlaşmazlığı da tansiyonu yükseltmişti. Helmand Nehri su paylaşımı konusunda dönemin İran Cumhurbaşkanı Seyyid İbrahim Reisi sert bir uyarıda bulunmuş, “Taliban’ı uyarıyorum; milletimizin hakkı olan suyu bir an önce vermeleri lazım, yoksa bu işin akıbetini kendileri bilecek, sonra kimse şikâyet etmesin” sözleriyle Taliban’a açık mesaj göndermişti.

Benzer şekilde dönemin İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan da İran’ın Taliban’ı tanımasının ve yakın ilişkiler kurmasının şartının, Taliban’ın Afganistan’da toplumun tüm kesimlerini kapsayan bir yönetim oluşturmasına bağlı olduğunu ifade ederek ilişkilerini temkinli ve ihtiyatlı bir şekilde yürütüyordu.

7 Ekim 2023 Kırılma Noktası Oldu

İlişkiler bu şekilde devam ederken 7 Ekim’de başlayan Aksa Tufanı süreci Ortadoğu’daki dengeleri ciddi biçimde sarstı. Bölgesel baskı altında kalan ve etki alanı daralmaya başlayan İran, yönünü daha belirgin biçimde doğuya çevirdi. Başta Afganistan olmak üzere Orta Asya ülkeleriyle daha yakın ilişkiler kurma arayışına girdi. Bu durum her ne kadar İran’ın ideolojik öncelikleriyle tam örtüşmese de değişen jeopolitik dengeler Tahran’ı daha pragmatik adımlar atmaya itti.

İran, yeni dönemde kazan-kazan ilişkileri çerçevesinde Taliban ile ortak bir zemin aramaya başladı. Son iki yılda bu doğrultuda somut gelişmeler yaşandı. İran yönetimi Afganistan’daki diplomatik temsil konusunda fiilen Taliban’ı muhatap aldı. Çeşitli alanlarda İran’dan Afganistan’a heyetler gönderildi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin 2025 yılının Ocak ayında Kabil’e yaptığı ziyaret, ilişkilerin seyrini daha ileri bir noktaya taşıdı. Buna karşılık Taliban Dışişleri Bakanı Emirhan Muttaki de aynı yılın Mayıs ayında üst düzey bir heyetle İran’a giderek temaslarda bulundu.

Bugün gelinen noktada İran’ın Kabil Büyükelçisi’nin açıklamaları dikkate alındığında, iki taraf arasındaki ilişkilerin resmî tanıma sürecine doğru ilerlediği anlaşılıyor.

Peki Tahran ile Taliban arasında şekillenen bu yakınlaşmanın arkasında hangi stratejik çıkarlar bulunuyor?

Güvenlik ve İstikrar

DAEŞ’in (IŞİD) Afganistan’daki varlığı hem İran hem de Tahran açısından ciddi bir güvenlik tehdidi olarak görülüyor. Özellikle İran’ın doğu sınırları ve bölgesel istikrar hesapları bakımından Afganistan’daki radikal unsurlar doğrudan risk anlamına geliyor.

DAEŞ ilk olarak 2014 yılında Afganistan’da ortaya çıkmış ve başta Kabil olmak üzere ülkenin farklı bölgelerinde çok sayıda kanlı saldırı gerçekleştirmişti. 2021 yılında Taliban’ın yeniden iktidara gelmesiyle birlikte birçok ülke, DAEŞ’in Afganistan’da yeniden güç kazanabileceği endişesini taşımıştı.

İran, Taliban yönetiminin DAEŞ’e karşı sergilediği bu sert tutumu iki ülke arasındaki yakınlaşmanın en önemli faktörlerinden biri olarak görüyor. Eğer DAEŞ kontrol altına alınmasaydı, Afganistan’daki istikrarsızlık ve örgütün varlığı İran açısından doğrudan bir güvenlik tehdidine dönüşebilirdi. Bu nedenle Afganistan’daki güvenlik ve istikrar, İran’ın ulusal güvenliğiyle doğrudan bağlantılı kabul ediliyor.

Bunun yanı sıra İran ve Taliban arasında farklı konularda istihbarı işbirliği de söz konusu. Nitekim, İran Enformasyon Bakanı İsmail Hatip de Tasnim Haber Ajansı’nda yayımlanan bir videoda “İran ve Taliban teröre karşı iyi bir iş birliği yürütüyor” açıklamasını yapmıştı. Hatip, DAEŞ’in Batı tarafından Suriye ve Türkiye’den Afganistan’ın kuzeyine yönlendirildiğini iddia ederek, örgütün Taliban’ın tam kontrol sağlayamadığı dağlık alanlara yerleştiğini ve Taliban unsurlarına karşı saldırılar düzenlediğini söylemişti. Hatip, “Onlarla mücadele etmek için Taliban ile birlikte sıkı iş birliği yapıyoruz” sözleriyle bu güvenlik koordinasyonunu açık biçimde dile getirmişti. Bunun yanı sıra Afganistan’ın zayıf ekonomik yapısı İran için önemli bir ticari genişleme fırsatı sunuyor. Afganistan’da yaşanacak herhangi bir istikrarsızlık ise İran’ın ekonomik çıkarlarını tehdit edecek ve zaten baskı altında olan İran ekonomisi üzerinde ek bir yük oluşturacaktır.

İran, Taliban Döneminde Afganistan’ın Başlıca Ticaret Ortağı Haline Geldi

İranlı yetkililerin verilerine göre Taliban yönetiminin İran ile olan resmi ekonomik ilişkilerinin hacmi 3.5 milyar doların üzerine çıkmış durumda. Oysa 20 yıllık cumhuriyet döneminde bu rakam 2 milyar doları aşmıyordu.

2024 yılında İran’ın Afganistan’a yönelik petrol dışı ihracatı 3 milyar doların üzerine çıkarak bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 80 oranında artış gösterdi. Taraflar arasındaki devam eden görüşmeler, ticari ilişkilerin önümüzdeki dönemde daha da genişleyeceğine işaret ediyor.

Buna karşılık Taliban’ın Pakistan ile ekonomik ilişkileri 700 milyon doların altına gerilemiş durumda. Oysa cumhuriyet döneminde Afganistan ile Pakistan arasındaki ticaret hacmi 2017-2018 yıllarında 2,2 milyar doların üzerine çıkmıştı.

Pakistan ile ticari ilişkilerin zayıflamasıyla birlikte Taliban yönetimi Hindistan ile ekonomik bağları genişletme çabası içine girdi. Hindistan, özellikle Çabahar Limanı üzerinden Taliban ile ticareti güçlendirmeye özel önem veriyor. İran hükümeti de bu süreçte aktif rol üstlenmiş; demiryolu hattı ve Çabahar Limanı üzerinden Taliban’ın Pakistan limanlarına olan bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Taliban Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Sözcüsü Ahundzade Abdusselam Cevad’ın yaptığı bir açıklamada İran ile Afganistan arasındaki ticaret hacminin 3,5 milyar doların üzerine çıktığını ve Halihazırda İran, Afganistan’ın en büyük ticaret ortağı konumunda bulunduğunu söyledi.

İran–Taliban İşbirliği Çerçevesinde Yaklaşık 2 Milyon Afgan Ülkeden Sınır Dışı Edildi

1979’dan bu yana İran, Afgan mülteciler için en önemli sığınma ülkelerinden biri oldu. Ancak son dönemde tablo tersine döndü. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin yayımladığı yıllık rapora göre yaklaşık 1,8 milyon Afgan İran’dan sınır dışı edildi. Sınır dışı işlemlerinin en yoğun yaşandığı 2025’in Temmuz ayında yaklaşık 373 bin kişinin Afganistan’a gönderildiği kaydedildi.

İran yönetimi bu süreci ekonomik baskılar ve güvenlik gerekçeleriyle savunurken, dikkat çeken nokta Taliban yönetiminin bu geri dönüşlere ciddi bir diplomatik itirazda bulunmaması oldu. Her ne kadar geri gönderilen Afganların önemli bir kısmı zor koşullar altında ülkeye dönmüş olsa da Taliban ile İran arasında bu konuda fiilî bir mutabakat oluştuğu görülüyor.

Helmand Nehri ve Su Hakkı Meselesi

İran ile Taliban arasındaki en önemli anlaşmazlık başlıklarından biri, Helmand Nehri’nden İran’ın alması gereken su hakkı meselesi. İranlı yetkililer, Taliban’ı defalarca çeşitli engellemelerle suyun İran topraklarına ulaşmasını zorlaştırmakla suçladılar. Tahran’a göre 1973 tarihli anlaşma uyarınca İran’ın bu nehirden yıllık 820 milyon metreküp su alma hakkı bulunuyor. Ancak Afganistan’da inşa edilen barajlar ve su yönetimi uygulamaları nedeniyle İran’a ulaşan su miktarının azaldığı savunuluyor.

Ancak geçen yıl Abbas Arakçi’nin Kabil ziyareti sırasında su meselesinin görüşmelerin en önemli başlıklarından birini oluşturduğu ifade edilmişti. Ziyaret sonrasında bu konuda ilerleme kaydedildiği ve sürecin yapıcı şekilde devam edeceği belirtilmişti.

Buna ek olarak İran’ın Kabil Büyükelçisi Alireza Bekdali de verdiği son röportajda, halihazırda su konusunda iki ülke arasında ciddi bir sorun bulunmadığını dile getirdi. Bekdali, bu yıl yağışların artmasıyla birlikte Taliban yönetiminin anlaşmada belirtilen miktarın dahi üzerinde su bırakmasını umduklarını ifade etti.

Nitekim son iki yılda su meselesi üzerinden İran tarafından güçlü bir şikâyetin dile getirilmemiş olması, bu sorunun en azından geçici olarak kontrol altına alındığını ve iki taraf arasında yönetilebilir bir zemine taşındığını gösteriyor.

Neticede Tahran ile Taliban arasındaki yakınlaşma, geçmişteki sert karşıtlığa rağmen ideolojik bir dönüşümden ziyade karşılıklı zorunlulukların ürünü olarak şekillenmiş durumda. Güvenlik kaygıları, özellikle DAEŞ tehdidi ve sınır istikrarı; ekonomik çıkarlar, artan ticaret hacmi ve Afgan pazarına erişim; göç baskısı ve su meselesi gibi kritik başlıklar iki tarafı pragmatik bir iş birliğine yöneltiyor. İran, Afganistan’da istikrarsızlığın kendi iç dengelerini sarsabileceğinin farkında; Taliban ise bölgesel meşruiyet ve ekonomik nefes alanı için Tahran’la ilişkileri stratejik görüyor. Bu tablo, tarafların henüz resmî tanıma noktasına gelmemiş olsa da fiilî bir ortaklık zemini oluşturduğunu ve ilişkilerin çıkar odaklı ilerlediğini gösteriyor.

 

Abdul Satar Kawa

13.02.2026

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA