Sinan TAVUKCU
Tüm YazılarıBingazi’de toplanan Libya Temsilciler Meclisinin, Türkiye ile Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) arasında 27 Kasım 2019'da imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası'nı 20 Ekim 2026 tarihinde oy birliğiyle onaylaması ve buna ilaveten 2020'de Ankara'ya karşı aldığı boykot kararlarını iptal etmesi dünya gündemine bomba gibi düştü.
7 yıl aradan sonra Doğu’daki General Halife Hafter destekli Meclisin verdiği onay; mutabakatın bütün Libya’yı temsil etmeyen bir yönetim tarafından imzalandığı ve hukuken geçersiz olduğu yönündeki iddiaları çöpe attı. Bu gelişme, Doğu Akdeniz’de bütün hesapları altüst eden yeni bir statükonun önünü açtı.
Gelinen noktada; Türkiye’nin taraflar arasındaki kanlı çatışmaları durduran, ulusal çıkarlar konusunda uzlaşmaya teşvik eden Libya politikasının ve stratejik sabırla yürüttüğü süreç yönetiminin büyük payı olmuştur. Bu sonucun alınmasında Türkiye’nin izlediği siyasetin elbette ki rolü büyüktür; ancak zamanlama olarak bölgesel sahiplenme ilkesiyle ortaya çıkan Mekke Savunma İttifakı’nın yarattığı sinerjinin etkisi de hesaba katılmalıdır.
Libya uzlaşmasındaki başarının büyüklüğünü takdir etmek için Arap Baharı’ndan sonra kaosa sürüklenen ülkenin yaşadığı çatışmaları ve uluslararası aktörlerin hesaplarını hatırlamak gerekmektedir.
Muammer Kaddafi’nin 2011 yılında NATO destekli ayaklanmalar sonucunda devrilmesi ve öldürülmesinden sonra Libya’da merkezi otorite kalmadı ve ülke bir iç savaşa sürüklendi. 2011–2014 döneminde ülkeyi Ulusal Geçiş Konseyi (UGK) yönetti. 2014 yılında yapılan seçimlerin ardından farklı ideolojilere sahip milisler, bölge ve kabile temelli silahlı gruplar; otoritelerini korumak ve ülke kaynaklarından pay kapmak için ülkenin dört bir yanında birbirleriyle çatışmaya başladılar. Bunun neticesinde ülke resmen ikiye bölündü: Birisi Trablus, diğeri Tobruk merkezli olmak üzere iki ayrı meclis, iki ayrı hükümet ve bunlara bağlı silahlı güçler ortaya çıktı.
Ülkenin Batısında; Trablus merkezli, Fayiz es-Serrac’ın liderlik ettiği ve BM tarafından uluslararası alanda meşru kabul edilen Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) kuruldu. Bu hükümete bağlı silahlı güçler Misrata Tugayları, Trablus Koruma Güçleri ve çeşitli milis gruplardan oluşuyordu. Türkiye, Katar ve İtalya bu hükümetin en büyük destekçileriydi.
Ülkenin Doğusunda; Tobruk şehrinde konuşlanan Temsilciler Meclisi ve Meclis Başkanı Akile Salih’in yönetimi ortaya çıktı. General Halife Hafter’in komutanlığını yaptığı Libya Ulusal Ordusu (LUO) bu meclisin silahlı gücüydü. Tobruk hükümetini; Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır, Yunanistan, İsrail, Rusya (Wagner paralı askerleri aracılığıyla) ve Fransa destekliyordu.
Nisan 2019’da Halife Hafter ve LUO, uluslararası alanda tanınan Trablus’taki UMH yönetimini devirmek için büyük bir saldırı başlattı ve Trablus’u kuşattı. Kanlı kuşatma, Türkiye’nin askerî müdahalesi ve UMH’ye sağladığı destek sayesinde kırıldı. Hafter güçleri çatışmaların ardından Trablus önlerinden çekilmek zorunda kaldı; cephe hatları Sirte-Cufra hattında kilitlendi ve iki taraf arasında askerî bir denge oluştu.
İsviçre'nin Cenevre kentinde Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde imzalanan 23 Ekim 2020 tarihli Kalıcı Ateşkes Anlaşması’nın ardından Libya genelinde büyük çaplı cephe savaşları ve bombardımanlar tamamen durdu. BM öncülüğünde yürütülen Libya Siyasi Diyalog Forumu toplandı. Bu süreç, Mart 2021’de ülkeyi seçime götürmek üzere Abdülhamid Dibeybe başkanlığındaki tek bir geçici Ulusal Birlik Hükümeti’nin kurulmasını sağladı. Ancak ülkedeki siyasi ve askerî aktörlerin uzlaşamaması ve dış güçlerin müdahaleleri nedeniyle ulusal seçimler yapılamadı. İkili idari ve askerî bölünmüşlük hâlen devam etmekte; kalıcı bir birleşme ve ulusal bir ordu yapısı henüz tam anlamıyla sağlanamamaktadır.
Bununla birlikte, Doğu ve Batı idareleri arasında ulusal çıkarlar temelinde ortak hareket etme kapasitesi gelişti. Bunda, Türkiye’nin ateşkesin ardından yürüttüğü "Bölünmez Libya" politikasının büyük rolü oldu. Türkiye her iki yönetimle de dengeli ilişkiler kurarak kapsayıcı ve birleşik bir Libya hedefinde önemli merhaleler kat’etti.
Türk yetkililerin ve MİT Başkanının Bingazi’ye gerçekleştirdiği ziyaretler, Tobruk yönetimiyle doğrudan temas kanallarının açılmasını sağladı. Bingazi Başkonsolosluğunun aktifleştirilmesi Doğu yönetimi nezdinde güven artırıcı bir adım oldu ve Türkiye, Doğu Libya’da diplomatik ve ticari varlığını yeniden tesis etti.
Türkiye, Libya’nın daha önce birbirleriyle savaşan Batı ve Doğu yönetimlerine bağlı askerî personelini aynı çatı altında buluşturmayı başardı. Türkiye ev sahipliğinde düzenlenen EFES 2026 Tatbikatı gibi organizasyonlara her iki yönetim askerlerinin birlikte katılması, iki taraf nezdinde de Türkiye’nin güvenilirliğinin tescili oldu.
Türkiye ile BM tarafından tanınan Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında 27 Kasım 2019’da "Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası" imzalanmıştı. Söz konusu mutabakat, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın 102. maddesi uyarınca 30 Eylül 2020 tarihinde BM tarafından tescil edildi. Ne var ki o dönemde Doğu Libya Temsilciler Meclisi bu anlaşmayı onaylamayı reddetti ve Ankara'yla siyasi ilişkileri kesme kararı aldı.
Libya’daki bölünmüşlükten yararlanan başta Yunanistan olmak üzere diğer ülkeler, anlaşmanın doğudaki parlamentonun onayını almadığını, dolayısıyla Libya içinde bir uzlaşıyı temsil etmediğini ve geçersiz olduğunu savunarak mutabakata karşı çıktılar. Yunanistan ile Mısır, 6 Ağustos 2020’de kendi aralarında deniz yetki alanlarının kısmi sınırlandırılması konusunda ayrı bir anlaşma imzaladılar.
Ancak, zaman içinde Türkiye ile kurulan doğrudan ilişkilerin etkisiyle Libya Temsilciler Meclisi tutum değiştirerek Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası'nı 20 Ekim 2026 tarihinde oy birliğiyle kabul etti ve 2020'de Ankara'ya karşı aldığı boykot kararını da iptal etti.
Oturum öncesinde, Türkiye’ye mesafeli duran ve 2019’da imzalanan anlaşmanın Mecliste kabul edilmesine engel olan Meclis Başkanı Akile Salih’in koltuğunu terk etmesi ve yerine eski Türkiye-Libya Dostluk Komitesi Başkanı Salihin Abdünnebi’nin seçilmesi ilişkilerin değişen seyrini göstermesi bakımından dikkat çekti. Bir diğer dikkat çekici husus ise anlaşma onaylandığı sırada MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Libya’da bulunmasıydı. İki hükümeti birbirine yaklaştıran bu gelişmeler, Türkiye’nin hem Batı hem de Doğu hükümetleriyle geliştirdiği yakın ilişkilerin bir sonucuydu.
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Doğu Libya Meclisinin onay kararını sert bir dille reddederek Türkiye-Libya Mutabakatı'nı yasa dışı ve hükümsüz olarak nitelendirdi. Avrupa Birliği de Yunanistan’a destek açıklaması yaptı: Ursula von der Leyen ve António Costa, Doğu Libya Meclisinin kararını tanımadıklarını belirterek mutabakatın geçersiz olduğunu savundular. Buna rağmen kararın onaylanması, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın Akdeniz’deki tek taraflı hamlelerine kesin olarak set çekmiş oldu.
Türkiye ile Libya Ulusal Birlik Hükümeti arasında imzalanan ve Temsilciler Meclisi tarafından onaylanan deniz yetki alanları mutabakatı sayesinde Türkiye-Libya deniz sınırı çizilmiştir. Böylece Türk Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) ile Libya MEB’i birleşmiş ve Doğu Akdeniz’de doğu-batı ekseninde bir "deniz kalkanı/şeridi" oluşturulmuştur.

Söz konusu deniz kalkanı; Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve İsrail’in Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi devre dışı bırakmaya yönelik enerji, jeopolitik ve altyapı projelerini tersine çevirecektir.
Mutabakattan etkilenecek başlıca projeler şunlardır:
EastMed Boru Hattı Projesi: İsrail ve GKRY gazını Yunanistan üzerinden Avrupa’ya taşıyacak EastMed boru hattının geçiş güzergâhı doğrudan Türkiye-Libya sınır hattını kesmektedir. Bu durum, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca projenin Türkiye'den izin alınmadan yapılmasını hukuken ve fiilen imkânsız hâle getirmiştir.
EuroAsia ve EuroAfrica Elektrik Bağlantı Hatları: İsrail, GKRY ve Yunanistan'ı deniz altı kablolarıyla bağlayacak 1,9 milyar avroluk EuroAsia / EuroAfrica Elektrik Hatlarının güzergâhı Türkiye’nin tescilli kıta sahanlığından geçtiği için yapımı doğrudan Türkiye’nin iznine tabi kılınmıştır.
Arama ve Sondaj Projeleri: Türkiye ile Libya arasında çizilen hat, Yunanistan’ın Meis ve Girit adalarına tam kıta sahanlığı tanıma tezlerini boşa çıkarmıştır. GKRY ve Yunanistan'ın parsellediği veya ruhsatlandırdığı bazı sahalar Türkiye-Libya yetki alanları ile çakışmış; Doğu Akdeniz'de uluslararası enerji şirketlerine (Chevron, ExxonMobil, Total, Eni vb.) tek taraflı olarak verilen arama/sondaj ruhsatlarının durumu hukuken belirsiz hâle gelmiştir.
Doğu Akdeniz’deki yeni deniz rejimi, İsrail’in Akdeniz limanlarından (Hayfa, Aşdod) Avrupa ve Batı pazarlarına yönelik ticaret rotalarında Türkiye'nin jeopolitik ağırlığını artırmıştır, bu durum İsrail'i bölgede tek taraflı ticaret projeleri yürütmekten alıkoyacaktır. Öte yandan, Türkiye’nin Libya ile MEB birleştirmesi ve deniz sahasındaki hukuki haklarını korumak adına Mavi Vatan stratejisini güçlendirmesi, İsrail’in zaten zayıf olan Deniz Kuvvetlerinin Doğu Akdeniz’deki hareket alanını sınırlayacaktır.
Türkiye; Libya’da aynı ülkenin insanları arasındaki çatışmayı önleme, tarafları uzlaştırma, ulusal çıkarlar doğrultusunda müşterek hareket etmelerini sağlama ve vatanın bölünmezliği ilkesi çerçevesinde ortak yönetimin yollarını arama konusunda büyük çaba göstererek başarılı bir model ortaya koymuştur. Libya’daki Batı ve Doğu yönetimleriyle deniz yetki alanları mutabakatı imzalanması bu çabaların sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
Türkiye, Libya'nın ardından Mısır'la da deniz yetki alanlarında uzlaşırsa; Doğu Akdeniz’de Yunanistan, GKRY, İsrail ve Fransa’nın kendisini devre dışı bırakmaya yönelik hamlelerine karşı her üç ülkenin de çıkarlarının korunduğu yeni bir deniz jeopolitiği geliştirebilecektir.
Öte yandan Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması bölgede yeni bir heyecan ve sinerji yaratmıştır. Mısır, henüz ittifakın resmi üyesi olmasa da fiilen dördüncü büyük müttefik gibi hareket etmektedir. Hâlihazırda en az on Müslüman ülkenin Mekke Savunma İttifakı’na katılmaya hazır olduğu bilinmektedir.
Bu geniş savunma ittifakının sağladığı güvenlik ve iş birliği şemsiyesi, dar ulusal çıkarların ötesine geçerek ülkelerin yakınlaşmasını sağlayacaktır. Libya’daki her iki hükümetin birbirine yaklaşmasında ve düne kadar çatışan orduların ortak tatbikat yapar hâle gelmesinde bu ittifakın parçası olma arzusunun büyük payı vardır.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile Mısır ve Libya'nın bu güvenlik şemsiyesi etrafındaki yakınlaşması, İsrail’in Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz hattındaki izolasyonunu güçlendirecektir.
Sonuç olarak; Türkiye, Libya ve Mısır’ın Doğu Akdeniz’deki iş birliği ve deniz yetki alanlarının belirlenmesi konusundaki ortak mutabakatları; bölgenin statükosunu ve kaynakların dağılımını kökten etkileyerek ilgili ülkelere kayda değer jeopolitik avantajlar sunacaktır.
Güncel Yazıları
Libya’da Tarihî Dönemeç: Doğu Akdeniz’de Değişen Statüko ve Türkiye’nin Diplomatik Ba..
21 Ekim 2026
US Withdrew from Iraq, the Dream of a Greater Persian Empire Collapsed
09 Ekim 2026
ABD Irak’tan Çekildi, Büyük Pers İmparatorluğu Hayali Çöktü
08 Ekim 2026
Where Did Iran’s 1,000-Battalion ‘Janfada’ Organization Come From as the War with the..
28 Eylül 2026
ABD ile Savaşın Sonuna Yaklaşırken İran’da 1000 Taburluk ‘Canfeda’ Örgütlenmesi Nered..
21 Eylül 2026
Is the Makkah Defence Alliance Being Tested by Houthi Attacks Against Saudi Arabia?
19 Eylül 2026
Husilerin Suudi Arabistan’a Yönelik Saldırılarıyla Mekke Savunma İttifakı mı Sınanıyo..
16 Eylül 2026
Trump, 47 Yıldır Beyaz Saray’a Kabul Edilmeyen Anti-Siyonist Yahudi Cemaatleri Davet ..
11 Eylül 2026
Makkah Joint Defence Agreement: From an Idea to a Concept, from a Concept to an Agree..
11 Eylül 2026
Global Fire Endeksi(GFP) Ülkelerin Gerçek Savaş Gücünü Gösterir mi? İsrail Örneği..
07 Eylül 2026
Mekke Ortak Savunma Anlaşması: Fikir Düzeyinden Kavrama, Kavramdan Anlaşmaya
10 Ağustos 2026
Irak Kritik Eşikte: ABD ve İran Tahakkümünden Kurtulma Çabası Veriyor
03 Ağustos 2026
Ankara NATO Summit and Turkey’s Strengthening Role
23 Temmuz 2026
Ankara NATO Zirvesi ve Türkiye’nin Güçlenen Rolü
14 Temmuz 2026
The Codes of Turkish Foreign Policy
09 Temmuz 2026