Sinan TAVUKCU

Tüm Yazıları

21. Yüzyıl Çok Kutuplu Dünya Düzeninde Stratejik Özerklik Arayışı: Türkiye - Kanada Stratejik Ortaklığı Modeli

24 Ekim 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Başbakan Mark Carney'in 22-23 Ekim 2026 tarihlerinde Ankara’ya gerçekleştirdiği ziyaret, Batı dünyasının en önemli ülkelerinden birisi olan Kanada’nın Türkiye ile “stratejik ortaklık” anlaşması imzalamasıyla sıradan resmi ziyaretin çok ötesine geçen bir anlam kazanmıştır.

Sahip olduğu 9.984.670 km² toprak ile Rusya’dan sonra en büyük coğrafyaya sahip 2’inci ülke olan Kanada, 41milyon nüfusuyla ve yaklaşık 2,5 Trilyon $ dolar GSYİH’si ile dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasında yer alan gelişmiş bir G7 ülkesidir. 1949 yılında kurulan NATO’nun da 12 kurucu üyesi arasındadır ve ABD ile birlikte Kuzey Amerika kıtasından ittifaka katılan iki ülkeden biridir.

Kanada neden Türkiye ile stratejik ortaklık kurmak istedi?

Batı dünyasının bu önemli ülkesinin Türkiye ile stratejik ortaklık kurmak istemesinin sebebini Kanada başbakanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile düzenlediği ortak basın toplantısında şu sözlerle açıkladı:

"Biz bugün bir kopuşun tam ortasındayız. Eski dünya düzeni geri gelmeyecek. Güvenlik ve refahımızı onlarca yıldır sağlayan kurumlar tehdit altında. Biz kendi geleceğimizin efendisi olmak için kendi yatırımlarımızı yapıyoruz." 

"Hiçbir ülke tek başına güç inşa edemez" diyen başbakan, "En dirençli ülkeler, birbirini tamamlayan güçlü yönlerini güvenilir ortaklarla bir araya getirir. Amacımız kendi kendine yeterlilik değil, kolektif dirençtir. Bu nedenle Kanada, Kanadalılar için yeni fırsatlar yaratan güvenilir ortaklarla daha derin ortaklıklar kuruyor." sözleriyle yeni ittifak arayışlarını dile getirdi.

Güvenilir ortak olarak gördükleri Türkiye için, “Türkiye çok dinamik bir ortak. NATO'nun en büyük ikinci silahlı kuvvetlerine ve hızla gelişen, son derece yenilikçi bir savunma sanayisine sahip. Türkiye, dünyanın farklı bölgelerindeki çetrefilli çatışmaların çözümünde çok önemli bir rol oynuyor." açıklaması yapan Kanada başbakanı, ülkemizin stratejik özerkliğine, dinamizmine ve çözüm üretme kapasitesine vurgu yaptı.

Yapılan anlaşmalar

“Bugün ilişkilerimizi Stratejik Ortaklık seviyesine çıkarma sürecini başlatıyoruz” diyen Carney, stratejik ortaklığın üç ayağı olduğunu vurguladı.

“Bunlar:

Serbest Ticaret: Serbest Ticaret Anlaşması için temaslarımızı hızlandırıyoruz.  

Finans ve İş Birliği: Kanada İhracat Geliştirme Ajansı (EDC) ve Türk Eximbank ortak çalışmalar yürütecek; şirketlerimizi birbirine yakınlaştıracağız.  

Ulaşım: İki ülke arasındaki doğrudan uçuş sayısını haftada 12'den 21'e çıkaracağız." dedi.

Ziyaretin sonucunda Türkiye ile Kanada arasındaki ilişkiler resmen Stratejik Ortaklık seviyesine yükseltildi ve iki ülke arasında iş birliğini güçlendiren yeni mutabakat zaptı ve anlaşmalar imzalandı.

İki ülke ilişkilerini Stratejik Ortaklık seviyesine taşıyan anlaşmalar şöyle:

-Serbest Ticaret Anlaşması (STA),

​-Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması,

​-JETCO (Ortak Ekonomik ve Ticari Komitesi).

-Savunma Sanayii Mutabakat Zaptı

-Enerji Alanında İş Birliği Ortak Bildirisi

-Hava Ulaştırma Anlaşması

Anlaşmalarla, Türkiye’nin savunma sanayii şirketleri ile Kanada şirketlerinin bağları güçlendirilecek; nükleer, LNG, kritik mineraller gibi alanlarda işbirliği yapılacak; mevcut ticaret hacmi önce 5 milyar dolara, ardından 10 milyar dolar seviyesine çıkarılacak.

Kanada’nın Batı dışı stratejik ortak arayışının sebepleri

Mark Carney'in konuşmasındaki "Eski dünya geri gelmeyecek" vurgusu, ABD dahil Batı dünyasının ciddi bir gerileme dönemine girdiğinin Kanada tarafından fark edildiğinin dışa vurumudur ve Batı dışı stratejik ortak arayışının gerekçesidir. Soğuk Savaş sonrasında kurulan Batı hegemonyasına dayalı dünya düzenini ayakta tutan küresel kurumların çökmekte olması, ekonomisinde ve dış politikasında büyük oranda bağımlı olduğu ABD'nin başkanı Donald Trump’ın ülkeyi 51’nci vilayet olarak yutmakla tehdit etmesi, Ottawa’yı "tek bir müttefike veya tek bir pazara dayanmama" stratejisine yöneltti, güçlü müttefikler aramaya sevk etti.

Kanada’nın ihracatında ABD’nin payı %75 - %80 civarındadır, ithalatının %50’sinden fazlası yine bu ülkeden yapılmaktadır. Her açıdan ABD’ye aşırı derecede bağımlı olan ve bu bağımlılığı azaltarak daha özerk hareket etmek isteyen Kanada, çok kutuplu yeni dünyada yükselen bölgesel güçlerle doğrudan ve bağımsız bağlar kurarak ekonomik ve stratejik risklerini dağıtma arayışına girmiştir.

Başbakan Carney'in "Biz bugün bir kopuşun tam ortasındayız” sözüyle ifade ettiği üzere küresel değişimler, Kanada yönetimini geleneksel dış politikasını ve bağlılıklarını gözden geçirmeye zorladı. “Kendi geleceğinin efendisi olmak” isteyen Kanada’nın stratejik ortak olarak Türkiye’ye yönelmesinde; Türkiye’nin NATO içindeki en büyük ikinci kara ordusuna sahip olması, hızla gelişen yerli ve yenilikçi savunma sanayisi ile Doğu ile Batı arasında dengeli ve bağımsız bir dış politika yürütmesi belirleyici olmuştur. Türkiye; Ukrayna-Rusya savaşı, Kafkaslar, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz gibi çetrefilli çatışmaların çözümünde diplomasisi ve caydırıcı gücüyle kilit aktör konumunu pekiştirmiştir. Ankara; Türk Devletleri Teşkilatı ve Orta Doğu'da kendi özerk politikalarını yürüten söz sahibi devlet olarak kabul edilmektedir. Son dönemde hayata geçirilen Mekke Savunma İttifakı, Bedir Anlaşması gibi İslam dünyasının savunmasına yönelik kurumların oluşturulmasındaki merkezi rolü dikkatle takip edilmektedir.

Kanada – Türkiye Stratejik Ortaklığı bir model olabilir

İmzalanan Stratejik Ortaklık belgesiyle, hem Kanada hem de Türkiye, "tek bir merkeze bağımlı kalmama" stratejisinde buluşmuş ve ortaklıklarını derinleştirme kararlılıklarını ilan etmiştir. Yeni model, Soğuk Savaş mantığıyla işleyen eski hiyerarşik ittifaklar yerine esnek, işlevsel ve çok merkezli yeni bir küresel ağ kurmaya dayanmaktadır.

Her iki ülke arasında sınır komşuluğu olmamasına, aralarında 8.500 kilometreyi aşan bir mesafe bulunmasına rağmen kurulan bu ortaklık ilişkisi, Yeni Dünya Düzeninde ülkelerin sadece sınır komşularıyla değil, kendi etki alanlarını genişletecek uzak ortaklarla çalışma gerekliliğini ortaya koymaktadır. Günümüz küresel siyasetinde "coğrafi yakınlık" yerini "stratejik ve teknolojik tamamlayıcılığa" bırakmıştır.

Türkiye ile Kanada arasında geliştirilen bu yeni tip "stratejik ortaklık"; Soğuk Savaş döneminin ürünü "büyük güce biat eden katı bloklaşma" anlayışının sona erdiğini, bunun yerine “esnek, ekonomik bağımsızlığı odağına alan, çok merkezli ve teknoloji/enerji odaklı kazan-kazan ortaklıklar" devrinin başladığını göstermektedir. Söz konusu ortaklık, 21. yüzyılın çok kutuplu dünya düzeninde ikili ittifak arayışında olan birçok ülke için güçlü bir model oluşturabilir. Güvenlik veya ticaret alanında ABD’ye bağımlı bulunan ve tek bir merkeze dayanmanın getirdiği dayatmaları ve kırılganlıkları yaşayan Meksika, Avustralya, Güney Kore, Japonya, Birleşik Krallık gibi ülkeler için bu ortaklık model teşkil edebilir.

Kanada'dan sonra Japonya ile Türkiye arasında da yıl sonuna kadar derin bir stratejik ortaklık gündeme gelebilir. First America sloganı ile izolasyon politikalarına dönüş yapan ABD’nin ortağı Japonya’yı Çin ile baş başa bırakma ve bölgeyi terk etme ihtimali Tokyo’yu ciddi şekilde endişelendirmektedir. Japonya’nın önünde, kendi stratejik özerkliğini kazanma ve yükselen yeni güçlerle ittifaklar kurma dışında seçeneği bulunmamaktadır.

Sonuç

SSCB’nin çöküşü, Varşova Paktı’nın bir gecede lağvedilmesi, hegemonik sistemlerin dışarıdan bakıldığında ne kadar sağlam görünürse görünsün, içten çürüdüklerinde ne denli ani bir yıkımla karşılaşabileceğinin tarihsel kanıtıdır. Aynı akıbet, tek kutuplu dünyada ABD hegemonyasını da beklemektedir.

Hegemon gücün "koruyucu şemsiyesi" inandırıcılığını yitirdiği an, onunla müttefik kalmanın maliyeti ağırlaşacağından kitlesel kaçışlar başlayacaktır. ABD’nin İran ile savaşı hem kendisinin savaş kapasitesinin zayıflığını hem de müttefiklerine koruma sağlama kabiliyetinin bulunmadığını açıkça göstermiştir. Elindeki en etkili silah, tehditten ibarettir.

Dünya siyaseti, Soğuk Savaş sonrası kurulan tek kutuplu Batı hegemonyasının ve geleneksel kurumsal yapıların zemin kaybettiği tarihsel bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Batı merkezli hegemonik sistemin BM Güvenlik Konseyi, NATO, AB gibi kurumsal yapıları güvenilirliğini yitirmiştir, büyük bilinen devletler trilyonlarca dolarlık borç stoku ile ayakta durmaya çalışıyorlar. Doların küresel rezerv para statüsünü kaybetmesi, küresel borç mekanizmalarına olan inancın kırılması ile ortaya çıkacak bir finansal kriz, bütün sistemi çökertebilecektir.

Günümüzde Kanada'nın Eski Dünya ve kurumlarının çöktüğünü ilan etmesi, kendi özerkliğini sağlamak için ABD baskısı karşısında alternatifler araması, Türkiye'nin kendi savunma eksenini kurması ve bölgesinde ve uzak bölgelerde hızla geliştirdiği ittifaklar bu çöküş anın yaklaştığını gösteriyor.

Netice-i kelam; Kanada – Türkiye stratejik ortaklığı, Yeni Dünya Düzeninde stratejik özerklik arayışında olan devletler için ortak çıkarlara dayalı yeni bir ittifak modeli sunmaktadır.

 

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA