Sayed Sulaiman NABİL
Tüm Yazıları
Asıl sorumuza geçmeden evvel, stratejik düşünmenin ne olduğunu açıklamak yerinde olacaktır. Akademik alanda strateji ve stratejik düşünmenin ne olduğu konusunda farklı önermeler öne sürülmüştür. Önde gelen teorisyenlerin tanımlarından hareketle, stratejik düşünceyi şöyle tanımlamak mümkündür:
“Stratejik düşünmek, bireylerin veya kurumların uzun vadeli amaçlara ulaşmak için mevcut iç ve dış çevresel koşulları bütüncül bir şekilde analiz ederek, kaynaklarını etkin biçimde konumlandırdığı; belirsizlikler karşısında esnek, yaratıcı ve öngörülü kararlar alabildiği zihinsel bir süreçtir.”
Sathî bir bakışla bu tanıma nazar ettiğimizde, bize önemli bir kılavuz sunduğunu söyleyebiliriz. Başka bir ifadeyle, farklı koşullarda amaca ulaşmanın nasıllığı konusunda bizlere önemli hareket noktaları sunmaktadır. Ancak, özellikle Aydınlanma sonrasında tüm olguların mânevî boyutu göz ardı edilerek sadece maddî boyuta hasredildiği gibi, stratejik düşünme de dar bir alana hapsolmuş durumdadır. Zira bu çağda, tüm bu olgu ve önermeleri ortaya koyan zihinlerin mânâ ile bağı kopmuş, bizatihi madde ile sınırlı hâle gelmiştir. Madde ile sınırlı bu zihin, sadece bu dünyayı dikkate alarak düşünce ürettiğinden, Müslümana gerekli olan dünya-ahiret salahını gerçekleştiremez. Üstelik maddî âlemdeki salahın, mânâ âlemindeki yüksek gayelere bağlı olarak gerçekleştiğini göz ardı etmesinden ötürü, maddî âlemdeki gayeleri de hakkıyla idrak edemez, yerine getiremez.
Yukarıda ifade ettiğimiz tanım, bireysel ve kolektif menfaatlere ulaşmak için iyi bir kılavuz olmakla birlikte, bir beşer olarak insanı ancak beşeriyetin en üst merhalesine taşıyabilir. İnsaniyetin yüksek gayelerine ulaştıramaz; insan olmanın gereklerini yerine getirmemizi sağlayamaz. Zira bu tanımda amaçlar, mu’eyyed bir aklın, melekûtî bir ufkun ürünü değildir; mücerret bir aklın, madde ile sınırlı, maddenin ötesini düşünmekten âciz bir aklın ürünüdür. Böyle bir aklın ve onun ortaya koyduğu ürünün insanı başarıya ulaştırması mümkün olabilir mi?! Hayır; zira bu akıl, maddî gerçekliğin ötesindeki hakikatin idrakinde olmadığı için daima “ne yapılabilir” sorusu üzerinde durur. Yani, var olan araçlardan hareketle “ne yapılabilir” sorusunu sorar; “ne olması gerektiği” sorusunu sormaz. “Ne olması gerektiği” sorusunu soramayan bir zihin de sorunları kökten çözemez; sadece geçici çözümlerle problemlerin büyüme hızını hafifletir. Başka bir deyişle, böyle bir akıl sadece teskin edici üretir; hastalıkları kökten çözecek, devâ olacak fikir üretemez.
Madde ile sınırlı bir akıl, mânâya ulaşmayı gaye edinmediğinden dolayı, insanda var olan 'aşkın olana ulaşma isteği'nin yerini 'maddeye temellük etme gayesi'ne dönüştürür; ulvî anlamlardan alıkoyar, anlamsızlık girdabına düşmesine neden olur. Onu sadece dûn olan bu dünya ile sınırlı kılıp, tüm insânî değerlerinden uzaklaştırır. Böyle bir insan, insaniyet değerlerini muhafaza edemez; beşer olmanın ötesinde 'insan' olamaz. Zira insan, maddenin ötesini düşündüğü ölçüde, amacını var olan fırsatların ötesinde gördüğü ölçüde, kendini araçlarla sınırlı kılmadığı ölçüde insandır.
Burada, 'Peki, bir insanın insaniyetini de korumasını sağlayan stratejik düşünme nasıl olur?' sorusu akla gelir. Bu soruya, stratejik düşünce tanımını şu şekilde ifade ederek cevap verebiliriz:
“Stratejik düşünmek; insanın hem dünyevî hem uhrevî salahını gözeterek, sadece var olan koşulları değil, o koşulların ötesindeki hakikati ve ilahî iradeyi de hesaba katarak gerçekleştirdiği zihinsel bir faaliyettir. Bu süreç, bireyin ya da kurumun, Allah’ın kendisine verdiği emanet bilinciyle hareket ederek; kolektif menfaati önceleyen, anlamlı ve yüksek gayelere yönelmiş amaçlar doğrultusunda mevcut iç ve dış çevresel şartları bütüncül biçimde analiz ettiği; kaynaklarını bu yüksek hedeflere göre etkin şekilde konumlandırdığı; belirsizlik karşısında ise sadece pragmatik değil, hikmet temelli, öngörülü ve yaratıcı kararlar alabildiği bir akıl yürütme biçimidir.”
Bugün İslam âleminin Filistin’de yaşananlara karşı olması gereken tavrı koyamaması ve var olan meydan okumaların üstesinden gelememesindeki temel sebeplerden biri, böyle bir düşüncenin var olamayışıdır. Ve kanaatimce, tüm bu sorunlarımızı aşmamız da evvela düşüncemizi körelten bu duvarları aşarak mümkün olur.
Güncel Yazıları
Müslüman Gençliği Olarak Nasıl Stratejik Düşünebiliriz?
09 Temmuz 2025
Neden Hep “Tam Kazandık” Derken Kaybediyoruz?
14 Şubat 2025
Afganistan Nasıl Bir Bilinç ile Kalıcı İstikrara Kavuşur
03 Eylül 2024
Afganistan Mevcut Siyasi Dengeleri ve Muhtemel Gelişmeler -2
14 Nisan 2024
Afganistan’da Güncel Siyasi Dengeler ve Muhtemel Gelişmeler -1
28 Mart 2024
Dünyanın Kendisiyle, İnsanlığıyla İmtihanı: Gazze
29 Ocak 2024
İslam Dünyasının Kabul Etmek İstemediği Gerçek: Filistin Meselesinin Teo-Politik Haki..
08 Aralık 2023
Afgan Cihadının Efsanevi Komutanı: Ahmed Şah Mesut
08 Eylül 2023
Afganistan: Yarım Asırlık Krizin Arka Planı
02 Mayıs 2023
Afgan Halkını Saran Üç Zindan
03 Nisan 2023
Hala Dünya için Bir Umut Var
20 Şubat 2023
Taliban, Temel İnsan Hakları Konusunda Bekleneni Vermedi Afganistan’da Kadın Hakların..
03 Şubat 2023
İstikametini Arayan Coğrafya Orta Asya: Sovyet Rejiminden Türk-İslam Medeniyetine İmk..
23 Ocak 2023