Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
SD ANALİZ - "Jammu&Keşmir Anlaşmazlığı: Güncel Krizin Bölgesel Barış ve Güvenliğe Tehditleri"
Pakistan Ankara Büyükelçisi Syrus Sajjad Qazi, 5 Eylül 2019’da SDE'de düzenlenen "Jammu&Keşmir Anlaşmazlığı: Güncel Krizin Bölgesel Barış ve Güvenliğe Tehditleri" konferansında konuşma yaptı. O konuşmanın tamamını sizlerle paylaşıyoruz.
Syrus Sajjad Qazi - Pakistan Ankara Büyükelçisi
06 Eylül 2019 17:00

“Bugün burada sizlerin karşısında dururken, modern zamanların en ciddi insan hakları ve insani krizlerinden birine şahit oluyoruz. Ne yazık ki bu kriz, uluslararası toplumun ve kendini demokrasi olarak tanımlayan bu krizin failinin gözleri önünde gerçekleşiyor.

Yaklaşık 1 milyon Hindistanlı askerin zoraki güç silahları ve süngüleri ile uyguladıkları sanal abluka ile Hindistan’ın işgal ettiği Jammu Keşmir’in dünyanın geri kalanı ile ilişkisi yaklaşık bir aydır kesilmiş durumda. Bu abluka, iletişim alanına da uzanıyor ve telefon yasağı, hücresel erişimin olmaması, internetsizlik, media ve basının olmamasına kadar genişliyor. Hiçbir insan hakları örgütü ve gözlemci bu demir perdeyi duymamıştır. Keşmir’de bunun Hindistan manifestosunu, safran perdesini görüyoruz.

Bu amansızlığa ve tüm iletişim ağlarının kesilmesine rağmen ufak tefek bilgiler dışarı sızmaya devam ediyor ve bu da fazlasıyla endişe verici fakat tanıdık bir noktaya işaret ediyor.

Keşmirliler evlerinde hapsedilmeye devam ediliyor. Hastanelere, ilaçlara ve gıdaya erişim bilinçli ve sistematik bir biçimde engelleniyor. Sokağa çıkma yasağından dolayı insanlar alıkonuldu ve aile üyeleri birbirinden ayrıldı. Saçma silah kullanımı, geniş çaplı hapsedilmeler ve işkenceler kesilmeksizin devam ediyor. Bütün siyasi liderler ve aktivistler ya hapsedildi ya da ev hapsine alındı.

Diğer bir deyişle, Hindistan’ın işgal ettiği Jammu Keşmir şu anda dünyadaki en büyük toplama kampı durumunda.

Fakat bu 8 milyon Keşmirliyi rehin tutan süngünün sadece görünen kısmı.

Lütfen benim sözlerimden yanlış anlam çıkarmayın – uluslararası medyanın şu anki genel durumu nasıl rapor ettiğini dinleyin.

New York Times 10 Ağustos 2019’da Hindistan’ın işgal ettiği Jammu Keşmir’deki durumu “Öfke ve Korkunun Gerçek Cehennemi” olarak tarif etti.

El-Cezire ise “Keşmir: Srinagar dikenli teller ve çelik duvarlardan bir labirent” olarak tanımladı.

Haber ajanslarından yüzlerce haber başlığı ile aynı resmi tarif eden alıntı ile devam edilebilir.

Şu anki durumun ders kitabındaki tanımı her biri uluslararası hukuk tarafından suç olarak tanımlanmış olan kolektif, ihtiyari, insanlık dışı ve onur kırıcı ceza; aşırı güç kullanımı; insan haklarının ihlali.

22 Ağustos’ta yarım düzineden fazla BM Özel Raportörü Hindistan’a insan hakları üzerinden çağrı yaparak devam eden durum hakkında endişelerini dile getirdi. Bu çağrılar diğer birkaç insan hakları gözlemcileri tarafından da geçtiğimiz ay boyunca tekrar edildi.

Bu raporlar ve ifadeler Hindistan’ın dünyayı inandırmak istediği ve gerçeklerden uzak olan resmi yorumu ile çelişiyor.

1989’dan beri yaklaşık 100,000 Keşmirliyi şehit eden Hindistan’ın bu insanlık dışı taktikleri Jammu Keşmir için yeni bir şey değil.

5 Ağustos 2019’da, Hindistan anayasasının 370. Maddesini iptal eden Hindistan hükümeti Jammu Keşmir’in özel statüsünü feshetti. Böylece işgalci Hindistan’ın demir yumruğuna giydirilen sözde yasallığın kadife eldiveni, “başkanlık emri” ile çıkarılmış oldu.

Ayrıca, Hindistan parlamentosu tarafından çıkarılan tasarı ile Jammu Keşmir’in iki ayrı Birlik Bölgesi olarak ayrılmasına karar verildi.

Bu yasa dışı karar Hindistan anayasasının Keşmir’de yaşayanları ve mülk, mülk sahipliği ve devlet vatandaşlığı gibi hususları tanımlayan 35-A maddesini de anlaşmazlık hakkında verilecek nihai bir karara kadar hükümsüz kılmış oldu.

Bu yasa dışı adımlarla Hindistan yalnızca Jammu Keşmir anlaşmazlığını barışçıl yöntemlerle çözme yolundaki samimiyetini bir kenara atmakla kalmıyor, aynı zamanda bölgenin demografik düzenini de değiştirme yönündeki niyetinin sinyalleri veriyor.

Bu önlemler, Filistinlileri topraklarından tahliye ederek; yerleşimcileri işgal edilen bölgede yaşayanların hakkını tecavüz etmeleri için cesaretlendirerek ve sert ve insalın dışı metodlar ile her türlü muhalefeti susturarak benzer taktikleri kullanan başka bir gaspçı sömürgeci devleti akıllara getiriyor.

Bu benzerlikler ne bir tesadüf ne de birbirinden bağımsız. Bunlar, önüne çıkan her şeyi  ve herkesi zor kullanarak periferiye itmeye niyetlenmiş, daha genişçe bir dalganın, aşırı ideolojik inançların ve dar bir ulusçuluk dalgasının yalnızca küçük bir parçası.

Üzücüdür ki Keşmirliler bugün, bir kez daha kendilerini bu ideolojinin hedefinde buldular.

Jammu Keşmir’deki olayları anlamak için çevremizdeki komşularımızın siyasi kültürlerindeki ve ideolojik hedeflerindeki kolayca fark edilen ve kolayca fark edilemeyen değişimlere bakmalı.

Bugün Hindistan işgali altında olan Jammu Keşmir’de şahit olduğumuz şeyler, dünyanın dört bir yanında artan sağ kanat aşırıcılığın, aşırı ulusçuluğun, popülizmin ve İslamafobyanın artmasının  bir bildirisidir. Komşumuzda Hindutva’nın endişe verici yükselişi bölgemize ve bölgemizin dışına sarsıntı veren bu tektonik değişimin bir parçasıdır.

Lider kılığındaki kışkırtıcılar ve fırsatçılar, Hindutvanın seçim zaferleri kazanmasında git gide daha usta hale geliyor. Nefret, baskı, korku tüccarlığı ve yıldırma bu ideolojinin altında sosyal ve siyasi değişim için yeni araçlar haline geldi.

Yeniden söylemeliyim ki bunları yalnızca sayıca artan Müslümanların linç edilmesi ve Hindistan’daki dini ayrımcılık gibi ihkak-ı hak hadiselerine dikkatinizi çekmek için anlatıyorum.

Hindistan işgali altındaki Jammu Keşmir’in statüsünü değiştirmeyi hedefleyen son zamanlardaki eylemler de daha geniş bir ölçekteki aynı dip akıntısının bir bildirisidir.

30 Ağustos’ta New York Times’a yazan Başbakan Imran Khan, Hindistan’a barışçıl mesajlarla ulaşmaya çalıştığı halde her girişiminin agresif bir tutumla karşılandığına dikkat çekerek, “Bizler yalnızca düşmanca bir hükümete karşı ayaklanmamıştık. Bizler, Hindu üstünlüğü yancısı ana geminin bir ürünü olan bir parti (Rashtriya Swayamsevak Sangh/R.S.S.) ve liderler tarafından yönetilen ‘Yeni Hindistan’a karşı ayaklanmıştık.” demişti.

1992’de Babri Camii’ni yıkmayı düşünen ve Gujarat katliamında öldürülen Müslümanları en iyi zaferlerinden biri olarak düşünen ve diğerlerinin kendi dini ve inançları doğrultusunda yaşamasını reddeden bir ideolojiden, Keşmirlilere geleceğini tayin etme hakkını vermek bir yana, onlara en temel hakları olan yaşama hakkı vermesini düşünmek bile fazla beklentiye girmek olurdu.

Bu ayırıcı ideoloji Hindistan’ın bölgesel ilişkilerinde yol göstericisi ve politikası olduğu müddetçe bölgede barış olmayacaktır.

Bu da beni konuşmamın son bölümü olan Hindistan işgali altındaki Jammu Keşmir’de devam eden krizin bölgesel barış ve güvenliğe olan etkisine getiriyor.

Jammu Keşmir anlaşmazlığı periyodik olarak Hindistan ve Pakistan arasındaki anlaşmazlığın parlama noktası olmaya hizmet etti ve on yıllarca çürümeye bırakıldı.

Bu da yine hem uluslararası gündemi uzun süre meşgul etmesi hem de uluslararası barış ve güvenliğe olan etkileri bakımından Filistin meselesi ile paralellik gösteren uluslararası anlaşmazlıklardan biri.

Her iki durumda da işgal altındakilerin haklarını garanti altına almak ve muhafaza etmek; kendi geleceğini tayin etme hakkını vermek ve bu bölgelerin ihtilaflı doğasını tanımak ile ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarına karşı aşağılayıcı ve hiçe sayma ve artık nasır tutmuş bir geçirimsizlik söz konusu.

Hindistan hükümetinin son zamanlardaki yasal olmayan eylemlerini hesaba katmazsak, Keşmir şu ana kadar ulusararası alanda tanınmış, ihtilaflı bir bölge olmuştur ve hala da öyledir.

İlk başbakan Jawahar Lal Nehru gibi, Hindistan’ın kendi ülkelerinin kurucuları tarafından bölgenin ihtilaflı doğasının tanınmasına rağmen şu an bu statüyü tanımayan Hindistan’ın kolektif hafıza kaybını anlamak oldukça güç.

İki ülke arasında savaş çıkmasının ardından Keşmir ihtilafını 1 Ekim 1948’de Birleşmiş Milletler’e taşıyan Hindistan’dı.

BMGK kararkları Hindistan’ın Keşmir’deki iddalarını reddetti ve Jammu Keşmir devletinin nihai tasarrufunun BM gözetimi altında demokratik yöntemlerle, serbest seçim ve adil bir halk oylaması yürütülerek Keşmir halkına ait olduğunu çok açık bir biçimde ifade etti.

Hindistan liderliği yine bu kararları uygulayacağını vaat etti.

Hindistan’ın 5 Ağustos 2019’da işgal altımdaki Jammu Keşmir’in uluslararası alanda tanınmış olan statüsünü tek taraflı değiştirmek ve oradaki demografik yapıyı değiştirmek adına yaptığı yasa dışı eylemler ile BMGK’nın bağlayıcı kararlarına karşı çıkmış oldu.

Bu yüzden BM Güvenlik Konseyi’nin bir üyesi olmak istemesine rağmen Hindistan, uluslararası alanda tanınmış ihtilaf bağlamında ‘BM Güvenlik Konseyi’ kelimesini duymak istemiyor. 

16 Ağustos 2019’da BM Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliği tehdit ettiği gerekçesiyle Jammu Keşmir’de süregelen durumu tartışmak için bir araya geldiğinde, Hindistan’ın BM Güvenlik Konseyi’nin uluslararası barışı ve güvenliği sürdürmede vekil rol oynaması karşısındaki isteksizliği ahlaki ve siyasi olarak darbe aldı.

Son günlerde Kontrol Hattı boyunca Hintli güçler tarafından sebepsiz ateşkes ihlalleri hem yoğunluk hem de sıklık bakımından artmıştır.

Bölgedeki gerginliklerin benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaştığı bir zamanda, Hindistan nükleer tehdit oluşturuyor. Hindistan Savunma Bakanı geçtiğimiz günlerde Hindistan’ın nükleer silahlarla ilgili “ilk kullanan olmama” politikasının geleceğinin “koşullara bağlı olacağını” söyledi. Nükleer silahların kullanımı hakkında benzer ifadeler Hindistan Başbakanı tarafından da oy toplamak için söylenmişti.

Geçtiğimiz zamanlarda Pakistan Başbakanı, “Eğer dünya Keşmir’deki Hindistan saldırılarını durdurmak için bir şey yapmazsa iki nükleer silahlı devlet askeri olarak direkt karşı karşıya geleceğinden bunun tüm dünya için sonuçları olacaktır” diye uyardı.

Bu koşullar altında, Hintlilerin Keşmirlilere karşı uygulamakta olduğu insan hakları ihlalleri ve toplu cezalandırmalara karşı uluslararası toplum duruma müdahele etmeli ve kendi ahlaki, etik ve yasal sorumluluğunu yerine getirmelidir; Hindistan’ın işgal altındaki Jammu Keşmir’deki ablukasını derhal kaldırmalı; insan hakları kuruluşlarını ve gözlemcilerinin bölgeye erişimini açmalı ve bölgedeki durumu değerlendirmelerine olanak vermeli; dokunulmazlığa bir son vermeli; Keşmirlilerin temel haklarını on yıllardır sistematik ve ağır olarak ihlal edenleri Birleşmiş Milletler gözetimindeki bağımsız mahkemelerde soruşturmalıdır.

Birleşmiş Milletler’in gözetimi altında yapılacak ve Keşmirlilerin kendi geleceklerini karar verebilecekleri bir halk oylaması yapılarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kararlarını uygulamaları için kendini dünyadaki en büyük demokrasi olarak tanımlayan Hindistan’a çağrıda bulunuyoruz.

Türkiye uluslararası toplumun önemli bir üyesidir ve tarihinde de küresel hakikat ve adaletin savunucusu olmasıyla meşhurdur.

Hem Hindistan işgali altında acı çeken Jammu Keşmir halkı hem de Pakistan Hükümeti ve halkı, insan hakları ihlallerine son vermek ve Keşmirliler için geleceğini tayin hakkını kesinleştirmek için kardeş Türkiye’nin kararlı ve ilkeli desteğini beklemektedir.

İnşaallah bir gün bu rüya gerçekleşecektir."