İran’ın Nükleer Projelerine Savaş Açan ABD, Gayrimeşru Nükleer Silaha Sahip Olan İsrail’i Neden Destekliyor

İran’ın nükleer programı yıllardır yoğun denetim ve yaptırımlara maruz kalırken, nükleer silaha sahip olduğu herkesçe bilinen ancak bunu ne doğrulayan ne de reddeden İsrail’in uluslararası baskıdan büyük ölçüde muaf kalması “çifte standart” tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

İran’ın nükleer programı yirmi yılı aşkın süredir uluslararası denetim, yaptırımlar ve diplomatik müzakerelerin odağında yer alırken, İsrail’in nükleer kapasitesine ilişkin belirsizlik politikası dikkat çekmeye devam ediyor.

Gözlemcilere göre, İsrail’in nükleer silahlara sahip olduğu “herkesin bildiği bir sır” olarak nitelendirilse de, Tel Aviv yönetimi bu iddiayı ne doğruluyor ne de yalanlıyor ve şeffaflık konusunda neredeyse hiçbir uluslararası baskıyla karşılaşmıyor.

Son 10 ayda ABD ve İsrail, İran’ın nükleer silah üretme kapasitesine ulaşmak üzere olduğunu kanıtsız şekilde öne sürerek ülkeye karşı iki savaş yürüttü. Geçen yıl haziranda yaşanan 12 günlük çatışma ve bu yılki bir aylık savaşta 2 bin 600’den fazla İranlı hayatını kaybetti. Çatışmalar aynı zamanda dünyayı benzeri görülmemiş bir enerji krizine sürükledi.

Uzmanlar, İran ile İsrail’e yönelik yaklaşım farkının yalnızca uluslararası hukuk çerçevelerinde değil, aynı zamanda jeopolitik ve küresel güç dengelerinde de belirgin olduğunu ifade ediyor.

İsrail’in nükleer programının kökeninin 1950’lere, kurucu Başbakan David Ben-Gurion dönemine uzandığı ve Negev Çölü’ndeki Dimona tesisinde silah üretimi için Fransa’nın plütonyum ve nükleer teknoloji sağladığı biliniyor. Uzmanlara göre İsrail’in 80 ila 200 arasında nükleer başlığa sahip olduğu tahmin ediliyor.

İsrail, 1970 yılında yürürlüğe giren Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT) taraf değil. Bu durum, ülkenin uluslararası denetim mekanizmalarının dışında kalmasına neden oluyor. Buna karşılık İran, NPT’ye taraf ülkeler arasında yer alıyor ve nükleer programının barışçıl amaçlara yönelik olduğunu savunuyor.

İran, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) kapsamında uranyum zenginleştirmesini sınırlandırmayı ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) kapsamlı denetimlerine açık olmayı kabul etti. Anlaşma çerçevesinde uranyum zenginleştirme oranı yüzde 3,67 ile sınırlandırıldı ve tesislerde düzenli denetimler gerçekleştirildi.

UAEA, İran’ın anlaşmaya bağlı kaldığını tespit ederken, ABD 2018 yılında anlaşmadan çekildi. İran ise bu tarihten sonra bir süre daha yükümlülüklerini sürdürdü, ardından zenginleştirme faaliyetlerini artırdı.

ABD ve İsrail’in İran’ın nükleer silah geliştirmeye yakın olduğu yönündeki iddialarına karşın, bu yönde somut kanıt sunulmadı. ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard, Mart 2025’te Kongre’de yaptığı açıklamada, “ABD, İran’ın nükleer silah üretmediğini ve dini lider Hamaney’in 2003’te durdurduğu programı yeniden başlatma yetkisi vermediğini değerlendirmeye devam ediyor” dedi.

İran da nükleer silah üretme planı olmadığını uzun süredir dile getiriyor. 2003 yılında dönemin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, nükleer silahların İslam hukukuna aykırı olduğunu belirterek yasaklandığını açıklamıştı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik son saldırılarının ardından Gabbard, Kongre’de yaptığı yeni açıklamada, ABD istihbaratının İran’ın 2025 Haziranındaki saldırılardan sonra nükleer programını yeniden başlattığına inanmadığını ifade etti.

Uzmanlar, İsrail’in “nükleer belirsizlik” politikasının caydırıcılığı korumayı amaçladığını belirtiyor. Analist Shawn Rostker, “Mantık oldukça basit: Belirsizlik, caydırıcılığı korurken açık bir beyanın getireceği diplomatik, hukuki ve siyasi maliyetlerden kaçınmayı amaçlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Filistinli analist Ahmed Najar ise İsrail ile İran’a yönelik yaklaşım arasındaki farkı “açık bir çifte standart” olarak nitelendirdi. Najar, “Bu anlamda uluslararası normlar seçici şekilde uygulanıyor – bazı durumlarda sıkı biçimde yürütülürken, diğerlerinde sessizce bir kenara bırakılıyor” dedi.

Najar ayrıca, “Belirsizlik yalnızca kapasiteyle ilgili değil, kullanım eşikleriyle de ilgili – ve bu durum, başka yerlerde uygulanan hesap verebilirlik mekanizmaları olmadan varlığını sürdürüyor” ifadelerini kullandı.

Uzmanlara göre, uluslararası siyasette stratejik çıkarların belirleyici olmaya devam etmesi, İsrail’in nükleer kapasitesine yönelik denetim eksikliğinin sürmesine yol açıyor.

Kaynak: Double standards? Why Israel’s nukes get a pass while Iran is scrutinised | US-Israel war on Iran News | Al Jazeera

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA