Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Dayton Barış Anlaşmasının Ardından Bosna Hersek

Dajana BARUSİC - Araştırmacı
01 Nisan 2021 16:48
A-
A+

Bosna Hersek yaşadığı anlamsız iç savaş sonrasında imzalanan barış anlaşmasına rağmen hala arzu ettiği refah ortamına kavuşamadı. Bunun asıl sebebi ise savaş sonunda imzalanan barış anlaşmasının ülke ve coğrafyanın gereklerine göre değil, dışarıdan bazı ülkelerin zorlamasına göre hazırlanmış olmasıdır.

Dayton Barış Anlaşması, 14 Aralık 1995 tarihinde kanlı Bosna Hersek savaşının durdurulması için Paris’teki Elize Sarayında imzalandı. 3,5 yıl süren savaşta yaklaşık 105.000 insan hayatını kaybetti, 2 milyon insan ise göç etmek zorunda kaldı. Dayton Barış Antlaşması savaşan taraflar arasında sözde bir barış ortamı oluşturmakla beraber Bosna Hersek’in temel devlet ve siyasi özelliklerini ve anayasasını belirlemişti. İşin garip tarafı günümüze kadar Bosna Hersek’in anayasası kendi resmi dillerinde birinde (Boşnakça, Hırvatça, Sırpça) değil, İngilizce olarak kalmıştır. Avrupa’da bunun başka bir örneği yoktur.

Günümüzdeki Bosna Hersek’in durumunu anlamak istiyorsak, 26 sene öncesinde imzalanan Dayton Antlaşmasının oluşum sürecine, içeriğine ve neticelerine bakmakta fayda var. Dayton Antlaşmasının maddeleri, özellikle devlet sistemi oluşturmasına yönelik olanlar, günümüze kadar süren karışık durumu açıklamakta, birçok açıdan işlevsiz durumuyla ülkenin ilerlemesinin, gelişmesinin ve refah düzeyinin artmasının önünde bir engel olarak durmaktadır.

26 sene öncesinde savaşı durduran bu antlaşma, Bosna Hersek’in topraklarını, Federasyon ve Sırp Cumhuriyeti olmak üzere iki entite ve özerk statüsüne sahip olan Brcko bölgesine ayırmış.

Brcko’da çoğunluk Boşnak ve Hırvatlardan oluşur. Burası Bosna Hersek içindeki Sırp Topraklarını ikiye bölen bir konumdadır. Brcko savaştan sonra Bosna Hersek içindeki Boşnak ve Sırpların bir arada oluşturduğu Bosna Hersek Federasyonuna bırakılmak istendi ama buna Bosna Hersek içindeki Sırplar itiraz etti. Uluslararası güçler müdahale etti ve burada Özerk Bir Bölge oluşturuldu.

Bosna Hersek’te savaştan sonra, BM Güvenlik Konseyi tarafından atanan ve devlet üstünde karar verme yetkisi bulunan Yüksek Temsilcilik (OHR) oluşturulmuştur. Bu temsilcilik 2000 yılında Dayton ile oluşturulmuş anayasaya müdahale etmiş ve bu bölgeyi doğrudan devlet yönetimine bağlayan bir düzenleme yapmıştır. Böylelikle defacto üçüncü bir unsur oluşturulmuştur.

Bu durumuyla da Barış Anlaşması sanki sorunu çözmek için değil de ileride daha fazla sorun çıksın mantığı ile oluşturulmuş izlenimi veriyor. Kısaca devlet içinde başka devletler var ve bu ülkenin denize çıkışı için küçücük bir alan bırakılmış. Bu alan da öyle bir noktada ki, var ile yok arasında.

Diğer yandan öyle bir devlet yapısı oluşturulmuş ki, karar alma mekanizmalarını işletmek çok zor. Bosna Hersek Federasyonun ve Sırp Cumhuriyetin ayrı ve birbiriyle ilişkisi olmayan bakanlıkları var. Federasyon, 10 ayrı kantona ayrılmış ve bunların hepsinin ayrı yönetimleri var.

Örnek olarak Kültür Bakanlığını gösterecek olursak, Bosna Hersek’te toplam 13 Kültür Bakanlığı var ve her sene devletin kültür faaliyetleri için ayırdığı bütçenin büyük bir kısmı Sarajevo Kantonu’nun Kültür Bakanlığına aktarılmaktadır. Sonuç olarak, geri kalan 9 kantondaki bakanlıklar faaliyete geçirilememekte ancak bu yapı nedeniyle de çok büyük masraflar oluşmaktadır.

Savaşan 3 etnisite: Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar, Dayton Barış Antlaşmasıyla Bosna Hersek’in eşit vatandaşları olarak kabul edilir ve Meclis temsilcileri “veto” kullanma hakkına sahiptir.  Bu durum birçok konuda ortak bir karara varılmasına engel olmaktadır. Veto hakkı demokrasinin önemli bir özelliğidir ve birçok demokratik ülkede veya örgütte sorunlu olarak görülmez. Oysa Bosna Hersek’de bu durum NATO ve AB gibi bazı organizasyonlara girmenin önünde, bazı etnisitelerin karşı gelmesi nedeniyle büyük bir engel olarak duruyor. Bu durum ayrıca dışarıdan bazı ülkelere, kendilerine yakın etnisiteleri kullanarak, ülkenin geleceği üzerinde söz hakkı veriyor. Bunun sonucu olarak da, ülkenin gelişmesi tam olarak sağlanamıyor, refah düzeyi istenilen düzeyde artmıyor. İnsanlar, özellikle gençler çaresizliğe itiliyor ve ülkede kalmak istemiyor. Beyin göçü son 10 yıldır çok büyük boyutlara ulaştı. Yine yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma Avrupa ülkeleri arasında ön sıralarda.

Bütün bu olaylar analiz edildiğinde de karşımıza 1995 yılında AB ve ABD’li diplomatlar tarafından tasarlanan devlet modeli çıkıyor. İnsanların savaşlardan bıktığı bir anda çaresizlik içinde kabul ettiği bu model acaba ne kadar ülke için uygun diye istemeden soruyor insan kendine.

Yapılan düzenlemelerin bölge gerçeklerine uygun olması bir gereklilik. Bu noktadan hareketle sadece Bosna Hersek için değil, tüm Balkanlar için yeni bir anlayışa ihtiyaç olduğu ortada. Barış ancak aşırı ve ötekini yok sayan düşünceleri bir yana bırakıp herkes ve hepimiz için bir şeyler yapmakla mümkün. Bu ise nefret söylemlerini ortadan kaldırmak ve tüm Balkan coğrafyasını kültür ve kimliklere saygı çerçevesinde ve herkesin refahını geliştirecek şekilde ekonomik bir birlikteliğin etrafında toplamakla gerçekleşebilecektir.