28 Şubat 2026 tarihinde dünya yeni kaotik bir güne uyandı. ABD ve İsrail uzun süredir beklenen adımı atarak İran’a saldırdı. Savaşın başlamasından birkaç gün önce ABD-İran müzakereleri ile ilgili pozitif açıklamalar yapılırken[1] gerçekleşen bu ani saldırı şok etkisi yarattı. İlk gün açıklamalarında Trump, savaşın 4-5 hafta sürebileceğini dile getirdi. Konuşmasından hedefin İran rejimini değiştirmek olduğunu hissettirdi.[2] Birkaç ay önce başlayan rejim karşıtı protestoları yeniden kışkırtmak ve savaşı hızlı bitirmekti anlaşılan. Fakat dikkatle bakıldığında durumun 1991 Körfez savaşıyla oldukça büyük benzerlikler taşıdığı fark ediliyor.
Elbette, her tarihi-politik olayın kendine özgü sebepleri ve sonuçları var. Tarih te mutlak aynı şekilde tekerrür etmez zaten. 28 Şubat’ta başlatılan bu saldırıdan önce bölgedeki en büyük ABD müdahalesi 1991 yılının Ocak ayında olmuştu. Saddam’ın Kuveyt’i işgalinden sonra atılan adımlar ve Şubat ayında Kuveyt’in “Çöl Fırtınası” operasyonunu ile kurtarılması tarihe kazınmıştı. Döneminin en güçlü ordularından birine sahip Saddam beklenenden çok daha az direnebilmiş, Kuveyt’ten çıkarılmış ve barışı kabul etmişti. Bu sırada, ABD’nin yanı sıra BM de Irak’ın Kuveyt’ten çıkarılması için güç kullanımı ile ilgili karar vermişti[3]. BM Kararı çerçevesinde çoğunluğu Avrupa ülkelerinden oluşan ve ABD’nin başını çektiği (%75 ABD askeri vardı) bir koalisyon oluşturulmuştu. Sadece burada değil, Arap baharından sonra ortaya çıkan “IŞİD” sorununun ortadan kaldırılması için de yine ABD’ye Avrupa destek vermişti. Yine, çok uzun süre önce değil, 2022 yılında Rusya Ukrayna’ya saldırdığı zamanda ABD ve AB hızlı reaksiyon göstererek müşterek biçimde Ukrayna’yı desteklemiş ve fiili adımlar atmışlardı.
Peki ya şimdi, Avrupa nerede?
Avrupa’nın Savaşa Reaksiyonu
Savaşın başında bu soru büyük bir çoğunluğun kafasında belki de şimdiki kadar sorun oluşturmuyordu. ABD ve İsrail çok güçlü saldırılarla başlamış, daha ilk gün İran’a çok ağır darbeler vurmuş, dini lider dahil birçok İran yetkilisini öldürmüştü. Fakat Trump’ın deyimiyle “beklemedikleri şekilde” İran, Orta Doğudaki ABD üslerinin neredeyse tamamını, Körfez ülkelerinin enerji merkezlerini ve İsrail’i misilleme saldırılarıyla vurmaya başladıktan ve Hürmüz Boğazı’nı kapadıktan kısa süre sonra herkesin gözü bir anda Avrupa’ya döndü, Trump’ın bile. İşler sarpa sarmıştı ve NATO’nun yardımına ihtiyaç duyuluyordu.
Avrupa ülkeleri savaşın ilk gününde hemen hemen aynı açıklamayı vermişlerdi: İran’ın nükleer sahibi olmaması gerektiği, İran halkının özgürleşmesi. Ancak söylemler gün geçtikçe değişmeye başladı. İran’ın Körfez ülkelerine saldırıları sonrasında ise tüm ülkelerin açıklamaları Körfezin güvenliği üzerine oldu, ABD-İsrail-İran gerilimi ile ilgili açıklamalar ayrıydı. İlk söz İngiltere’nindi. Bölgede üsleri olan ülkelerden birisi olan İngiltere savaşa aktif olarak katılmadığını belirtti. Savaş gidişatında birkaç kez üslerinin kullanıldığı ile ilgili haberler çıksa da, İngiltere’nin tutumu savaşın ilerleyen günlerinde de değişmedi. Yani kısaca İran’a saldırıda İngiltere yoktu.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Uluslararası hukuk çerçevesinde sorunun çözülmesi gerektiğini belirtmiş, tarafları diplomatik masaya çağırmış ve BMGK’ yı oturum yapması için davet etmişti. Fakat Fransa özelinde durum giderek garipleşti. Önce Fransa’nın Irak’taki üssü İran tarafından vuruldu[4]. Belki de birçok otorite Fransa’nın da savaş müdahil olacağını zannetti, fakat öyle olmadı. Fransa İran’a karşı olan savaşa katılmayacağını açıkladı. Saldırılara karşı olan ve bunu açıkça belirten Fransa da İran’la savaşmamayı tercih etti.
İtaya başbakanı Meloni savaşın ilk günlerinde İran’ın asla nükleer sahibi olmaması gerektiğini söyledi ve uluslararası hukuk çerçevesinde müdahaleye dikkat çekerek Fransa ile benzer açıklama yaptı. Fakat savaş ilerlerken ABD’nin NATO müttefiklerinin savaşa dahil olması ile ilgili beklentileri üzerine İtalya’nın İran’a saldırmayacağını açıkladı[5]. Hatta ileriki günlerde ABD ve İsrail’in saldırılarının uluslararası hukuk çerçevesini aştığını savundu[6].
İspanya başbakanı Pedro Sanchez savaşın başından beri ABD-İsrail saldırılarına karşı sert tavır koyan ve tutumunu koruyan nadir Avrupalı liderlerden birisi. Müdahalenin kanunsuz olduğunu savunan Pedro Sanchez bu savaş katılmayı kesin bir dille reddetti. Hatta bu süreçte iki ülke arasında kısa bir diplomatik kriz de yaşandı[7]. İspanya hükümeti, Morón de la Frontera ve Rota askeri üslerini ABD’nin İran'a yönelik operasyonlarında kullanmasına izin vermeyeceğini açıkladı. Bu üsler, Amerikan yakıt ikmal uçakları bakımından hayati önem taşımaktaydı.
Avrupa’nın öncü liderleri arasında ABD ve İsrail’in İran’a müdahalesine en sıcak yaklaşan isim ise Almanya başbakanı Olaf Scholtz oldu. Almanya yaptığı açıklamada İran rejimini terörist olarak tanımlarken, rejime karşı saldırı doğrultusunda ABD ve İsrail ile aynı hedefi paylaştıklarını belirtti[8]. Uluslararası hukuk konusunda ise endişelerini dile getirirken, “Almanya dahil olmak üzere Avrupa’dan gelen, İran’ın hukuk ihlallerini kınayan çağrılar ve hatta kapsamlı yaptırım paketleri, yıllar ve on yıllar boyunca pek bir etki yaratmadı” diyerek saldırıları meşru gördüğünü açıkça gösterdi.
Diğer Avrupalı ülkeler de genel olarak İran’ın nükleer sahibi olmaması gerektiği, bazıları ise rejimin devrilmesi gerektiği ile ilgili açıklamalarda bulundular.
Açıklamalardan da görülmektedir ki, İkinci Dünya Savaşından günümüzde kadar hemen hemen tüm politik adımları aynı olan ABD ve Avrupa arasında İran konusunda büyük bir görüş ayrılığı yaşanmaktadır. Başkan Trump’ın defalarca NATO’yu ima eden çağırışlarına ve hatta en sonda bu çağırışları da bırakarak müttefiklere korkaklar demesi, kendisine yardıma gelmeyen NATO’dan çıkmakla tehdit etmesi durumun kısa özetini ortaya koymaktadır.
Fakat burada bir soru daha ortaya çıkmaktadır. İkinci Dünya Savaşından sonra neredeyse tüm dış müdahalelerinde ABD’nin yanında olan Avrupa niye İran’da kayboldu? Önce siyasi sebebine bakalım.
Siyasi Kriz
2022 yılı Şubatında Rusya-Ukrayna savaşı başladıktan itibaren, 2022-2024 yılları arasında zaten Avrupa ve ABD Rusya-Ukrayna konusunda hemen-hemen benzer tutumu sergilediler; savaşı finanse etmek, ama asla savaşa direkt müdahil olmamak. Bu dönemde Ukrayna’nın hem NATO’ya, hem de AB’ye üyeliği konuşulsa da[9], bu haberler sadece söylenti düzeyinde kaldı[10] . NATO ve AB’nin bu tutumu hem müttefikler, hem de dünya kamuoyunda NATO ve AB’ye güveni sarstı. Zira savaşın ilk günlerinde NATO’nun meşhur 5.maddesinin[11] devreye girip-giremeyeceği konuşuluyordu.
2024 ABD başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçilerin adayı tanıdık bir isim – Donald Trump’dı. Trump, ABD prestiji açısında kötü geçen ve büyük savaşların ve krizlerin çıktığı Biden yönetimini eleştirerek “Rusya-Ukrayna savaşını 1 günde bitireceği” vaadi ile başkanlık seçimlerine katıldı. Trump seçimleri kazandı, fakat Avrupa’nın ortasındaki bu savaşı çözemedi. Putin’le görüşmeler yapıldı ve Trump açıklamalarında Zelenskiy ve yönetimini açıkça hedef aldı. Birçok kez savaştan Ukranya’nın taviz vererek çıkması gerektiğini belirtti[12]. Rusya’yı Avrupa için açık bir tehdit olarak gören Avrupa liderleri ile ters düşmeye başlamışlardı. Trump yönetiminin henüz ilk dönemlerinde AB ile “ticaret savaşları” nı resmen başlatmış, Avrupa ülkelerinde yüksek gümrük vergileri tayin etmiştir[13]. Dönemsel olarak Trump ve AB arasında ticari gerilim bir artmış, bir azalmıştır.
Trump ayrıca diplomatik dil bakımından da Avrupalı liderler ile ters düşüyordu. Bu açıdan Trump’ın konuşmasından nasibini en fazla alan liderin Fransa Cumhurbaşkanı Macron olduğunu söylemek yanlış olmaz. Trump onunla olan konuşmalarını ve mesajlarını paylaşmış, kendisinin görevdeki ömrünün fazla olmadığını direkt biçimde söylemiştir[14]. Starmer, Scholtz, Meloni, Zelenskiy, Pedro Sanchez, kısaca birçok Avrupa lideri Trump tarafından üst perdeden konuşmaya maruz kalmıştır. Trump “Biz olmasak kazanamazlardı. Biliyorsunuz biz olmasaydık, hepimiz Almanca konuşuyorduk, belki biraz da Japonca” gibi bir üslupla Avrupa’yı aşağılıyordu[15].
Tüm bunlar olurken bir diğer taraftan Trump, göreve geldiği günden itibaren dilinden düşürmediği Grönland adasını istediğini Ocak 2026 tarihinden itibaren yüksek sesle söylemeye başladı. Neden Ocak? Başarılı bulunan bir Venezuela operasyonunun ardından Trump artık sırada Grönland’ın olduğu mesajlarını veriyordu[16]. Avrupa devletlerinin kesin bir tavırla bu duruma karşı koyması sonucunda II. Dünya savaşından sonra ilk kez Amerika ile Avrupa arasında bir anlaşmazlığın, hatta “müttefiklerin soğuk savaş”ın görüldüğünü söylemek yanlış olmazdı.
Rusya konusunda güvensiz hisseden, fakat güvenliği büyük ölçüde ABD’ye bağlı olan Avrupa ise kendi içlerinde yeni ittifaklar kurmaya[17] ve askeri güçlerini geliştirmek için adımlar atmaya ve hatta Rusya’ya karşı olası savaş hazırlıkları yapmaya başladılar. Bu durum açık bir şekilde Avrupa ve ABD arasındaki çatlakların artık kopma noktasına geldiğini gösteriyordu. Hatta Trump NATO’dan çıkma sinyallerini vermekteydi[18].
Tüm bunlar olurken diğer tarafta İran füze ve İHA stokunu genişleterek savaşa hazırlanıyordu. Haziran 2025 tarihindeki 12 günlük savaşta İran füze stokunun çok fazla olduğunu, rakiplerinin ise bu konuda kırılgan bir durumda olduğunu pratikte göstermişti. Yani Avrupa için hazırlık olmadan böyle bir maceraya atılmak hiç istenmeyen bir durum olabilirdi.
Üstelik Avrupa, pandemi sonrası kırılgan ekonomik durumun devam etmekte olması sebebiyle yeni bir küresel savaşa dönebilecek bir krize direkt müdahil olmak istemiyordu, ekonomilerinin bunu taşıyabileceğinden de emin olmadıkları seziliyor.
Sosyal açıdan
Avrupa sosyo-psikolojik açıdan da savaşa hazır değil. İki dünya savaşının çıkış noktası olan Avrupa, İkinci Dünya Savaşının ardından tamamen savaş psikolojisinden uzaklaştı. NATO, AB gibi unsurların ortaya çıkması, savaş risklerinin azalması, ülkede onları koruyacak ABD üslerinin bulunması Avrupa’da halk arasında savaş psikolojisini neredeyse ortadan kaldırdı. 2024 yılında Gallup International’ in yaptığı ankette “Savaş durumunda ülkeniz için savaşır mısınız?” sorusu sorulmuş Ortaya çıkan sonuç şöyle[19]:
|
Ülke ismi |
Almanya |
Amerika |
Birleşik Krallık |
İtalya |
İspanya |
|
Savaşırım |
%23 |
%41 |
%33 |
%14 |
%29 |
|
Savaşmam |
%57 |
%34 |
%50 |
%78 |
%53 |
|
Bilmiyorum |
%20 |
%25 |
%17 |
%8 |
%18 |
Ankette Fransa yer almasa da, pek benzer sonucun orada da ortaya çıkacağı kuvvetli ihtimaldir. Anket sonuçlarından görüldüğü üzere Avrupa ülkelerine kıyasla ABD halkı savaşa daha yatkın bir psikolojide ve bunun sebebi şüphesiz ki iki dünya savaşının kurtarıcısı olma ve soğuk savaş döneminde dünyayı komünizmden koruma misyonunun sahibi oldukları ideolojisinde olmalarıdır. Bugün bile birçok otorite tarafından ABD, AB’yi Rusya’dan koruyan bir güç olarak görülür (NATO’nun mevcudiyetinden dolayı). İkinci dünya savaşından sonra Avrupa’da azalan savaşa yatkınlık en üst düzeyini yeni jenerasyonda, yani Z jenerasyonunda yaşamaktadır.[20] Eğer biz bu savaşın Avrupa’da değil de, başka bir bölgede yapılacağını da göz önüne alırsak, bu oranların çok daha altında sonuçlar ortaya çıkabilir.
Hukuki olarak
Girişte kullandığımız Körfez Savaşı benzetmesine bakıldığında ABD’nin bu savaşa o savaştaki gibi hazırlıklı girmediği belli oluyor. Bu hazırlıksızlığı savaşa hukuki bir kılıf kazandırma konusunda ABD’nin başarısız olmasında da görmek mümkün. Körfez savaşında BM’yi ve onun içinde Avrupa’yı da savaşa çekerek kesin bir zafer kazanmasındaki en önemli etkenlerden birisi uluslararası hukuku kullanarak Irak’ı işgalci statüsünde değerlendirmesi ve sistem gereği Irak’a müdahaleyi meşrulaştırması olmuştu. Büyük çoğunluğunu ABD askerlerinin oluşturduğu BM kuvvetlerine de yine ABD liderlik ediyordu. Üstelik o dönemde ABD BMGK’yı kullanarak Küveyt’ e müdahalenin hemen ardından Irak’a geri çekilmesi için çağrı yapmış ve bu çağrı ile müdahale arasında neredeyse 6 ay olmuştu.
Bu sefer, Avrupa ülkelerinin savaş katılması için hiçbir nedenin olmadığı görülüyor. Zira nükleer enerji ile ilgili daha konuşmalar devam ederken (Ev sahipliği yapan Oman konuşmaların oldukça pozitif ilerlediği bir zamanda savaşın çıktığı konusunda bilgi vermişti[21]) aniden İran’a çok güçlü bir saldırının olması beklentiden uzak olmasa bile[22], birçok Avrupa ülkesi tarafından gereksiz görülmüş olabilir. Böylece sadece İngiltere’nin oldukça kısıtlı dahli dışında savaşta hiçbir Avrupa ve NATO unsurunun görülmemesinin bir diğer sebebi de bu hukuki boşluk olabilir.
Sonuç
Sonuç olarak ABD devam eden savaştaki durumundan hoşnut değil, bu çok açık. Başkan Trump’ın sürekli NATO’ya ve Avrupa ülkelerine korkaklar demesi ve savaşın NATO için kırılma anı olduğunu belirtmesi, Avrupa ülkelerine savaşa girme veya en azından destek gösterme beklentisini ortaya koymaktadır. Körfez savaşından farklı olarak bu savaşta desteğin politik açıklamaların üstüne çıkamaması, görünen o ki, ABD’nin de savaşı 4-5 haftada bitirme planlarına ters bir durum.
Avrupa ise Trump yönetimi başladıktan sonra[23] ABD’ye güvenmiyor ve bunu her türlü yolla açıkça dile getiriyor. Ticaret tarifeleri ve Grönland sorunlarındaki krizler, Ukrayna savaşında Trump’ın Rus tezlerine yakın durması devam ederken İran savaşı için Avrupa’nın ABD’ye direkt destek vermesini beklemek, bizce de ütopik bir beklentiydi. ABD ve Avrupa arasında siyasi sorunların yanı sıra Avrupa toplumunun İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra savaş psikolojisinden uzaklaşması, ekonomik olarak Avrupa’nın savaşa girmeye müsait olmaması, tüm bunların yanı sıra ABD’nin yanında İran’la savaşmak için Avrupa’nın gerekli hukuki meşruiyeti görememesi Avrupa’nın bu savaşta alışılagelmişten daha sakin ve çekingen bir tutum sergilemesine neden olmaktadır.
Tugay ASADLI
[1] https://www.sde.org.tr/uluslararasi-iliskiler-ve-dis-politika/abd-iran-muzakerelerinin-olumlu-gectigi-bildiriliyor-haberi-63346
[4] https://www.yeniakit.com.tr/haber/irakta-fransiz-ussu-vuruldu-erbil-ve-mahmur-alev-alev-1988700.html
[5] https://www.msn.com/tr-tr/haber/other/%C4%B0talya-ba%C5%9Fbakan%C4%B1-meloni-%C4%B0ran-la-sava%C5%9Fmay%C4%B1-d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnm%C3%BCyoruz/ar-AA1YpBg4
[6] https://www.thedailybeast.com/donald-trump-humiliated-as-right-wing-ally-italian-prime-minister-giorgia-meloni-slams-his-iran-war/
[8] https://www.aljazeera.com/news/2026/3/4/amid-middle-east-crisis-europe-fumbles-towards-mutual-defence
[9] Bu fikir halk tarafından da desteklenmekteydi. https://www.reuters.com/world/europe/record-number-ukrainians-support-joining-eu-backing-nato-membership-falls-poll-2022-04-05/
[10] Analizlerde bunun mümkün olmadığı ve NATO için en önemli adımın 9-11 2024’de yapılan NATO zirvesinde tüm ülkelerin mütabık olması halinde Ukrayna’nın davet edileceği bildirisi oldu. Fakat bu davet hiçbir zaman gelmedi. https://www.bbc.com/turkce/articles/czx5d3lrp60o
[12] https://www.politico.eu/article/us-donald-trump-pressuring-ukraine-cede-territory-russia-says-vlodymyr-zelenskyy/
[14] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abd-baskani-trump-fransa-cumhurbaskani-macronun-kendisine-gonderdigi-mesaji-paylasti/3804751 ; https://tr.euronews.com/2026/01/21/trump-ve-macron-arasinda-davosta-sozlu-atisma-ve-vergi-gerilimi ; https://www.haberler.com/politika/abd-baskani-donald-trump-fransa-cumhurbaskani-19666458-haberi/
[15] https://www.indyturk.com/node/758577/haber/trump-biz-olmasayd%C4%B1k-hepimiz-almanca-konu%C5%9Fuyor-olurduk
[17] Bunlardan en önemlisi İngiltere ve Almanya arasında yapılan güvenlik anlaşmasıydı. https://www.bbc.com/turkce/articles/c7vrge66319o
[18] Trump ilk döneminde de NATO’nun “köhneleşmesinden” bahsetmişti. Başkan Trump, Nisan 2026’daki en son açıklamlarında da ciddi şekilde ayrılmayı düşündüklerini belirtti. Trump’ın NATO ile ilgili tutumu için bkz. https://www.dw.com/tr/natoda-i%CC%87ran-krizi-77-y%C4%B1ll%C4%B1k-savunma-ittifak%C4%B1-da%C4%9F%C4%B1l%C4%B1yor-mu/a-76630990
[19] https://www.gallup-international.com/survey-results-and-news/survey-result/fewer-people-are-willing-to-fight-for-their-country-compared-to-ten-years-ago
[20] İngiltere için yapılan ankette ülkeniz için savaşır mısınız sorusunda evet cevabı sadece %11 oranında evet çıkmıştır. https://www.star.com.tr/dunya/kirmizi-cizgi-hedefte-abdden-irani-hurmuzu-acmaya-zorlamak-icin-tehlikeli-plan-haber-2004120/
[21] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/ingilterede-z-kusaginin-yalnizca-yuzde-11i-ulkesi-icin-savasmaya-hazir/3478836
[22] ABD saldırıdan önce bir aydan fazla süre boyunca bölgeye askeri yığınak yapmaya çalışıyordu. https://www.yenisafak.com/dunya/abdden-orta-doguya-askeri-yiginak-israil-basinindan-iran-ile-savasacagiz-haberleri-4798813
[23] Trump yönetimine Avrupa’da güvenle ilgili anket için bkz. https://globalaffairs.org/commentary/blogs/crisis-confidence-european-public-opinion-trump-era