Siyonizmin Somali’ye ilgisi ve Harare Özerk Yahudi Devleti’ni Kurma Girişimi

  1. Anasayfa /
  2. Tüm Analizler
  3. /
  4. Analiz
SDE Editör | 05 Ocak 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 26 Aralık 2025’te Somaliland’ı tanıdığını ilan etmesi aslında Siyonizmin yaklaşık bir asırlık projesi ve hülyasının adeta dışa yansımasıdır. ABD’deki Siyonizm yapılanması, Avrupa Yahudilerinin Harrar (Harar) bölgesine yerleştirilmesini teminen Etyopya Hükümetine  26 Ocak 1944’ta resmen başvuruda bulunur.[1]  Addis Ababa’daki ABD Temsilciliği’nin ülkesinin Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği “gizli” ibareli 4 Temmuz 1944 tarihli yazıda Harar’a Bölgesine Yahudi Göçmenlerin Yerleştirilmesi talebinin Etyopya hükümetince kabul görmediğini belirterek ekleriyle birlikte toplam 34 sayfalık bir rapor  arzeder.

Etyopya (Habeşistan) imparatoru Haile Selassie’ye gönderilen Erwin Kraft, Hermann Fuernberg ve Marie Ginsberg’ten müteşekkil 1939 Ekim’inde New York’ta kurulan Harrar Konseyi, Harrar'daki Özerk Yahudi Bölgesi Konseyi (Harrar Council Council For Autonomous Jewish Province in Harrar) imzalı talepte, Avrupalı bütün Yahudilerin yerleştirilmesini teminen ABD ve İngiltere’nin Etyopya’yla işbirliğinde bulunması umuduyla özetle şu hususlar dile getirilmektedir:

Bu bölgenin, yakın gelecekte Avrupa'dan göç etmek zorunda kalacak çok sayıda Yahudi'yi barındıracak kadar geniş olduğu; iklim koşullarının Avrupa'da yetiştirilen meyve, tahıl ve sebzelerin Harar'da da yetiştirilebilmesini sağladığı, böylece Orta Avrupa'dan gelen insanlar için uygun yaşam koşullarını sunduğu; bölgenin çok seyrek nüfuslu olmasının, başka yerlerde görülen siyasi ve ırksal engellerin ortaya çıkması olasılığını ber taraf ettiği kaydedilmektedir.

Etiyopya İmparatoru'nun kendisinin de Davut Hanedanı'nın torunu olduğundan, Yahudi halkına karşı olumlu bir eğilimi olduğuna inanmak için nedenlerinin bulunduğu ve yaptığı konuşmalardan yola çıkarak, büyük ölçüde işbirliği yapmaya istekli olacağı olasılığının oldukça yüksek göründüğü; “bizim için vazgeçilmez olan özerklik ve kendi kendini yönetme koşulları altında Harar Eyaleti'ni kurmayı başarabilirsek, büyük bir Yahudi nüfusu için, kültürel ve ekonomik gelişmelerinin engellenmeden devam edebileceği kalıcı bir yurt ortaya çıkacağı” ifade edilmektedir.

“Projelerimiz hiçbir şekilde Filistin'e rakip değildir; aslında Filistin'in ruhani çekiciliğinin gücünü hissediyor ve yeni eyaleti kurmak için gerekli olan öncü çalışmalara karşılık, yerleşik bir ülkenin avantajlarını tam olarak takdir ediyoruz. Ancak, mevcut koşullar altında Filistin'in bu kriz döneminde yardıma muhtaç tüm Yahudileri kabul etmesinin mümkün olmadığı gerçeği değişmez. Ayrıca Sohar Kitabı'nda şu kehanet sözlerini buluyoruz: “Yahudiler Kush ülkesine girdiklerinde diasporanın sonu gelecek.” Kush, Harar'ın da bir parçası olduğu Etiyopya'dan başkası değildir. Dilekçemiz, Etiyopya'nın Washington Büyükelçisi aracılığıyla Etiyopya Hükümeti'ne sunulmuş ve kopyaları Dışişleri Bakanlığı ile İngiliz Hükümeti'ne gönderilmiştir. Konsey şu anda, olumlu bir yanıt alınması durumunda, derhal ileri adımlar atılabilmesi ve yerleşimin başlangıçtaki zorluklarının mümkün olan en kısa sürede aşılabilmesi için ayrıntılı planlar üzerinde çalışmaktadır.”

Habeş Hükümdarına gönderilen 24 Ocak 1944 tarihli talepnamede son yıllarda Avrupa’da Naziler eliyle suçsuz Yahudi kadın ve erkeklerine “acımasız zulüm” uygulandığı ibaresinin geçmesi ilginçtir. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına yaklaşıldığı ve Mussoli’nin de teslim alındığı dönemde metnin hiçbir yerinde “holokost” kelimesi istimal edilmemiştir. Eski Yunanca da “yakılan kurban” anlamına gelen bu kelime, Ortaçağlarda Kilise zulmünde sıklıkla kullanılmasının ardından 2’nci Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra 1940’ların sonunda yeniden tedavüle konulmuştur.

Talepnamede devamla şöyle denilmektedir: “Bu zulüm, özellikle Yahudi halkı üzerinde çok şiddetli bir şekilde hissedilmiştir; çektikleri acılar ruhlarına kadar işlemiştir. Kendileri ve çocukları için bu acıların tekrarlanmasından duydukları korku, bu insanları Avrupa kıtasını terk edip özgürce gelişebilecekleri ve huzurlu bir yaşam sürebilecekleri bir ülkeye kalıcı olarak yerleşmeyi şiddetle arzu etmeye yöneltmektedir.”

Zulüm gören Avrupa Yahudileri için yeni bir vatan arayışında oldukları, Haşmetmeaplarının Yahudi halkına yönelik duygudaşlığı ve yakınlığının bilindiği, bu girişimin tasvip görmesi halinde maddi yardımların yapılacağı ve meyvelerinin kısa sürede alınacağı (Siyonizmin daha önce Sultan Abdülhamid’e sunduğu teklifi çağrıştırmaktadır), kültürel bakımdan gelişmiş insanlardan müteşekkil gelecek  yerleşimcilerin İmparatorluğu kalkındıracağı ve ürettikleriyle “yurdunuzun ürünleri için pazarlar bulacağı” açıklaması refakatinde önerilerinin şu dört ana esasa mebni olduğu yazılmaktadır:

  • Haşmetmeaplarının egemenliği altında  Harar Eyaleti Avrupa Yahudilerinin göçü için ayrılacaktır. İngiliz Somaliland'inde, Barbera ve Zeila limanları aracılığıyla denize serbest erişime izin verecek bölgesel düzenlemeler için İngiliz Hükümetine başvurular yapılacaktır.
  • Göç, önceden dikkatlice belirlenmiş ve kendilerine tahsis edilmiş bir bölgeye gidecek büyük, organize gruplar halinde gerçekleşecektir. Harar Eyaleti'ne yerleşmek isteyen tüm göçmenlerin Majestelerine bağlılık yemini etmeleri gerekecektir. Göçmenlik işlemlerinin tamamlanmasının ardından, Harar Eyaleti içinde tam vatandaşlık hak ve yükümlülüklerini alacaklardır. Bu vatandaşlık, onlara Etiyopya İmparatorluğu'nun diğer bölgelerinde vatandaşlık hakkı vermeyecektir.
  • Eyaletin özerkliği yalnızca kendi sınırları içinde geçerli olacaktır. Tüm içişleri eyalet halkı tarafından seçilen bir yönetim organı tarafından yürütülecektir. Majestelerinin temsilcisi olarak bir Kraliyet Valisi veya Vekil atanacaktır; hak ve yükümlülükleri, eyalet için sağlanacak demokratik bir anayasada belirlenecektir.
  • İngilizce resmi dil olacak ve tüm eğitim bu dilde verilecektir.
  • Majesteleri, eyalette tahsil edilecek bazı vergilerden kararlaştırılan adil bir payı hak kazanacaktır; bu gelir, eyaletin sanayi ve kültür yaşamının gelişmesiyle birlikte artacaktır. Harar Eyaleti tarafından yapılan kredilerden doğacak sorumluluk, o eyaletin vatandaşlarıyla sınırlı olacak ve Etiyopya Hükümeti üzerinde herhangi bir yük veya yükümlülük oluşturmayacaktır.

Görüldüğü üzere Kanada ve Avustralya benzeri bağımsız bir yapının kurulması amaçlanmaktadır. Harar Konseyi, bu projenin zorluklarının farkında olduklarını, ama Avrupa Yahudilerinin sorunlarının acil biçimde çözüme kavuşturulmasının ortaya çıkaracağı fayda ve zenginlikten bütün Etyopya’nın istifade edeceğini; (Necaşi kastedilerek) bölgenin Kral Süleyman’ın varisleri ve Kral Davud’un nesli tarafından yönetildiğinin farkında olduklarını  savunmuştur.

B. Mezkur Konsey bu defa ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısına gönderdiği 6 Mart 1944 sayılı mektupta “planlarının ancak olgunlaştığı, özellikle Avrupa Yahudi sorununun genel durumunun Filistin dışında Yahudi kolonizasyonunun zorunlu göründüğü bir aşamaya ulaştığı göz önüne alındığında, konuyu doğrudan görüşmenin karşılıklı çıkarların yararına olacağına” işaretle görüşme talep edilmiştir. Siyonizm henüz ABD’de bu denli güçlü olmasa gerek ki alınan cevabi yazıda, Konsey’le görüşmekten imtina edilmiş ve bu konunun Savaş Mülteciler Kurulu’nun uhdesine girdiği izah edilmiştir.   

Siyonistler günümüzde Filistini inkar etmelerine karşın, geçen asrın ortalarına kadar bu kelimeyi kullanmışlardır.

C. Belgelerde Avrupa’dan Harar’a Yahudi intikalinde en kolay yolun Türkiye ve Filistin olduğunun vurgulanması keza nazarı dikkati celbetmektedir.  

D. Hermann Fuernberg imzalı New York Nisan 1943 tarihli “Avrupa Yahudilerinin Durumu” başlıklı 17 sayfalık notlarda ise şu hususlar tebarüz etmektedir:

- Nazi idaresi ve savaştan Avrupa’daki altı yedi milyon Yahudiden kaç kişinin kurtulacağını kimse öngöremez.

- ABD’de yedi Yahudi organizayonu (Amerikan Yahudi Komitesi, Amerikan Yahudi Kongresi, B’nai B’rith, Yahudi İşçi Komitesi, Amerika Sinegoglar Konseyi, Agudath İsrail, Ortodoks Yahudi Hahamları Kurulu ve Siyonist İşleri Amerikan Acil Komitesi) el ele vererek Avrupa Yahudileri Müşterek Acil Komitesi’ni kurmuştur. “Onlara -ve tüm Yahudilere- yardım ancak demokratik ilkeler temelinde, Avrupa dışında ve Filistin dışında sağlanabilir. Bu temel gerçeklerin hem Yahudiler hem de Yahudi olmayanlar arasında gerçeklik kazanmasıyla, Avrupa Yahudilerinin şüphesiz sorunlarına çözüm bulunmaya çalışılabilir. Eğer bu gerçekleşmezse, Avrupa Yahudileri, insanlığın (ve sadece Yahudilerin değil) kalıcı utancı olarak, Hitler iktidara gelmeden önceki kültür ve medeniyet seviyesine tekrar ulaşana kadar Avrupa'da hor görülen ve nefret edilen bir halde kalacaklardır. Ve bu çözüm olmayacaktır!”

- Yerlerinden edilen Yahudiler asli ülkelerine dönmelidir. Demokrasinin zaferi, Hitler öncesi duruma Yahudileri Avrupa’da getirecektir.

- Siyonist hareket 40 yıllık maddi yardım ve bağış toplama uğraşısının sonunda özellikle Almanya ve Polonya’da yaşayan Yahudiler için “Filistin’de bir Yahudi devleti” kurmayı hedeflemektedir. ABD bunun için maddi yardımlarda bulunmaktadır. Amerikan Yahudileri “Filistin’de yaşamak veya Filistin’de bir Yahud Devleti’nin varlığından ziyade dindaşlarıyla dayanışma babında bağışlarda bulunmaktadır.” ABD’de Siyonistler 1941’de Yahudi nüfusunun %5’ne tekabül eden 200.000 üyeye sahipken, basının %80’nine egemendiler. Hitler’in iktidara gelmesiyle Siyonistlerin güç kazandığı söylemi doğru değildir. Filistin’e artan göç, buna sadece Arap ülkelerinden değil dünya genelinde yükselen direniş, Filistin’in ülkesini terk eden her Yahudiyi alabilecek kapasitede olmaması bunun nişanesidir.

- Filistin dışında bir Yahudi devletinin kurulmasının Hıristiyan, Yahudi, Müslüman, Budist veya Amerikalı, İngiliz veyahutta başka bir milletin ferdi tarafından karşı çıkılacak bir husus olmadığı aşikardır.

- Yahudiler arasında dayanışmanın olmadığı serzenişinde bulunan ve son beş yılda sadece 150.000 Yahudi göçmenin ABD’ye geldiğini belirten (yazar, zamanın koşullarından ve Balfour Deklerasyonun’nun henüz uygulamaya sokulamamış olmasından mebni) Filistin dışında kurulacak bir Yahudi devletinin İngiltere ve Amerika’nın her iki kıtasındaki Yahudileri rahatlatacağını; Filistin dışında Yahudi devleti kurulması fikrinin yeni olmadığını, Uganda, Kenya, Angola, Kuzey Kimberly vb. ağırlıklı olarak gündeme geldiğini vurgulanır.

- Fuernberg raporunun sonunda şunları serdeder: Bahsettiğim dört avantajın hepsini bir arada barındıran tek bir bölge olduğuna inanıyorum.  Önerim, Etiyopya'nın Harar bölgesini İngiliz Somaliland'inin bir kısmıyla birleştirmek ve orada Avrupa Yahudileri için bir devlet kurmaktır. Bu bölge yeterince büyük; bu amaç için 60.000 ila 70.000 mil karelik bir alanı ayırmak kolay olurdu. Bu bölge, büyük zorluklar çıkarması muhtemel olmayan tarımla uğraşan az bir nüfusu ihtiva etmektedir. Bununla birlikte, Filistin deneyiminden çıkarılan dersleri hatırlamak gerekecektir; yani, bölgenin Etiyopya'nın diğer kısımlarından gelen insanlar tarafından istila edilmesini önlemek ve yabancı kışkırtıcıları uzak tutmak elzemdir. Platodaki iklim, Avrupalılar için kesinlikle sağlıklı ve uygundur. Somali kıyılarının kötü iklimin cari olduğu bölgeleri, sulama ile ölçülebilir bir sürede iyileştirilebilir. Harar bölgesi özellikle tarım için ve dolayısıyla kitlesel göç için uygundur. Afrika'nın iç kesimlerinde, Arap ülkelerinde ve Hindistan'ın bazı bölgelerinde tarımsal ve daha sonra sanayi ürünleri için hazır pazarlar bulacaktır (Yani buradan Afrika, Hint alt kıtası ve Arap ülkelerinin işlerine müdahale edilecek). Siyasi olarak bu topraklar, daha önce belirtildiği gibi, İngiltere ve Etiyopya İmparatorluğu'na aittir. Temmuz 1935'te İngiliz Hükümeti, Etiyopya İmparatoru'na, İtalya'ya bazı tavizler vermeye hazır olması durumunda Zeila limanı ve İngiliz Somali topraklarının bazı diğer kısımlarının kendisine devredilmesini teklif etti. Bu nedenle, İngiliz Hükümeti'nin bugün, aklımızdaki Avrupa Yahudi devletine Berbera limanıyla birlikte Somali topraklarının daha büyük bir bölümünü devretmeye hazır olması imkansız değildir. Etiyopya İmparatorluk Hanedanı, Yahudi Kral Davud'dan geldiğini iddia eder ve İmparator "Yahuda Aslanı" unvanını taşır. Bu durum, Avrupa'daki bu yarı kardeşlere çok ihtiyaç duyulan yardımı sunma ve onları 20. yüzyıla yakışır şartlarda kabul etme yükümlülüğünü de beraberinde getirmez mi?”

Bu raporda Hitler’in zulmüne, Alman ve Leh halkının “Yahudilere karşı tarihsel antisemitik” yaklaşımlarına değinilmiş, ancak “holokost” gibi ağır bir suçlama yapılmamıştır.

Günümüzde Somaliland mıntıkasında kalan Harare’nin dahil olduğu Somali hakkında bilgilerimizin tazelenmesi yerinde olacaktır.  Afrika boynuzunda yer alan Somaliland 3.333 km’lik kıyı şeridiyle kıtanın en uzun sahiline sahiptir. Ülkenin ismi Somali dilindeki “su” ve “mal” kelimesinden mürekkep olup “misafirlere ikram etmek için git hayvanları sağıp getir” veya “hayvancılıkta zengin bir halk” anlamına gelir. 100'e yakın camisi ve çevresindeki 100'den fazla evliya türbesiyle “İslam’ın dördüncü kutsal şehri” ya da “evliyalar şehri” olarak anılan Harar, hem bölge hem de İslam tarihi açısından büyük öneme sahiptir. 10. yüzyılın sonlarına doğru Yemen’in Aden kıyılarından gelen tüccar ve emirler sayesinde İslamiyetle tanışan bölgede 13. yüzyılda kurulan ilk İslam devleti Evfat Emirliğidir. Evfat Emirliği’nin yıkılmasından sonra kurulan ve Adel Emirliği adıyla da anılan Zeyla Emirliği, Hristiyan Habeş melikleriyle yüzyıllar boyunca mücadele etti. Zeyla Emirliği’nin başkentinin 1520’de Harar’a taşınması sonrasında Harar devleti adını aldı.

Somali halkının milletimizle ilişkisi Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferiyle başlar ve 1916 yılına kadar devam eder. Portekizlilerin Habeş Krallığıyla ittifaka girip bölgeye musallat olmasıyla halk, Osmanlı Devleti’nden yardım istemiştir. Osmanlı sınırlarında dört yüz yıl yaşayan bu bölge Yemen Eyaleti, Osmanlının 1555’de kurduğu Kızıldeniz’deki Habeş Eyaleti ve 19’ncu asırda Mısır Hidivliği marifetiyle idare edilmiştir. 1887'de Habeşler tarafından işgal edilinceye kadar varlığını bağımsız olarak sürdüren Harar, bu tarihten sonra Etiyopya’ya bağlı bir bölge haline geldi.

Resim: DİB Ansiklopedisi

 

Somali, topraklarının sahip olduğu stratejik önem dolayısıyla tarih boyunca yabancı güçlerin ilgi ve dikkatini celbetmiştir. Bu bakımdan da ülke halkı kendi kaderlerinin çizilmesinde, çok defa, dışarıdan müdahalelerle karşılaşmıştır. Avrupalı sömürgeciler, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde, çok çeşitli yol ve yöntemler yanında özellikle de yerli idarecilere maddî imkânlar sağlayarak önemli iskelelerin kullanma hakkını satın almışlar ve bu sayede ülke için hiçbir faydası olmayan emperyalist siyasetlerini uygulamışlardır. Kızıldeniz’in batısında yer alan Cibuti’ye yerleşen Fransızlar ve buranın hemen kuzeydeki Assab’ı işgal eden İtalyanlar, bunlara ilaveten önemli ölçüde İngilizler, bu iskelelere silah ve diğer askerî mühimmat depolayarak zaman içerisinde Osmanlı Devleti’ni yıllarca meşgul etmişlerdir. Osmanlı yönetimi Afrika’daki topraklarını Avrupa, Asya ve Afrika üzerinde önemli bir güç olarak, tüm dünyadaki Müslümanların temsilcisi, koruyucu ve kurtarıcısı sıfatıyla Avrupa sömürgeciliğine karşı savunmuştur. Osmanlı Devleti’nin Somali’deki reform politikalarını özellikle Harar bölgesinde güvenliği yaymaya, Somaliler ile Gala kabileleri arasındaki savaşları sona erdirmekle başladı. Sonra medreseler kurarak doğru İslâm öğretilerinin bölgede yayılmasını hedefledi. Bu nedenle ilave olarak Osmanlı yönetimi, çabalarını imara ve kalkınmaya yönlendirdi. Osmanlılar, Somali’de ilmi çalışmaları da destekledi ve  hastane inşa etti. Osmanlı Devleti, halkın daha iyi ve verimli tarım yöntemlerini öğrenmeleri için Hindistan’dan kahve ve tarım uzmanları getirmiştir. Osmanlı yönetimi bütün bu başarıları kısa bir süre içerisinde tamamlarken daha sonra gelen Avrupalı sömürgeci yönetimler Somali’de bulduklarının üzere hemen hiçbir şey ilave etmemişlerdir.[2]

Aden Körfezi’nin karşı kıyısında Cibuti, Etyopya ve Somali arasında yer alan Somaliland 176.120 km2 toprak alanına ve 2024 verilerine göre 6,2 milyon nüfusa sahiptir. İngilizler burayı 1884’te işgal ettiklerinde Somaliland adını verirler. Burası ve İtalyan Somaliland’i 1960’ta bağımsızlıklarını ilan edip Somali Cumhuriyeti adı altında birleşir. Somali’nin 3’ncü Cumhurbaşkanı Muhammed Siyad Berre (1969-1991)  dönemindeki siyasetinden memnun kalmayan Somaliland bölgesi 1981’de giriştiği iç savaşla 1991’de ana ülkeden ayrıldığını ilan eder ve başkent olarak Hargesey’i kabul eder. Başkonsolosluğumzun da bulunduğu Hargesey’deki Somaliland yönetimini İsrail’in kararına kadar hiç bir ülke resmen tanımamıştır.  

Sonuç: İnsan,  toplum ve devlet, ancak amaç, ülkü ve hedefleriyle canlılığını sürdürebilir ve tesirini idame ettirebilir. Siyonizm ideolojisini itici güç olarak gören İsrail Başbakanı Netanyahu, “Büyük İsrail” düşüncesini takiple Gazze katliamında sıkıştığı alan ve çıkmazdan kurtulabilmek maksadıyla Siyonist yapının ve aklın 80 yıl önce ortaya koyduğu önerinin izini sürmekten geri durmuyor. İsrail burada elde edeceği hareket kabiliyetiyle Afrika ve Hint alt kıtasına müdahil olma yeteneğini kazanmanın yanısıra, Türkiye’nin Somali ile gerçekleştirmekte olduğu stratejik ilişkileri yakından takip etme imkanına da kavuşmuş olacaktır. Somaliland’ın halihazırdaki bayrağında Kelime-i Tevhid bulunması, Müslümanların kutsallarına ihanet eden ve soykırım işleyen, kendisi dışındakileri insan görmeyen bir ideolojiyle yanyana gelebilme garabetine işaret olsa gerek.   

Lakin bu yakınlaşmaya karşı çıkan Somaliler ve alimler de bulunmaktadır. Ahiren iki gün önceki Cuma vaazında bunu eleştiren Muhammed Abduraşid adındaki alim, “bunun yapılmaması ve İbrahim anlaşma ve uyuşmalarına eklenmemesi için Başkan Irro’ya çağrıda bulunduklarını, ancak bugün Tel Aviv yolunda olduğunu; BAE İbrahim Anlaşmaları’na katıldığında İsrail’e karşı çıkan her kesi kuşatmayı amaçladığını, şimdi biz de bu yöne girmiş oldıklarını” irat etmesinin akşamında göz altına alınmıştır. İsrail’le yakınlaşmaya mukavemet eden ve tutuklanan Hargeisa’daki  başka bir alim de “bundan şeref duyduğunu” söylemiştir. Gelen haberlerde kuzeydeki Borama ve güneydeki Lascaanood kentlerinde toplanan halk bu sürece itirazla Filistin’e desteklerini izhar etmiştir. Öteyandan TikTok’ta Hargeisa’da İsrail bayrağını dalgalandıranların videoları çıkmıştır. Bilindiği üzere Gazze’de 7 Ekim sonrası vuku bulan soy kırım nedeniyle sosyal medyada gençler arasında Siyonizme karşı yükselen duyguları ber taraf etmek maksadıyla Oracle şirketinin de sahibi olan İsrail ordusuna çok yakın Amerikalı Yahudi milyarder Larry Ellison tarafından TikTok satın alınmıştır. Netanyahu’nun tanıma açıklamasının hemen akabinde iki İsralli “gazeteci” Etiyopya sınırındaki Wajaale sınır kapısından hemen Somaliland’a giriş yapıp İsrail bayrağıyla Hargeisa’da poz vermişlerdir. Hargeisa’daki yönetim bir milyona yakın Filistinlinin Somaliland’e yerleştirileceğine ilişkin bir anlaşmayı ve Berbera’da askeri varlık bulunduracağını inkar etse de bunun aksi durumu ise bu tanımanın “Netanyahu’nun iyi kalpliliğinden” kaynaklandığı savıdır.[3]  

Ancak burada da hiç şaşkınlık duyulmayan başka bir hakikatle karşı karşıyayız. Son yıllarda tamamen Siyonizmin girdabına kapılan BAE’nin, Somaliland’de de İsrail’in önünü açan bir aparata dönüştüğüne şahit olunmaktadır. Nitekim dünya deniz ticaretinin kalbi mesabesindeki Babulmendeb Boğazı’nın karşı kıyısında kain Berbera Havaalanı’nı işleten BAE, buradaki deniz limanına da DP W”Borldwide Investment olarak 400 milyon dolarlık yatırım yapmıştır.

https://x.com/tseday/status/2005807849373364575?s=12&t=ItiCC1DkAJksT-vUxwMjRQ (30.12.2025)

 

 

Dipnotlar

[1] https://x.com/tseday/status/2005807849373364575?s=12&t=ItiCC1DkAJksT-vUxwMjRQ (30.12.2025)

[2] Ahmet Turan Yüksel ve Yusuf İbrahim Hashi (2021), “Somali’de Osmanlı Hakimiyeti (1559-1916)”, Karatay Sosyal Araştırmalar Dergisi, Sayı:6, s.201-236; Hashi, Yusuf İbrahim Hashi, Somali’de Osmanlı Hakimiyeti (1850-1916), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü yayınlanmamış master tezi 2015.

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA