Mısır’ın Filistin Politikası: 7 Ekim 2023 Sonrası Güvenlik, Diplomasi ve Arabuluculuk

  1. Anasayfa /
  2. Tüm Analizler
  3. /
  4. Analiz
SDE Editör | 05 Şubat 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

7 Ekim 2023’te Hamas’ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı Operasyonu sonrasında İsrail’in Gazze’ye yönelik başlattığı şiddetli askerî operasyonlar, Filistinlilere yönelik gerçekleştirdiği soykırım ve Gazze halkını Sina Çölü’ne sürme girişimleri, Mısır yönetimini hem bölgesel hem de iç güvenlik açısından son derece zor bir pozisyona sürükledi. Gazze’deki savaş Mısır açısından yalnızca insani bir kriz değil; aynı zamanda doğrudan ulusal güvenliğini, sınır bütünlüğünü ve Camp David sonrası kurulan bölgesel statükoyu tehdit eden bir gelişme olarak değerlendirildi.

Bu çerçevede Mısır, Filistinlilerin Gazze’den çıkarılarak kendi toprağı olan Sina Yarımadası’na sürülmesini “kırmızı çizgi” olarak ilan etti. Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Filistinlilerin topraklarından zorla sürülmesinin Filistin davasını tamamen ortadan kaldıracağını ve geri dönüşü olmayan bir “ikinci Nekbe” yaratacağını açık biçimde dile getirdi. Kahire yönetimi, bu senaryonun kabul edilmesinin yalnızca Gazze’nin boşaltılması değil, Filistin meselesinin tasfiyesi anlamına geleceğini savundu.

İsrail’in Gazze’nin en güneyindeki Refah kentine girmesi ve Mısır–Gazze sınır hattı olan Philadelphi Koridoru’nu (Selahaddin Koridoru) fiilen işgal etmesi, iki ülke arasındaki ilişkileri son derece kırılgan bir noktaya taşıdı. Cumhurbaşkanı Sisi, İsrail’in Refah operasyonu ve Philadelphi Koridoru’nu kontrol altına almasıyla birlikte 1979 Camp David Barış Antlaşması’nın, özellikle de güvenlik protokollerinin ihlal edildiğini vurguladı. Gazze tarafındaki sınır hattının İsrail kontrolüne geçmesi, insani yardımların koordinasyonunu ve Gazze’ye girişleri ciddi biçimde zorlaştırdı. Bu gelişmeler, Mısır açısından Camp David düzeninin fiilen işlemez hâle gelmesi olarak yorumlandı ve iki ülke arasındaki güven krizi tarihsel olarak en ciddi seviyesine ulaştı.

Her ne kadar 1979 Barış Antlaşması, askerî varlığın artırılmasını tarafların karşılıklı onayına bağlasa da Mısır bu süreçte İsrail’in onayını almadan Sina’daki askerî varlığını artırma yoluna gitti. Bu adım, Mısır’ın Filistin meselesini artık yalnızca diplomatik değil, doğrudan ulusal güvenlik meselesi olarak ele aldığının açık bir göstergesi oldu.

Hamas–İsrail Savaşı’nın başlamasının hemen ardından Mısır, sınır güvenliğini güçlendirmek amacıyla Refah sınırı boyunca yaklaşık 6 metre yüksekliğinde dikenli tel duvar ve fiziki engeller inşa etmeye başladı. Gazze’den gelebilecek olası bir kitlesel göçü engellemek amacıyla Kuzeydoğu Sina’da ilave askerî birlikler ve zırhlı araçlar konuşlandırıldı.

2024 yılı boyunca Mısır, Süveyş Kanalı’nın doğusunda konuşlu 2. ve 3. Sahra ordularından birlikleri kademeli olarak Sina’ya kaydırdı. İsrail’in Mayıs 2024’te Philadelphi Koridoru’nu tamamen ele geçirmesinin ardından bu askerî yığınak hız kazandı. Kuzey Sina’daki asker sayısı yaklaşık 40.000’e ulaştı ve bu sayı, Camp David Antlaşması ek protokollerinde öngörülen sınırların yaklaşık iki katına çıktı. Bölgeye tanklar, zırhlı personel taşıyıcılar, helikopterler ve hava savunma unsurları konuşlandırıldı. Çin yapımı HQ-9B hava savunma sistemlerinin Sina’ya yerleştirilmesi, Mısır’ın yalnızca sınır güvenliğini değil, olası bir bölgesel askerî tırmanmaya karşı caydırıcılık oluşturmayı da hedeflediğini gösterdi. Ayrıca genişletilmiş askerî üsler, savaş uçakları için pistler, yer altı tesisleri ve stratejik yakıt rezervleri inşa edildi.

Askerî ve siyasi gerilimin zirveye ulaştığı bu dönemde, 15 Eylül 2025’te Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen Acil Arap-İslam Zirvesi’nin kapanış konuşmasında Cumhurbaşkanı Sisi, İsrail’in mevcut politikalarının Mısır’ın ulusal güvenliğini tehdit ettiğini belirterek açık şekilde İsrail için “düşman” ifadesini kullandı. Sisi, İsrail’in eylemlerinin başta 1979 Camp David Barış Antlaşması olmak üzere mevcut barış anlaşmalarını tehlikeye attığını, hatta bu anlaşmaların iptal edilmesi ihtimalini ima etti. Bu açıklama, Mısır–İsrail ilişkilerinde Camp David sonrası dönemin en sert siyasi söylemlerinden biri olarak kayda geçti.

Mısır’ın Arabuluculuk Rolü ve Gazze Politikası

Tüm bu gelişmelere rağmen Mısır, bir yandan ulusal güvenliğini korumaya, diğer yandan ise bölgedeki geleneksel arabulucu aktör rolünü sürdürmeye çalışan ikili bir strateji izledi. Mısır’ın İsrail’e karşı Uluslararası Adalet Divanı’ndaki (UAD) davaya müdahil olması, İsrail tarafından Camp David ruhuna aykırı “hasmane bir tutum” olarak değerlendirilse de Kahire bu adımı uluslararası hukuk ve sivillerin korunması çerçevesinde savundu.

Mısır, Hamas–İsrail savaşının temel nedeninin 7 Ekim saldırısı değil, İsrail’in uzun süredir devam eden işgali olduğunu vurgulayarak 1967 sınırları temelinde iki devletli çözüm dışında herhangi bir formülü kabul etmeyeceğini ilan etti. Savaş boyunca Mısır’ın politikası; Filistinlilerin toplu yerinden edilmesine karşı çıkma, insani yardımların artırılması, ateşkes arabuluculuğu ve iki devletli çözümün savunulması üzerine inşa edildi.

Bu çerçevede Mısır, 21 Ekim 2023’te Kahire Barış Zirvesi’ni düzenleyerek Arap ve bölge liderlerini bir araya getirdi ve sivillere yönelik saldırıları kınadı. Kasım 2023’te Katar ve ABD ile birlikte sağlanan yedi günlük insani ara, Mısır’ın arabuluculuğunun somut bir sonucu oldu. Bu süreçte Hamas 100’den fazla İsrailli rehineyi, İsrail ise yaklaşık 150 Filistinli tutukluyu serbest bıraktı.

Aralık 2023’te Kahire, tüm rehinelerin serbest bırakılması, insani yardımların artırılması ve Gazze’nin kuzeyine dönüşü içeren aşamalı kapsamlı ateşkes önerisini taraflara sundu.

2024–2025 Arabuluculuk Süreci ve Şarm el-Şeyh Zirvesi

2024 ve 2025 boyunca Mısır, Kahire’de defalarca dolaylı görüşmelere ev sahipliği yaptı. Hamas heyetleri sık sık Kahire’ye geldi; Mısır, Katar ile birlikte Hamas’a ateşkesin kalıcı olacağına dair ABD garantilerini iletti ve bazı kritik uzlaşmaların sağlanmasında rol oynadı.

Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff’un arabuluculuğunda başlayan ve 19 Ocak 2025’te yürürlüğe giren ateşkes ve esir takası anlaşmasının 42 günlük birinci aşaması 2 Mart’ta sona erdi. Ancak İsrail, 2 Mart’ta Gazze Şeridi’ne her türlü insani yardım malzemesinin girişini durdurup bölgeye elektrik tedarikini keserek ikinci aşamaya geçilmesini engelledi. İsrail ordusu, “Sarı Hat” olarak bilinen stratejik noktalardan ve özellikle Filistin–Mısır sınırındaki Philadelphi Koridoru’ndan çekilmeyi güvenlik gerekçesiyle kabul etmedi. İsrail 18 Mart’ta tekrar saldırılara başladı ve 10 Ekim 2025’e kadar saldırılar şiddetle devam etti. Bu dönemde Mısır’ın; kalan rehinelerin serbest bırakılmasını, İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesini ve kalıcı ateşkesi içeren yeni önerileri başarılı olamadı.

Nihayet, 13 Ekim 2025’te Şarm el-Şeyh’te düzenlenen Gazze Barış Zirvesi, Mısır için arabuluculuk çabalarının karşılığını aldığı bir toplantı oldu. Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump’ın eş başkanlığında düzenlenen zirveye Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, Ürdün ve BAE dâhil yaklaşık 30 ülke katıldı ve “Niyet Beyanı” imzalandı. Trump’ın 20 maddelik Gazze Barış Planı’nda Filistinlilerin yerinden edilmeyeceğinin açıkça vurgulanması, Kahire’nin temel güvenlik kaygılarını büyük ölçüde giderdi.

Plan, üç aşamalı bir yapı öngörüyordu:

1. Ateşkes ve rehine takası

2. Gazze’nin silahsızlandırılması ve yeniden inşası

3. Kalıcı siyasi ve güvenlik düzenlemeleri

ABD’nin yoğun baskısı, Mısır–Katar–Türkiye koordinasyonu ve ABD heyetlerinin aktif katılımıyla kalan tüm rehineleri kapsayan ateşkes ve rehine anlaşması imzalandı; teslimatlar Kızılhaç gözetiminde gerçekleştirildi.

Ocak 2026 Sonrası ve Mısır’ın Barış Mimarisindeki Rolü

Ocak 2026’dan itibaren Mısır arabuluculuğunda ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçildi. Bu aşamada Refah Kapısı’nın her iki taraftan açılması, Hamas’ın Gazze’deki idari rolden çekilmesi, yeni bir Filistin yönetim yapısının oluşturulması ve kalan rehinelerin ya da cenazelerin iadesi hedeflendi.

Bu noktada Mısır, yalnızca bir arabulucu değil; Gazze sonrası düzenin inşasında merkezî bir “barış kurucu aktör” olarak konumlandı. Kahire; güvenlik, insani yardım, idari geçiş ve uluslararası koordinasyonun kesişim noktasında yer alarak Gazze’nin geleceğine dair sürdürülebilir bir düzenin kurulmasında anahtar rol üstlendi.

Mısır bu dönemde, Camp David sonrasında üstlendiği klasik arabuluculuk fonksiyonunun ötesine geçerek bölgesel barış mimarisinin taşıyıcı kolonlarından biri hâline geldi.

Omneya Elkafafy

 

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA