Küresel savunma ve diplomasi çevrelerinde, Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında şekillenebilecek olası üçlü bir savunma ittifakına ilişkin iddialar büyük yankı uyandırmış durumda. Amerikan haber ajansı Bloomberg’in yayımladığı bir rapora göre, Pakistan bu savunma çerçevesine dâhil olmak üzere üst düzey ve ileri aşamaya ulaşmış görüşmeler yürütüyor. Ancak, üç ülkenin hiçbirinden şu ana kadar resmî bir doğrulama ya da yalanlama gelmiş değil.
Bloomberg, konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberinde, önerilen ittifakın temel amacının, bölgede giderek artan güvenlik belirsizliği karşısında kolektif savunma ve caydırıcılık kapasitesini güçlendirmek olduğunu belirtiyor. Kaynaklara göre, bu savunma düzenlemesi, üye ülkelerden birine yapılacak saldırının üçüne birden yapılmış sayılmasını öngören, NATO’nun kolektif savunma ilkesine benzer maddeler içerebilir.
Savunma Kapasitelerinin Bütünleşmesi: Yeni Bir Stratejik Model mi?
Uzmanlara göre bu olası ittifakın stratejik önemi, üç ülkenin farklı ancak birbirini tamamlayan askerî özelliklerinde yatıyor.
bir araya geldiğinde, bu iş birliği çok boyutlu ve etkili bir stratejik platforma dönüşebilir.
Bloomberg’e göre Türkiye, bu ittifakı NATO’nun geleceği, ABD’nin küresel güvenlik taahhütleri ve mevcut uluslararası güvenlik mimarisinin sorgulandığı bir dönemde değerlendiriyor. Özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’ya yönelik açıklamaları sonrasında Ankara, ulusal güvenliğini ve savunma egemenliğini güçlendirecek alternatif yollar arayışına girmiş durumda.
Raporda, Türkiye’nin değişen küresel ortamda güvenliğini sağlamak adına alternatif ve tamamlayıcı savunma düzenlemelerini zorunlu gördüğü vurgulanıyor.
Bölgesel ve Uluslararası Tepkiler
Türkiye Savunma Bakanlığı ile Pakistanlı ve Suudi yetkililer henüz resmî bir açıklama yapmamış olsa da bu ihtimal özellikle bölgesel basında ve İsrail medyasında ciddi bir endişeye yol açtı. İsrailli gazeteler, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasında böyle bir savunma ittifakının kurulmasının Orta Doğu’daki güç dengelerini kökten değiştirebileceğini yazdı.
İsrailli analizlere göre, Pakistan’ın nükleer kapasitesiyle bağlantılı herhangi bir çok uluslu savunma düzenlemesi, bölgede yeni ve güçlü bir caydırıcı unsur ortaya çıkarabilir. Bu durumun stratejik etkileri göz ardı edilemez.
Türkiye-Pakistan Arasında Mevcut Askerî İş Birliği
Raporlar, Türkiye ile Pakistan arasındaki askerî iş birliğinin yeni olmadığını da hatırlatıyor. Türkiye, Pakistan Donanması için modern savaş gemileri inşa etti; Pakistan Hava Kuvvetleri’nin F-16 uçaklarının modernizasyonunda da iş birliği sağlandı. Bunun yanı sıra insansız hava araçları teknolojisi ve ileri hava projeleri –Türkiye’nin beşinci nesil savaş uçağı programı dâhil– üzerine görüşmeler sürüyor.
Değişen Bölgesel Güvenlik Ortamı
Uzmanlara göre bu görüşmeler, hem Güney Asya’da hem de Orta Doğu’da güvenlik kaygılarının arttığı bir dönemde gerçekleşiyor. Pakistan–Hindistan arasındaki son gerilim, Afganistan kaynaklı güvenlik sorunları ve Orta Doğu’daki süregelen istikrarsızlık, ülkeleri yeni savunma çerçeveleri aramaya iten temel faktörler arasında yer alıyor.
Bundan Sonra Ne Olacak?
Şu aşamada bu olası üçlü savunma ittifakının kapsamı, hukuki yapısı ve pratik işleyişi konusunda birçok soru işareti bulunuyor. Ancak gözlemcilere göre, eğer bu proje hayata geçirilirse, etkileri yalnızca ilgili ülkelerle sınırlı kalmayacak; bölgesel ve küresel güvenlik mimarisinde de önemli değişimlere yol açacaktır.
İsrail Medyasında Alarm Zilleri
Bu olası ittifak, küresel strateji çevrelerinde ilgi uyandırırken, İsrail medyasında açık bir huzursuzluk da yaratmış durumda. Tel Aviv merkezli News 1 gazetesi ve Maariv, bu savunma iş birliğini İsrail için “stratejik bir meydan okuma” olarak nitelendirdi.
İsrail basınına göre, Pakistan’ın nükleer kapasitesinin dolaylı olarak dâhil olduğu böyle bir ittifak, özellikle Tel Aviv açısından güçlü bir caydırıcı faktör hâline gelebilir. İsrailli analistler, bu senaryoda İsrail’in savunma planlamasını ve bölgesel stratejisini baştan aşağı gözden geçirmek zorunda kalabileceğini yazıyor.
Hindistan-İsrail İttifakı ve Türkiye -Pakistan-Suudi Arabistan Üçgeni
Maariv gazetesinin analizine göre, bu olası ittifakın arka planında temel bir gerçek yatıyor: Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın çıkarları artık Güney Asya, Orta Doğu ve Afrika’da hızla örtüşüyor.
İsrail ve Hindistan, Pakistan’a karşı uzun süredir yakın iş birliği içinde. Bunun temel nedeni, Pakistan’ın dünyanın tek İslami nükleer gücü olmasıdır. Bu statü sembolik değil; tam teşekküllü, organize ve işlevsel bir nükleer caydırıcılık sistemine dayanmaktadır ve bu gerçek yıllardır küresel askerî düşünce kuruluşları tarafından kabul edilmektedir.
Pakistan’ın nükleer programı yalnızca savunma dengesini sağlamakla kalmamakta, aynı zamanda bölgesel savaşları önleyen temel faktörlerden biri olarak görülmektedir.
Bunun yanında Pakistan’ın konvansiyonel askerî gücü de küçümsenemez. Dünyanın en büyük ordularından biri olan Pakistan Silahlı Kuvvetleri; personel sayısı, eğitim düzeyi, operasyonel tecrübesi ve savaş kabiliyeti açısından birçok Avrupa, Orta Doğu ve Asya ülkesinin önünde yer almaktadır. Terörle mücadelede uzun yıllar süren fiilî savaş tecrübesi ve hibrit savaşlara karşı kazanılmış uzmanlık, bu gücü daha da pekiştirmiştir.
Mayıs 2025: Hindistan Anlatısının Çöküşü
Hindistan, yıllarca kendisini yükselen bir küresel güç, bölgesel süper güç ve yenilmez askerî kuvvet olarak pazarladı. Ancak Mayıs 2025’te yaşanan dört günlük çatışma, bu anlatı için siyasi, askerî ve psikolojik açıdan yıkıcı oldu.
Dünya, gelişmiş silahlara, devasa savunma bütçesine ve güçlü medya ağlarına rağmen Hindistan’ın hedeflerine ulaşamadığını; Pakistan’ın dengeli, kontrollü ve etkili askerî stratejisi karşısında geri adım attığını açıkça gördü. Uluslararası medya, askerî uzmanlar ve hatta Batılı düşünce kuruluşları bile bu kısa ama belirleyici çatışmada stratejik üstünlüğün Pakistan’da olduğunu kabul etti.
Bu gelişmeden sonra küresel düzeyde Pakistan ordusuna yönelik algı kökten değişti. Dün “bölgesel güç” olarak görülen Pakistan, bugün güvenilir bir stratejik aktör olarak değerlendirilmeye başlandı.
JF-17 Thunder ve Pakistan Savunma Sanayiinin Yükselişi
Özellikle Çin ile ortak üretilen JF-17 Thunder savaş uçağına dünyanın farklı ülkelerinden gelen yoğun ilgi, Pakistan savunma sanayiini küresel sahneye taşıdı. JF-17 yalnızca bir uçak değil; Pakistan’ın artık sadece silah satın alan değil, savunma teknolojisi ihraç eden bir ülke hâline geldiğinin sembolüdür.
Bu arka plan, Suudi Arabistan ve diğer Müslüman ülkelerin Pakistan ile savunma iş birliğine artan ilgisini de açıklamaktadır. Pakistan ordusu artık sadece ulusal bir kurum değil, İslam dünyası için koruyucu bir sütun olarak görülmektedir.
Türkiye: Savunma Sanayiinde Sessiz Bir Süper Güç
21. yüzyılda askerî gücün tanımı değişmiştir. Artık güç, asker sayısından çok teknolojiye, yerli üretime, stratejik bağımsızlığa ve karar alma kabiliyetine dayanıyor. Bu yeni küresel düzende Türkiye, olağanüstü bir hızla yükselen ülkelerin başında geliyor.
Son yirmi yılda Türkiye’nin savunma sanayiinde kaydettiği ilerleme, modern tarihte ender görülen bir dönüşümdür. Bir zamanlar temel savunma ekipmanlarında bile dışa bağımlı olan Türkiye, bugün kendi İHA’larını, savaş uçaklarını, füzelerini, savaş gemilerini ve elektronik harp sistemlerini üreten bir ülke konumuna gelmiştir.
Bayraktar TB2 ve Akıncı gibi Türk İHA’ları; Libya, Suriye, Azerbaycan ve Ukrayna’daki çatışmalarda savaşın doğasını değiştirmiştir. Bu sistemler, düşük maliyetli ama akıllı teknolojinin geleneksel askerî güce üstün gelebileceğini kanıtlamıştır.
KAAN ve Kızılelma: Hava Gücünde Yeni Bir Çağ
Türkiye’nin beşinci nesil savaş uçağı KAAN, yalnızca bir savunma projesi değil; Türkiye’nin en ileri hava teknolojisine sahip sınırlı ülkeler arasına girdiğinin ilanıdır. İnsansız savaş uçağı Kızılelma ise geleceğin hava savaşlarının nasıl şekilleneceğine dair güçlü bir vizyon sunmaktadır.
Bu noktada Türkiye artık sadece kullanıcı değil; tasarımcı, geliştirici ve ihracatçı konumundadır. Bu da onu Pakistan gibi savunmada kendi kendine yetme yolunda ilerleyen ülkeler için doğal bir stratejik ortak hâline getirmektedir.
NATO Üyesi Ama Bağımsız Bir Türkiye
Türkiye, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olmasına rağmen, ittifak içinde benzersiz bir konuma sahiptir. Son yıllarda Ankara, NATO üyesi olmakla birlikte hiçbir bloğun koşulsuz takipçisi olmayacağını açıkça ortaya koymuştur.
Bu bağımsız yaklaşım, Türkiye’yi hem İslam dünyası hem de yükselen güçler için güvenilir bir ortak hâline getirmektedir.
Pakistan-Türkiye Askerî Uyum: Teknikten Öte Bir Birliktelik
Pakistan ile Türkiye arasındaki ilişki yalnızca askerî anlaşmalardan ibaret değildir. Bu bağ, tarihî, fikrî ve stratejik temellere dayanmaktadır. Ortak tatbikatlar, teknoloji paylaşımı ve savunma üretimindeki iş birlikleri, bu ilişkinin geçici değil, uzun vadeli bir stratejik ortaklık olduğunu göstermektedir.
Suudi Arabistan’ın Mali Gücü ve Artan Korku
Pakistan’ın askerî gücü, Türkiye’nin savunma teknolojisi ve Suudi Arabistan’ın mali kaynakları tek bir stratejik şemsiye altında birleşirse, bu sadece bir ittifak değil, küresel gücün yeni bir merkezi olabilir.
Suudi Arabistan’ın küresel finansal etkisi, bu ittifakı dünyanın en güçlü savunma bloklarından biri hâline getirebilecek potansiyele sahiptir.
İslam Dünyası İçin Yeni Bir Güven
Bu üçlü ittifakın en kalıcı etkisi, İslam dünyasında yaratacağı özgüven olabilir. Uzun yıllar dağınık kalan Müslüman ülkeler, ilk kez güç, teknoloji ve sermayenin aynı eksende birleşebileceği bir ihtimalle karşı karşıya.
Yeni Bir Küresel Dönemin Eşiğinde
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında şekillenen bu savunma iş birliği, yalnızca bir haber değil; küresel siyasette yeni bir dönemin habercisidir. Bu ittifak Hindistan ve İsrail için bir endişe kaynağı olurken, İslam dünyası için umut ve dirilişin sembolü olarak görülmektedir.
Eğer bu birliktelik hayata geçerse, dünya güç dengelerinin değiştiğini ve yeni, güçlü, organize bir İslami savunma bloğunun küresel sahnede yerini aldığını kabul etmek zorunda kalacaktır.
Dr. Furkan HAMİT