Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
Hindistan’ın Kovid-19 İle Mücadelesi ve Aşı Üretiminde Üstleneceği Kritik Rol
Doç. Dr. Cemil KUTLUTÜRK
04 Mayıs 2020 02:11
A-
A+

Hindistan, 1.3 milyarı aşkın nüfusu ile dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi konumundadır. Nüfusunun 200 milyondan fazlasının Müslüman olması hasebiyle de dünyada Endonezya’dan sonra en fazla Müslümana ev sahipliği yapmaktadır. Yüzölçümü bakımından ise dünyanın 7. büyük ülkesidir. Ekonomik büyümesini istikrarlı bir şekilde sürdüren Hindistan, uluslararası sistemde önemli bir aktör olarak dikkat çekiyor. Özellikle de son yıllarda bilişim alanında yetişmiş iş gücü potansiyeliyle tanınıyor. Bir taraftan nükleer enerji, tıp, sanayi, mühendislik, bilişim teknolojileri gibi alanlarda özgün ve öncü çalışmalara imza atarken diğer taraftan gelir dağılımındaki dengesizlik, yoksulluk, işsizlik ve hijyen gibi temel sorunlarla da boğuşuyor. Böylesine tenakuzların temayüz etmesinde, ülkenin sosyo-kültürel dokusu ve jeopolitik yapısı gibi çok katmanlı ve çok boyutlu etmenler önemli rol oynuyor. Bu açıdan bölgeyle ilgili fikir beyan ederken genellemelerden kaçınmak ve ihtiyatlı davranmak da fayda var.

Mezkûr yapısından dolayı Hindistan’la ilgili herhangi bir konuda tespit, değerlendirme ve analiz yapmak güçleşiyor. Benzer bir durum korona virüsle ilgili gelişmeler için de geçerli. Bununla birlikte uluslararası arenada adından söz ettiren Hindistan gibi mühim bir ülkede bütün dünyayı etkisi altına alan pandemi konusunda ne tür gelişmeler yaşandığının ana hatlarıyla ortaya konması da önem arz ediyor.

İlk Kovid-19 vakasının 30 Ocak’ta görüldüğü Hindistan’da şu an itibariyle elli bine yaklaşan vaka sayısı ve bin beş yüzü geçkin ölü sayısı bulunuyor. İyileşen hasta sayısı on üç binin üzerindeyken yapılan toplam test sayısının ise dokuz yüz bini henüz geçtiği kaydediliyor. Hindistan hükümeti, artan korona virüs salgınını kontrol altına alabilmek için bir takım tedbirleri yürürlüğe soktu. Bunlar arasında en dikkat çekeni 25 Mart’tan itibaren geçerli olmak üzere tüm ülkede 21 gün boyunca sokağa çıkma yasağı ilan edilmesiydi. Belki de dünya tarihinde ilk defa bu denli geniş çapta sokağa çıkma yasağı böylece başlamış oldu. Bizzat başbakan Modi, “korona” kelimesinin hecelerinden oluşan “koi rod par na nikle” şeklinde bir sloganla bu tedbire dikkatleri çekti. “Kimse dışarıya/yola çıkmamalı” anlamına gelen bu söylemle Modi, pandemiye yeni bir tanımlama getirmiş oldu.

Başbakanın halka uyarılarda bulunurken, “Evlerinizin dışında ‘lakşman rekha’ varmış gibi davranın!” şeklinde çağrıda bulunması ise oldukça dikkat çekiciydi. Modern Hintçede “hayâ, iffet” gibi manaları da ihtiva eden ‘lakşman rekha’ tabiri, esasında Hinduların kutsal metni Ramayana Destanı’nın bazı versiyonlarında yer alan bir hikâyeyle ilgilidir. Anlatıya göre, Rama ve Lakşman cesur iki kahraman kardeştir. Lakşman etrafına sembolik bir çizgi çizerek kendi eviyle kardeşinin evini ayırır. Bu tecrit esasında, Rama ve eşi Sita’yı korumaya yönelik bir hamledir (bkz. Kutlutürk, 2016: 638). Dolayısıyla hükümet yetkilileri kimi söylemlerinde dini ve kültürel bir anlatının toplum nezdindeki etkisinden yararlanarak Hintlilere salgın günlerinde evlerinin dışına çıkmama ve adeta kapı komşularıyla dahi temas kurmama çağrısı yapmaktadırlar.

Nisan ayının sonuna kadar Hindistan'da son beş hafta boyunca sokağa çıkma yasağı birkaç istisnai durum dışında devam etti.  Uygulamanın sona ermesine birkaç gün kala Mayıs ayının hemen başında hükümet, ülke çapındaki yasağın 18 Mayıs'a kadar iki hafta daha devam edeceğini belirten bir bildiri yayınladı. Bu kapsamda tüm uçak, tren ve eyaletler arası otobüs seferleri durduruldu. Okullar, oteller, spor salonları, tiyatrolar ve ibadet yerleri gibi yoğunlukların oluşabileceği mekanların kapalı tutulması kararlaştırıldı. Acil ihtiyaçlar için dükkanların ve eczanelerin açık kalmasına izin verildi. Halka açık yerlerde maske takılması zorunluluğu getirilirken beşten fazla insanın bir arada bulunmaması gerektiği bildirildi.

Önümüzdeki günlerde ülkenin düşük riskli bölgelerinde kayda değer bazı gevşemelere izin verileceği de anlaşılıyor. Nitekim yapılan resmi açıklamalara göre ülke, Kovid-19 vakalarının yoğunluğuna göre kırmızı, turuncu ve yeşil bölgelere ayrılacak. Sağlık görevlileri bu tasnifi, her hafta gözden geçirecek ve revize edecekler.

Vakaların yoğun olduğu Mumbai ve Delhi gibi büyük şehirler kırmızı bölgeler olarak ilan edildi. Alınan karar gereği buralarda rikşanın veya taksinin dolaşmasına izin verilmeyecek. Resmi daireler açılacak ancak personelin sadece üçte biri işe gelecek ve geri kalanı evden çalışacak. İnşaat sektöründe çalışanlar eğer bir mesafeden başka bir mesafeye gitmeksizin işlerini yapabileceklerse belli kurallara riayet etmeleri koşuluyla faaliyette bulunabilecekler.

Kovid-19 vakası daha az olan turuncu bölgelerde ise taksiler üç yolcuyu aşmamak kaydıyla hizmet verebilecek. Özel araçlarda da aynı şekilde yola çıkabilecek. 21 gün boyunca Kovid-19 vakası görülmeyen alanların ise yeşil bölge olarak tasnif edilmesi kararlaştırıldı. Goa eyaletinin kuzey ve güney bölgeleri gibi. Bu tür yerlerde ise ülke genelinde yasaklanan belli hususlar dışındaki diğer faaliyetlere izin verilecek. Fakat yerel otobüsler en fazla % 50 kapasiteyle çalışabilecek.

Hükümetin bu süreçteki politikasını yerinde ve doğru bulanlar olduğu gibi eleştirenler de fazlasıyla mevcut. Özellikle Kongre Partisi lideri Sonia Gandhi, Delhi’yi, salgının ilk belirtilerinden itibaren gerekli tedbirleri hızlı bir şekilde yürürlüğe koyamamakla ve kriz yönetiminde başarısız olmakla itham ediyor. Ayrıca sokağa çıkma yasağının ilk aşamasında 100 milyondan fazla kişinin işsiz kaldığını dile getirerek hükümetin toplumun acil ihtiyaçlarına cevap verecek çözümler bulmakta zorlandığını ileri sürüyor. Diğer taraftan da BJP hükümetini, virüse karşı test sayısını düşük seviyede tuttuğu ve nüfusa oranla hızlı bir biçimde artıramadığı için tenkit ediyor. Bu yüzden vaka sayılarında verilen rakamların çok gerçekçi olmadığının altını çiziyor. İleriki süreçte ortaya çıkacak tablo, hükümetin hamlelerinin ne ölçüde başarılı veya başarısız oluğunu daha net bir biçimde ortaya koyacaktır.

Toplumun farklı kesimlerinin dile getirdiği gibi Hindistan’da korana dışında halkı tedirgin eden bir başka yıkıcı virüs daha baş gösteriyor. Önyargı ve dışlama. Özellikle son dönemlerde dini ve etnik kimliğinden dolayı Hindistan’da yaşayan insanların bir kısmı farklı saiklerden dolayı ayrımcılığa ve türlü yaptırıma maruz kalabiliyor. İnsanların ortak bir gaye etrafında birleştiği şu korana günlerinde bu tür ötekileştirici söylem ve tavrın ortadan kalkması ve toplumun bütününü kucaklayıcı bir istikamete doğru evirilmesi akl-ı selim herkesin ortak temennisi. Ve toplumda derin travmalara yol açan korona hadisesi, bu yönde atılacak adımlar için bir vesile.

Hükümetin yanı sıra Hintli vatandaşların salgına yönelik tutumları da zaman zaman dünya gündeminde yer buluyor. DSÖ ve bilimsel veriler ışığında gerekli önlemler ve uygulamalar devam ederken kimi zaman da alternatif tıp adı altında veya dini ve kültürel değerlerden kaynaklı farklı çözüm arayışları kendini gösteriyor. Örneğin Hindistan’ın alternatif tıp bakanlığı AYUSH, virüsle ilgili açıklamasında bir dizi bitkisel karışım, burun deliklerine susam yağı damlatma ve hafif beslenme gibi önerilere de yer verdi. 

En dikkat çeken uygulamalardan bir diğeri de ineğin idrarından ve dışkısından yararlanılarak üretilen çözümler oldu. Hint inanç ve kültür tarihinde bu uygulama kadim dönemlere kadar uzanıyor. Nitekim inekten alınan idrar, dışkı, süt, kaymak ve tereyağının belli oranda karıştırılması sonucu elde edilen Panchagavya, (beş ürün) bazı özel törenlerde kullanılır. Bu uygulama, Hindular arasında ineğin kutsal kabul edilmesi ve her derde deva bir ‘ana’ gibi görülmesi inancından kaynaklanıyor. Bu yüzden hijyen ve sağlık açısından uygun mu değil mi hesaba katılmadan ister eğitimli ister eğitimsiz toplumun farklı kesimleri tarafından korona salgınına karşı ineğin idrarın içilmesi veya onunla banyo yapılması gibi öneriler destek görebiliyor. Bunun en somut örneği Assam eyaleti milletvekili Suman Haripriya’nın bir demecinde bu uygulamanın önemine işaret etmiş ve salgınla mücadele kapsamında bunun yayınlaştırılması gerektiğine yönelik ifadeler kullanmış olmasıdır.

Toplumların inanç ve değer yargıları, ortaya çıkan sorunları aşmada başvurulan umut kapılarından biri olur. Bu, dün olduğu gibi bugün de her toplumda görülebilecek bir tutumdur. O yüzden Hindistan menşeli zaman zaman gündeme gelen kimlerine göre tuhaf (!) kimilerine göre lüzumsuz (!) farklı çözüm arayışları bu minvalde değerlendirilmelidir.

Hindistan, Kovid-19 aşısı üretiminde nasıl bir rol oynayabilir?

Hindistan gibi tıp ve sağlık alanında önemli başarıları bulunan bir ülke, bilimsel veriler çerçevesinde bu salgın hastalıktan bir an evvel kurtulmak için arayışlar içinde. Ülkemiz de dâhil dünyanın farklı ülkelerinde olduğu gibi Hindistan’da da aşı bulma çalışmalarına yönelik adımlar birkaç ay öncesinde başladı. Korona virüs ile savaşmak için küresel aşı yarışında, pek çok Hintli şirket sahaya indi. Dikkat çekenlerinden birkaçı Ahmedabad merkezli Zydus Cadila, Haydarabad merkezli Bharat Biotech ve Pune merkezli Hindistan Serum Enstitüsü (SII).

Mücadelede, Hindistan Serum Enstitüsü’nün ayrı bir yeri var. Zira bu firma, küresel olarak üretilen ve satılan doz sayısına göre dünyanın en büyük aşı üreticisi konumunda. 53 yaşındaki şirkette yaklaşık 7.000 kişi çalışıyor. SII, Pune kenti başta olmak üzere farklı yerlerdeki tesislerinde her yıl toplamda 1,5 milyar doz aşı üretebiliyor ve üretilen aşılarının yaklaşık % 80'ini ihraç ediyor. Nitekim şirket, 165 ülkeye 20 kadar aşı sağlıyor. Dikkat çeken bir diğer özelliği de bu işi dünyada en ucuz yapan firmaların başında gelmesi.

Bugünlerde SII’yı odak noktasına taşıyan asıl gelişme ise Oxford Üniversitesi'yle yaptığı iş birliği. Bilindiği üzere Oxford Üniversitesi bünyesinde korona virüse karşı aşı çalışmaları sürüyor. Geliştirilen aşının belli aşamalardan geçtiği ve insan üzerindeki deneylere de başlandığı duyuruldu. ISS, deneme aşamasındaki bu aşının çok sayıda üretilmesi için Üniversiteyle anlaşma yaptı. Şirket, seri olarak üretime geçebilmek için aşının insanlar üzerindeki etkisinin sonucu beklemeden Mayıs ayı içerisinde üretime başlayacağını duyurdu ve hemen kolları sıvadı. Konuyla ilgili konuşan SSI müdürü Poonawalla, Riskleri ve maliyeti göze alarak bu kararı verdik. Deneyler başarılı olursa yeterli dozda aşıya sahip olmak ve üretime avantajlı başlamak için böyle bir adım atıyoruz. Zamanla aylık üretimi de artırabiliriz. 2020 yılı Eylül sonunda 20 ila 40 milyon arası doz üretmiş olmayı hedefliyoruz. Bunun için önümüzdeki beş ay boyunca yaklaşık 300 milyon ila 400 milyon rupi harcanması planlanıyor. Aşının çoğunluğu, en azından başlangıçta, önce Hindistan halkı için kullanılacak. Hangi ülkelerin ne kadar ve ne zaman aşı gönderileceğinin ise hükümet yetkilileriyle yapılacak değerlendirmelere göre belirlenmesi ön görülüyor.” şeklinde açıklamalarda bulundu.

Oxford Üniversitesi dışında dünyanın başka ülkelerinden de benzer hamleler gelmeye devam ediyor. Örneğin Amerikan biyo-teknoloji şirketi Codagenix de Hindistan Serum Enstitüsü’yle anlaştı. ABD merkezli aşı üreticisi Codagenix’in yanı sıra Fransız Sanofi ile İngiliz GSK firmaları da etkili bir aşı bulunması durumunda, seri üretimi Hindistanlı firmalara yaptırabileceklerinin sinyalini verdiler.

Dünyanın farklı ülkelerindeki aşı üreticilerinin rotasını Hindistan’a doğru çevirmelerinin en önemli nedenlerinden biri tabi ki Hindistan’ın aşı üretimindeki yüksek kapasitesi ve ucuz maliyeti. Dünyadaki en büyük aşı üreticisi konumunda olan Hindistan’da çok sayıda irili ufaklı aşı şirkeleri bulunuyor. Bunların tamamı hesaba katıldığında Hindistan’ın yıllık toplam aşı üretim miktarı 4-5 milyar doza kadar çıkabiliyor. Üstelik Hindistan, ürettiği aşıları oldukça ucuza mal ederek, dozunu dünya ortalamasının çok altında satabiliyor. Görünen o ki Hindistan gerek bilgi ve tecrübe birikimi gerekse üretim kapasitesi ve iş gücü zenginliği açısından önümüzdeki süreçte koronaya karşı aşı üretimi ve dağıtımında önemli bir rol oynayacak gibi duruyor. Bu durum, bazı iç problemleri olsa da Hindistan’ın aşı arayışında stratejik bir ülke olacağını ve uluslararası arenada önemli bir aktör olarak varlığını sürdüreceğini gösteriyor.