Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Kurgu Tarihe Karşı Gerçek Mücadele Zamanı

Alper TAN
20 Ağustos 2019 13:41

Osmanlı Devleti’nin yıkılması ve topraklarının işgalciler tarafından paylaşılmasından sonra parsellenen bu topraklar üzerinde kukla/manda yönetimler kuruldu. Bu manda yönetimlerin halk nezdinde tutunabilmeleri yani “meşruiyet” kazanabilmeleri için eski yönetimi (Osmanlı)  hangi sebeplerle yıktıklarını niçin yeni bir yönetim kurguladıklarını izah etmeleri gerekiyordu.

Bunun en kolay en kestirme ve en basit yolu, eskinin kötü olduğuna halkı inandırabilmekti. Türkiye Cumhuriyeti de dâhil Osmanlı’dan kopartılan yeni yönetimler tam da bunu yaptılar.

Sistematik bir şekilde sürekli olarak halka, hem Osmanlı’nın kötü olduğu propagandası yapıldı hem de Osmanlıdan kopartılan diğer parçaların kendilerinden farklı ve tehlikeli/tehdit olduğu işlendi. Hâlbuki Mısır’ı, Libya’sı, Irak’ı Suriye’si, Arabistan’ı, Ürdün’ü, Filistin’i, Lübnan’ı ve diğerleri ile topyekûn Müslümanlar, Osmanlı çatısı altında yüzlerce sene huzur ve barış içinde bir arada yaşamışlardı.

Ancak işgalciler, laboratuvarda üretilmiş kurgu kimlikleri hayli başarılı biçimde hayata geçirdiler. İslam ümmeti paramparça edildi.

Sovyetler Birliği de Asya’da aynısını yaptı. Hepsi de Türk ve aynı kandan olan Azeri, Türkmen, Kazak, Özbek, Kırgız, Tacik, kendilerinin diğerlerinden farklı olduğunu savunmaya başladılar ve birlikleri dirlikleri bozuldu. Bu bir projeydi. Fransız İhtilali’nin getirdiği yeni akımlar istikametinde, İslam Ümmetinin dağıtılması için geliştirilmişti ve başarıldı büyük ölçüde..

Son bir buçuk asır şuursuzca, Batıdan esen bu hazan rüzgârlarının etkisinde sarhoş olan Müslümanlar kendine gelmeye ve geride kalan bu dönemi sorgulamaya başladı.

Türkiye’de yıllardır anlatmaya çalıştığımız gerçekleri, kardeş topluluklardan da duymaya başlamak çok sevindirici..

Son zamanlarda video sitelerinde dolaşan/paylaşılan ve benim de zevkle paylaşmaktan son derece mutlu olduğum 17 dakikalık bir video var. Konuşanın ismini öğrenemedim (Bilen birisi ismini ve varsa iletişim bilgilerini bize de ulaştırabilirse minnettar oluruz). İnternet ortamında “Mısırlı Gazeteci” olarak paylaşılmış. Konuşmacı Arapça konuşuyor.

Makalemizin bundan sonraki satırlarını, adını öğrenemediğimiz Mısırlı Gazeteci’ye bırakalım isterseniz..

Mısırlı Gazeteci, gündemde olan Suriyeli mülteciler konusundan yola çıkarak bizi son bir asrın dehlizlerinde göz açıcı/bazıları için şok edici bir seyahate çıkartıyor. Şimdi onun anlattıklarını dinleyelim:

“Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin Osmanlı Ordusunun I. Dünya Savaşı’nda eksik bıraktığı savaşları tamamladıklarını konu edineceğiz.”

“Türkiye’deki her seçimle birlikte bazı sesler Suriyeli mültecileri kullanmaktalar. Sanki onlar seçim kâğıdıymış gibi bazı problemleri onların üzerine yapıştırıyorlar. Örneğin onlar Türk ekonomisi üzerinde yükler, Türk halkının huzuruna endişe veriyorlar… Peki, Türk ordusu Suriye’de niçin savaşıyor? Suriye topraklarında neden savaşıyor ve kendi askerlerini feda ediyor? Suriyeliler ise Türkiye’de rahat bir şekilde oturmaktalar... Gerçekten çok üzgünüm. Türk halkının güvenliğini ilgilendiren önemli konular bunun gibi basit ve aptalca tartışmalarla terk ediliyor. Öncelikle Suriye Devrimi’nde Suriyelilere karşı kim savaşıyordu? Suriyelilere karşı Rusya, İran, ABD, Almanya ve NATO savaşıyordu. Suriye Devrimi şu an sona erse, Beşar Esed tam bir şekilde kazansa, bu durumda bu devletler neyle uğraşacaklar? Tabii ki de Türkiye ile uğraşacaklar. İran silahlı PKK milislerini destekliyor. Amerika ise PKK’yı ve Suriye’de PKK’nın kolu olan ayrılıkçı PYD grubunu silahlandırıyor. Rusya’da aynı şekilde bunları destekliyor. Şunu da unutmayalım ki Rusya kurulması istenen Büyük Kürdistan Devleti fikrini destekleyen devletlerden biridir. Gerçek şu ki Suriye halkı başlattığı devrim hareketi ile Türkiye’ye düşman olan bu devletleri Suriye bataklığında oyalamıştır. Suriye’de bugün olan savaşın gerçek tarifi sadece bir diktatöre karşı olan halk ayaklanması değildir. Ya da sadece Suriyeliler kendi topraklarını hürriyete kavuşturmuyorlar. Aksine, Suriyeliler kendi bedenlerini Türkiye’yi korumak için kalkan yapmışlardır. Yine Ürdün’ü, Arabistan memleketini ve Mısır’ı İran tehlikesinden korumuşlardır. Biz bugün İran yayılmacılığını Irak’ta, Suriye’de, Arap yarımadasında ve Yemen’de izlemekteyiz.”

“Eğer Suriye ve Suriye Devrimi bu İran tehlikesine karşı engel oluşturmasaydı, bu tehlike Türkiye topraklarına ulaşmıştı. Bugün Suriye’de patlak veren savaş, bunun Türkiye’de de alevlenmesinin bir projesiydi. Türkiye topraklarına da bu savaşın yayılması planlanıyordu. Fakat Suriye Devrim Hareketi bunu ertelemiştir. Allah göstermesin eğer Suriye’de devrim başarısız olursa, bütün bu devletleri Türkiye içinde çekişme, kargaşa ve fitne çıkarmaya başlarken bulacaksınız. Doğal olarak Suriye halkından özür dilememiz gerekir. Zira Suriye halkı tam 7 yıldır savaşıyor. Bütün bu ülkeleri savunmak için savaşıyorlar. Sonunda onlara “teşekkür ederiz” bile demedik.”

“Türkler I. Dünya Savaşı’nda 4 yıl savaştılar. Suriyeliler ise tam 7 yıldır savaşıyor. Hala da savaşmaya devam ediyorlar. Tünellerde, mağaralarda, yer altlarında savaşıyorlar. Asla teslim olmadılar. Suriye halkının bu direnişi her türlü saygı ve takdiri hak ediyor.”

“Gelin, Türkiye haritasına şöyle bir bakalım.. Suriye Devrimi’nin Türkiye için ölüm-kalım meselesi olduğunu idrak edelim. Türkiye’yi çevreleyen devletler.. Yunanistan: Bir Hıristiyan devleti. Bulgaristan: Bir Hıristiyan devleti. Gürcistan: Bir Hıristiyan devleti. Ermenistan: Bir Hıristiyan devleti. İran: Safevi Şia devleti ve bölgede Şii imparatorluk devleti hayali peşinde. Irak: Şimdi İran hâkimiyeti altında. Güney Kıbrıs: Yunanistan’a bağlı. Eğer Suriye de düşerse, kuşatma Türkiye etrafında tamamlanmış olacak. Türkiye, Müslümanların yaşadığı ada haline gelecek, etrafındaki İslami coğrafyadan soyutlanmış olacak. Gerçekte Suriye, Türkiye’nin İslami derinliğine kadar nefes alabileceği tek menfez ve akciğeri konumunda.”

“Gelin biraz daha derinden inceleyelim ve Arap Baharı devrimleri niçin başladı diye soralım. Fakirlik ve geçim sıkıntısı nedeniyle mi başladı? Hayır. Arap devrimlerini başlatan ve onlara katılanların çoğu -ben de onlardan biriyim- maddi durumumuz iyi ve mutlu olarak yaşıyorduk. Bizler doktorlar, gazeteciler, mühendisler ve avukatlar olarak, yani Arap devrimine katılanlar olarak orta ve eğitimli sınıftandık, çoğumuz üniversite mezunu kimselerden oluşmaktaydı. Peki, bu Arap Devrimi neden başladı?”

“Bunun sebebi, Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’nı kaybetmesidir. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’nı kaybedince, İngilizler ve Fransızlar Arap topraklarını bölüştüler. Daha uygun ifadeyle, İslam coğrafyasını bölüştüler. Devlet diye isimlendirdikleri kanton ve eyaletler oluşmaya başladılar. Bütün Arap devrimlerinin ana fikri neyden oluşmaktadır? Bütün Arap yöneticiler Amerikalıların, İngilizlerin ve Fransızların uşaklarıdır ve ümmetin tekrar bir araya gelmesine engel oluyorlar. Dolayısıyla bu devrimleri, Arap yöneticileri ortadan kaldırmak için birinci adım olarak gerçekleştirdik. Şöyle ki, bu yöneticiler bizim ülkelerimizde tekrar birleşmemizin önündeki en büyük engeller. Daha sonra Arap ülkeleri arasında birliği sağlamak ve son hedef olarak ise tekrardan Türkiye ile birlik olmak. Biz asla bölünmeyi kabul etmeyeceğiz.”

“Şam aslında bir Osmanlı toprağıdır. Ne zaman ki Osmanlı ordusu yenilerek geri çekildi ve Şam Fransa ve İngiltere tarafından işgal edildi ve Arap halkları İngiliz ve Fransızların tayin ettiği bu liderlere karşı kıyam hareketlerine geçtiler.. İşte o zaman hedef de Şam’ın tekrar Osmanlı toprağı haline gelmesi oldu. Bu, Türkiye’nin doğu illerinin durumuna benziyor. Biliyoruz ki Rusya Türkiye’nin doğusunu II. Abdülhamid döneminde Osmanlı-Rus savaşlarında işgal etmişti. Bu illerin bugüne kadar işgal altında olduklarını ve halkın da Rusya’ya karşı ayaklandığını farz edelim. Doğal olarak ayaklanma ve devrim girişimi sonucunda mülteciler ve göçmenler oluşacaktır. Peki, nereye gidecekler? Tabii ki eski anayurtları olan Anadolu’ya, yani Türkiye’ye.. Bu durumda şöyle düşünülebilir mi, birtakım sesler yükselerek insanlara “niçin ayaklandınız?” veya “neden özgürlük istiyorsunuz?” denilebilir mi? Edirne Bulgar işgali altındaydı. Edirne halkı Edirne’yi kurtarmak için ayaklanınca ve insanlar göç etmeye başlayınca onlara bu soruları sorabilir miyiz?”

“Biz unutmuyoruz ki 1912 Balkan Savaşı’nda bütün Rumeli işgal edilmiş ve bütün Türkler bölgeden tehcir edilmişti. Peki nereye? İstanbul ve Anadolu topraklarına. Peki, onlar niçin geri kovulmadılar? Geri kovulmalarının sorumlusu kim olurdu? Gerçekte Osmanlı ordusu sorumlu olurdu. Son olarak şöyle bitireyim.. Arap Müslümanlar ve bunun içinde Suriyeliler, kardeşleri Müslüman Türk ve Kürtlerle birlikte Anadolu’yu, İstanbul’u ve Osmanlı Devleti’ni savunmak için çarpışmıştır.”

“Şunu bilmemiz gerekir ki Osmanlı bayrağını ve bugünkü Türkiye Devleti’nin bayrağını surlara diken şehit Ulubatlı Hasan bir Arap askerdi. Ayrıca İstanbul’da Bizans kralını öldüren de aynı şekilde bir Arap askerdi. I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale’de gerçekleşen savaş, 1915’te İstanbul’un savunulması için yapılmıştı ve bu savaşta Şam’dan 70.000 asker, İngiliz ve Fransız ordularına karşı İstanbul’u savunmak için şehit olmuştur. Ayrıca Osmanlı ordusunun üçte biri Araplardan oluşmaktaydı. Yaklaşık 300.000 Arap asker vardı. Sarıkamış’ta şehit olanların çoğu Arap askerlerden oluşuyordu.”

“Nasıl ki Irak’taki Arap kabileler Uceymi Sadun Paşa komutasında Türklerin yanında İngilizlere karşı I. Dünya Savaşı’nda savaştılarsa, Suudi Arabistan devletinden önce kurulan Ali Reşid Devleti de Şam’da Osmanlı ordusuyla beraber savaştı. Fahreddin Paşa ile birlikte Medine-i Münevvere’de savaştılar. Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’nda birçok Arap subay bulunmuştur. Bunların en önde geleni Şeyh Ahmed Senusi’dir. Bir fotoğrafta da Atatürk ile birliktedir. Türkiye hükümetinden doğru tarihin okutulmasını talep ediyorum.”

“Anadolu’nun savunmasında Arapların, Müslüman Türk kardeşleriyle birlikte olan rolünü görmeleri gerekiyor. Bu gerçekler Şam’da komutanlık yapan Cemal Paşa’nın hatıratından okutulabilir. Trablusgarp’ta komutanlık yapan Enver Paşa’nın hatıratından okutulabilir. Fahreddin Paşa’nın hatıratından okutulabilir. Mustafa Kemal’in yazışmalarından okutulabilir. Bütün Arap komutanları ve liderleri okutulabilir. Hepsinin isimleri Osmanlı arşivinde mevcuttur. Fahreddin Paşa ile beraber savaşan Arap kabile liderleri okutulabilir.”

“Maalesef Şerif Hüseyin liderliğindeki hain bir grubun propagandası yayıldı ve hepsi Arap halkı olarak gösterildi. Arapların çoğu Osmanlı ordusu ile birlikte savaştılar. Fakat bu şanlı tarihin üzeri toprakla örtüldü. Amaç ise Müslüman Arap ve Türk halkı arasında çatışma çıkarmaktı. Biz Arap Müslümanlar olarak okullarda bize yalan tarih okutmaya uğraştıklarında, Türklerin Araplara zulmettiğini iddia ettiklerinde Araplar içindeki yazar, düşünür ve entelektüeller Osmanlı’yı savunmak için birçok kitap telif ettiler. Şu kadar ki Arap âlemi içinde biri Osmanlı’ya dil uzatsa, ona bizzat İslam’a dil uzattığı gözüyle bakılırdı. Biz Arap ülkelerinde Türklerin varlığını nasıl geri getirmişsek ve ona itibarını ve hakkını, 600 sene İslam’ın ve Müslümanların savunmasını yaptı diyerek geri vermişsek, Türkiye’deki hükümetin de aynı şekilde Arapların tarihteki yerini öğretim programlarında ve basında doğru anlatmasını istiyorum. Osmanlı arşivlerinin açılması ve Arapların çoğunun Osmanlı’nın yanında durduğu gerçeğinin ortaya çıkması gerekiyor.”

Konuşmanın videosu için tıklayınız.

https://www.facebook.com/alper.tan.33/videos/2265575180420937/