Toplumsal, Ekonomik, Güvenlik ve Jeopolitik Çıkmaza Giren Avrupa, Çözüm Arıyor ama Hepsinin Önünde Engeller Var

Avrupa Birliği, sanayiyi yeniden kıta içine çekerek stratejik özerkliğini güçlendirmek istiyor. Ancak “Made in Europe” planı; maliyet artışı, tedarik zinciri kırılmaları ve olası ticaret gerilimleri nedeniyle iş dünyasında temkinli karşılanıyor.

h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Avrupa Birliği, son yıllarda art arda yaşadığı krizlerin ardından sanayi politikasında yeni ve daha müdahaleci bir döneme giriyor. Rusya-Ukrayna savaşıyla derinleşen enerji krizi, Çin ile artan rekabet, ABD’nin korumacı teşvik paketleri ve küresel tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar, Brüksel’i üretimi yeniden kıta içine çekmeye yöneltti. Ancak “Made in Europe – Avrupa’da üretildi” yaklaşımı, ekonomik ve jeopolitik dengeler açısından ciddi tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Avrupa Komisyonu’nun sanayiyi canlandırmayı hedefleyen planı, kamu ihalelerinde Avrupa’da üretilen ürün ve hizmetlere öncelik verilmesini, stratejik sektörlerde ise Avrupa üretimini teşvik eden kriterlerin getirilmesini öngörüyor. Planın, 25 Şubat’ta açıklanması beklenen Sanayi Hızlandırma Yasası kapsamında gündeme gelmesi planlanıyor.

Ursula von der Leyen, AB liderlerine gönderdiği mektupta Avrupa’da üretim tercihinin “yerel ekonomik değer yaratmak için gerekli bir araç” olduğunu savundu. Özellikle temiz teknolojiler, bataryalar, çelik ve enerji yoğun sektörlerde dışa bağımlılığın azaltılması hedefleniyor.

Otomotiv Sektörü: Küresel Zincirler ve Misilleme Riski

Almanya Otomotiv Endüstrisi Birliği, yerel üretim zorunluluklarına mesafeli yaklaşıyor. Sektöre göre otomotiv tedarik zincirleri küresel ölçekte iç içe geçmiş durumda ve korumacı politikalar ticaret ortaklarından misilleme riskini beraberinde getirebilir.

Otomotiv sektöründeki istihdamın yaklaşık yüzde 70’inin ihracata bağlı olduğu belirtiliyor. Bu nedenle katı yerel üretim kotaları, Avrupa sanayisinin küresel rekabet gücünü zayıflatabilir.

CLEPA ise daha esnek bir model öneriyor. Kuruluşa göre bir ürünün “Avrupa menşeli” sayılabilmesi için son büyük üretim aşamasının AB sınırları içinde gerçekleşmesi yeterli olabilir. Avrupa üretim oranının yüzde 70-75 seviyesinde belirlenmesi öneriliyor.

Havacılık: Küresel Liderlik Risk Altında mı?

ASD Europe, Avrupa havacılık ve savunma sektörünün küresel tedarik zincirlerine yüksek derecede bağımlı olduğunu vurguluyor. Avrupa havacılık sanayisi küresel pazarın yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor ve bu konumun korunması hayati görülüyor.

Airbus gibi dev üreticiler, parçaların farklı kıtalardan geldiği entegre bir sistemle çalışıyor. Avrupa tercihi kriterlerinin katı uygulanması, bu hassas zincirleri kırabilir ve rekabet gücünü zayıflatabilir.

Temiz Teknoloji ve Hidrojen: Fırsat Penceresi

Temiz teknoloji sektörü, kamu harcamalarının Avrupa’da üretilen stratejik teknolojilere yönlendirilmesini genel olarak destekliyor. Batarya üretimi, elektrolizörler ve yeşil hidrojen yatırımları, Avrupa’nın yeni sanayi omurgası olarak görülüyor.

Hydrogen Europe, özellikle kamu alımlarının temiz hidrojen teknolojileri için talep yaratmada kritik rol oynayabileceğini savunuyor. Ancak sektör temsilcileri, Avrupa’nın küresel tedarik zincirlerinden tamamen kopmaması gerektiği konusunda da uyarıyor.

Çelik ve Kimya: Değer Zinciri Tartışması

Eurofer, Avrupa’da üretim kriterlerinin yalnızca montajı değil tüm değer zincirini kapsaması gerektiğini belirtiyor. Avrupa çelik üreticileri, yüksek enerji maliyetleri ve sıkı iklim kuralları nedeniyle zaten baskı altında. Bu nedenle AB içi üretimin bütünsel biçimde korunmasını talep ediyorlar.

Cefic ise daha esnek bir yaklaşım istiyor. Kimya sektörü, üretimin bazı aşamalarının AB dışında gerçekleşmesine izin verilmesi gerektiğini, aksi halde maliyetlerin sürdürülemez seviyelere çıkabileceğini savunuyor.

 

Kaynak: Euronews

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA