İsrail Düşünce Kuruluşu Türkiye’nin Kudüs’ü Fethini Stratejik Bir Hedef Olarak Belirlediğini ve Her Cephede Hızla İlerlediğini Yazdı

İsrail merkezli düşünce kuruluşu JCAP, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yayımladığı "Filistin Davanız–Our Palestinian Cause" başlıklı 758 sayfalık belgeyi inceleyerek hazırladığı raporda, Türkiye'nin Kudüs'ü aşamalı şekilde kontrol altına almayı hedefleyen uzun vadeli bir strateji izlediğini öne sürdü. Raporda, Türkiye'nin diplomatik, askeri ve medya alanlarında eş zamanlı ilerlediği iddia edildi.

h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

İsrail merkezli düşünce kuruluşu Katz Jerusalem Center for Applied Policy (JCAP), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yayımladığı "Filistin Davanız–Our Palestinian Cause" başlıklı 758 sayfalık resmi yayına ilişkin hazırladığı analiz raporunu Kudüs'teki yeni merkezinin açılışında kamuoyuyla paylaştı.

JCAP, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından yayımlanan ve 7 Ekim 2023 ile 20 Nisan 2024 tarihleri arasındaki gelişmeleri kapsayan belgenin tarafsız bir değerlendirme olmadığını savunarak, "Türkiye'nin insanların hatırlamasını ve dikkatle okumasını istediği, gelecekte izlemeyi planladığı yolun bir taslağı" olduğunu ileri sürdü.

Kuruluş, raporunda Türkiye'nin Kudüs'ü stratejik bir hedef olarak belirlediğini ve bu doğrultuda aşamalı bir plan izlediğini öne sürerken, Erdoğan'ın hedeflerinin İsrail, Orta Doğu ve "özgür dünya" açısından tehdit oluşturduğunu iddia etti.

JCAP ABD İlişkileri Direktörü Avi Zimmerman ise söz konusu yayının iki yıldan uzun süre önce yayımlanmasına rağmen yeterince dikkat çekmediğini belirterek, belgenin "İsrail'i gayrimeşru göstermeye, insanlıktan çıkarmaya ve şeytanlaştırmaya, hatta bir ölçüde Yahudi halkını da hedef almaya yönelik olarak Türk kamuoyunu şekillendirme girişimi" olduğunu savundu.

Zimmerman ayrıca, "Bir sonraki tehlike Türkiye'ye F-35 verilmesi." ifadelerini kullandı.

Etkinliğin onur konuğu olan İsrail Diaspora İşleri ve Antisemitizmle Mücadele Bakanı Amichai Chikli de konuşmasında Türkiye'den gelen tehdidi yakından takip ettiklerini söyledi.

"Türkiye'den gelen tehdidi çok yakından takip ediyoruz ve Erdoğan'ın söylediklerinin aksine Türkiye ile savaşmak gibi hiçbir motivasyonumuz yok." diyen Chikli, "Düşmanlarımızın söylediklerine dikkat etmeli ve niyetleri konusunda son derece ciddi olduklarını varsaymalıyız." ifadelerini kullandı.

Chikli, "En kötü senaryoya hazırlanmalıyız; bu da savaşa hazırlanmamız gerektiği anlamına geliyor. Ne yazık ki gerçek bu." dedi.

Konuşmasında Suriye yönetimine de değinen Chikli, "Ahmed el-Şaraa'nın ordusu Erdoğan'ın ordusudur. El-Şaraa'nın ideolojisi Erdoğan'ın ideolojisidir. Erdoğan ile El-Şaraa'nın ideolojisi El Kaide ve DEAŞ ideolojisidir." iddiasında bulundu.

Chikli ayrıca, "NATO ve ABD'nin Türkiye'ye güvenmesi ve Erdoğan'a güvenmesi çok büyük bir hatadır." diyerek, "Erdoğan Amerika'nın düşmanıdır. NATO'nun düşmanıdır, Batı medeniyetinin düşmanıdır. O fanatik İslamcı bir diktatördür; Hitler ile Sinvar'ın birleşimi, Hamas ruhuna sahip neo-Osmanlı emperyalist vizyonudur." ifadelerini kullandı.

Rapora göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kudüs’ü Ortadoğu’da Türk nüfuzunu yeniden sağlamaya yönelik daha kapsamlı bir vizyonun merkezindeki stratejik hedef olarak görüyor.

İsrailli kuruluşun raporuna göre Türkiye, çıkarlarını birçok cephede aynı anda ilerletiyor; Kudüs’te kültürel kurumlar, STK’lar, burslar, sosyal inisiyatifler ve ekonomik destek üzerinden çalışmalarını yürütüyor.

Bahsedilen “kapsamlı vizyonun” bir parçası olarak Türkiye’nin Gazze’de konumunu güçlendirdiği, Suriye’nin kuzeyine askeri olarak yerleştiği ve Lübnan’a müdahalesini de artırdığı ifade ediliyor.

Rapora göre Türkiye’nin uzun vadeli stratejisi şu şekilde: Hamas ve Filistin Yönetimi’nin barışıp bir araya gelerek başkenti Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulması, bu şekilde Türkiye’nin Kudüs’ün ve kutsal mekanların hamisi olmasının önünün açılması, Türkiye’nin Kudüs’te siyasi ve askeri nüfuz sağlaması.

Lübnan ile ilgili ise Türkiye’nin İsrail’in buradaki işgal faaliyetlerini kendisi için doğrudan bir tehdit olarak göstererek ilerde askeri müdahalenin temelini oluşturduğu iddia ediliyor. Raporda Türkiye’nin Kudüs Başkansolosluğu için ayrı bir bölüm ayrılıyor ve buranın Kudüs’teki Türk siyasetini yöneten bir merkez haline geldiği, Filistin Yönetimi ile yakından çalıştığı, “İslamcı oluşumların” ve yerel STK’ların çalışmalarını mümkün kıldığı, Kudüs’te uzun vadeli nüfuz için altyapıyı oluşturduğu ifade ediliyor.

Rapora göre Türkiye’nin “sınamaları” sadece sözde kalmıyor ve ideolojik, ekonomik, sivil ve güvenlik alanlarında kendini göstererek Kudüs ve çevresinde uzun vadede nüfuzun derinleşmesini amaçlıyor.

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA