İran mı Doğru Söylüyor ABD mi?

ABD Başkanı Donald Trump müzakerelerin sürdüğünü savunurken, İranlı yetkililer bu iddiayı kesin bir dille reddediyor. Savaşın gölgesinde tarafların açıklamaları çelişirken, her iki tarafın da ekonomik ve stratejik çıkarları söylemlerini şekillendiriyor.

h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

ABD Başkanı Donald Trump, yaklaşık bir ay önce Benjamin Netanyahu ile birlikte başlatılan savaşın sona erdirilmesi için İran ile “verimli” müzakereler yapıldığını öne sürdü. Trump, ismi açıklanmayan “üst düzey” bir İranlı yetkiliyle yapılan görüşmeler sonrası “çok iyi” ilerleme kaydedildiğini ve “önemli anlaşma noktalarına ulaşıldığını” ifade etti.

Ancak İran cephesi bu iddiaları net bir şekilde reddediyor. İran Meclis Başkanı Mohammad Bagher Ghalibaf, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, “ABD ile hiçbir müzakere yapılmadı. Bu tür sahte haberler, finans ve petrol piyasalarını manipüle etmek ve ABD ile İsrail’in içine düştüğü çıkmazdan kurtulmak için kullanılıyor” dedi.

Tarafların açıklamaları arasındaki bu çelişki, savaş ortamında bilgi kirliliğini artırırken, müzakerelerin gerçekten yapılıp yapılmadığı sorusunu da gündeme taşıyor. Analizlere göre, hem ABD hem de İran’ın müzakere söylemini kendi çıkarları doğrultusunda kullanması dikkat çekiyor.

Trump’ın müzakerelere ilişkin açıklamalarının, ABD borsalarının açıldığı zamana denk gelmesi ve İran’a verilen beş günlük sürenin haftanın işlem günlerinin sonuna rastlaması, bu söylemlerin piyasaları etkilemeye yönelik olabileceği yorumlarına neden oldu. Son iki haftada Orta Doğu’daki gelişmelere paralel olarak petrol fiyatlarının dalgalanması ve varil fiyatının yaklaşık 120 dolara kadar yükselmesi bu tartışmaları güçlendirdi.

Öte yandan İran’ın da ekonomik etkileri kendi lehine kullanmak istediği değerlendiriliyor. Tahran yönetiminin, savaşın ABD ve küresel ekonomi üzerindeki baskısını artırarak gelecekteki saldırılar için caydırıcılık oluşturmayı hedeflediği ifade ediliyor. Bu nedenle İran’ın müzakere iddialarını reddetmesinin de stratejik bir tercih olduğu belirtiliyor.

ABD açısından ise savaşın beklenenden farklı bir seyir izlediği görülüyor. Trump, “Diğer Orta Doğu ülkelerine saldıracaklarını düşünmüyorduk… Kimse bunu beklemiyordu” diyerek sürecin öngörülenin dışına çıktığını kabul etti.

Savaşın ABD’de zaten düşük olan kamuoyu desteği, artan petrol fiyatları ve ekonomik etkiler nedeniyle daha da zayıflıyor. Bu durum, yıl sonunda yapılacak kongre seçimleri öncesinde siyasi riskleri artırıyor.

Bu süreçte ABD yönetimi, petrol fiyatlarını dengelemek amacıyla İran petrolüne yönelik bazı yaptırımlarda geçici muafiyetler de uygulamaya koydu. Bu adım, 2019’dan bu yana ilk kez İran petrolüne yönelik yaptırımların gevşetilmesi anlamına geliyor.

İran tarafında ise savaşın maliyeti giderek artıyor. Resmî verilere göre ülkede 1.500’den fazla kişi hayatını kaybederken, altyapı ciddi zarar gördü ve enerji sisteminin de risk altında olduğu belirtiliyor. Ayrıca Körfez ülkeleriyle ilişkilerde de belirgin bir bozulma yaşandı.

Tüm bu gelişmeler ışığında, tarafların müzakere söylemleri kamuoyuna yansıyan açıklamalardan öte, sahadaki gelişmeler ve stratejik hesaplarla şekillenmeye devam ediyor. İran’da daha ılımlı kesimlerin, belirli kazanımlar elde edildiği düşüncesiyle müzakerelere daha açık olabileceği ifade edilirken; sertlik yanlılarının ise çatışmanın sürmesinden yana olduğu değerlendiriliyor.

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA