Hazar Merkezli Oluşan Yeni Statüko İran’ı Sınırlandırıyor

İran hükümetinin 2018 tarihli Hazar Denizi Sözleşmesi’ni yeniden onay sürecine taşıması, ülkenin enerji transit rolü, güvenliği ve bölgesel jeopolitiği açısından yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Uzmanlar, sözleşmenin Trans-Hazar enerji hattı ile Zengezur Koridoru ve “Trump Rotası” olarak adlandırılan güzergâhla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

İran hükümetinin, sekiz yıl boyunca askıda kalan 2018 tarihli Hazar Denizi’nin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme’yi yeniden parlamentonun gündemine taşıması, ülkede hukuki, ekonomik ve güvenlik boyutlarıyla yeni bir tartışma başlattı.

Uzmanlar, sözleşmenin yalnızca Hazar Denizi’nin hukuki statüsünü düzenleyen teknik bir metin olmadığını, aynı zamanda İran’ın bölgesel transit konumu, enerji politikaları ve jeopolitik dengeleri üzerinde uzun vadeli etkiler doğuracağını savunuyor.

Analizlere göre Trans-Hazar enerji hattı, Zengezur Koridoru ve “Trump Rotası” olarak adlandırılan ulaşım ağı birlikte değerlendirildiğinde, İran’ı baypas eden, ülkenin jeoekonomik avantajlarını zayıflatan ve kuzeybatı sınırları boyunca şekillenen yeni bir bölgesel düzen ortaya çıkıyor.

Rusya da İran’ın sözleşmeyi hızla onaylaması yönünde diplomatik baskısını sürdürüyor. Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Aralık ayında yaptığı açıklamada, Ağustos 2026’da Tahran’da düzenlenmesi planlanan Hazar Zirvesi öncesinde İran’ın sözleşmeyi onaylamasını beklediklerini ifade etmişti.

İran’da pay tartışması sürüyor

Sözleşme, Ağustos 2018’de Kazakistan’ın Aktau kentinde İran, Rusya, Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan tarafından imzalanmış, ancak İran Meclisi tarafından bugüne kadar onaylanmamıştı.

Metin, Hazar Denizi’ndeki ülke paylarını kesin oranlarla belirlemiyor. Deniz tabanı ve yer altı kaynaklarının paylaşımı ise ileride yapılacak ayrı anlaşmalara bırakılıyor.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi Ahmed Bahşayeş Ardestani, hükümetin önce İran’ın Hazar’daki payını netleştirmesi gerektiğini belirterek, “Hükümet, Hazar’ın hukuki rejimi kapsamında İran’ın yüzde 20’lik payını güvence altına almaya çalışmalı, ardından konu parlamentonun onayına sunulmalıdır.” dedi.

Ardestani, mevcut tahminlere göre İran’ın payının yaklaşık yüzde 9 ila 13 arasında bulunduğunu ifade etti.

“Savaş döneminde alınan karar soru işaretleri doğuruyor”

Avrasya uzmanı Dr. Şuayb Bahman ise sözleşmenin yeniden gündeme getirilme zamanlamasını eleştirdi.

Bahman, “Pezeşkiyan yönetimi bu sözleşmeyi, İran’ın belirleyici bir hibrit savaşın içinde bulunduğu bir dönemde onayladı. Ulusal birliğin korunmasının hayati önem taşıdığı böyle bir atmosferde böylesine bölücü bir konunun gündeme getirilmesi soru işaretleri doğurmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.

Bahman ayrıca hükümetin deniz tabanı ve yer altı kaynaklarının sınırlandırılmasına ilişkin maddenin geçici olarak gündemden çıkarıldığını açıklamasına işaret ederek, “Oysa böylesine önemli bir uluslararası anlaşma ya bütünüyle kabul edilmeli ya da bütünüyle reddedilmelidir; maddelerinin ayrıştırılması hukuken geçerli değildir ve şeffaf olmayan bir karar alma sürecine işaret etmektedir.” ifadelerini kullandı.

Bahman’a göre sözleşmenin giriş bölümü, İran’ın uzun yıllardır hak iddialarını dayandırdığı 1921 ve 1940 tarihli İran-Sovyet anlaşmalarının fiilen yerini alıyor.

Güvenlik hükümleri tartışılıyor

Sözleşme, Hazar Denizi’nde kıyıdaş olmayan devletlerin silahlı kuvvetlerinin bulunmasını yasaklarken, her kıyıdaş devlete 15 deniz mili karasuyu ve bunun ardından 10 deniz millik münhasır balıkçılık alanı tanıyor.

Ancak Allame Tabatabai Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Hamid Hakim, mevcut düzenlemelerin güvenlik açısından yeterli olmadığı görüşünde.

Hakim, “Bu yasak, kıyıdaş devletlerle kıyıdaş olmayan hükümetler arasındaki istihbarat, teknik veya lojistik iş birliğinin her türünü ortadan kaldırmıyor. Dolayısıyla güvenlik tehditleri oluşturabilecek alanlar hâlâ mevcut.” dedi.

Hakim ayrıca, “Örneğin İsrail’e ait gemiler, Azerbaycan bayrağı altında bu bölgede faaliyet gösterebilir ve İran’ın güvenliğini tehdit edebilir.” değerlendirmesinde bulundu.

Trans-Hazar hattının önü açılıyor

Uzmanlara göre sözleşmenin en önemli sonuçlarından biri ise deniz altı boru hatlarına ilişkin 14. madde olacak.

Maddeye göre çevresel şartların yerine getirilmesi halinde, yalnızca geçtiği sektörlere sahip ülkelerin onayıyla deniz tabanına boru hattı döşenebilecek.

Allame Tabatabai Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Muhammed Mehdi Haciyan, bu düzenlemenin İran ve Rusya’nın enerji transitindeki önemli kozlarından birini ortadan kaldıracağını belirtti.

Haciyan, “Bu sözleşmenin onaylanmasıyla birlikte Türkmenistan ve Kazakistan, İran ya da Rusya’nın onayına ihtiyaç duymadan Hazar’ın tabanına boru hattı inşa edebilecek ve doğal gazlarını doğrudan Azerbaycan’a, oradan da Avrupa ve İsrail’e ulaştırabilecek.” dedi.

Haciyan ayrıca, “İran yalnızca milyarlarca dolarlık transit gelirini kaybetmekle kalmayacak; ayrıca Hazar Denizi’ndeki akıntı sistemi kirliliği güney kıyılarına, yani İran’a taşıdığı için bu boru hatlarında yaşanacak herhangi bir sızıntı İran açısından büyük bir çevre felaketine yol açacaktır.” ifadelerini kullandı.

“İran transit ülke rolünden mahrum bırakılıyor”

Uzmanlar, Hazar Sözleşmesi’nin Zengezur Koridoru ve “Trump Rotası” olarak adlandırılan ulaşım ağıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

İslam Azad Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Ahmed Kazımi, Türkmenistan ve Kazakistan’dan Trans-Hazar boru hattıyla Bakü’ye ulaşan doğal gazın daha sonra İran topraklarına ihtiyaç duyulmadan batıya taşınabileceğini söyledi.

Kazımi, “Başka bir ifadeyle, Hazar Sözleşmesi’nin onaylanması Batı’nın arzuladığı enerji koridorunun eksik halkasını tamamlıyor ve tam da Trump’ın istediği şeyi gerçekleştiriyor: İran’ı transit ve koridor ülkesi olma rolünden mahrum bırakırken, Batı ve bölgesel müttefikleri tarafından desteklenen alternatif güzergâhı güçlendiriyor. Bu senaryo İran’ı jeopolitik olarak boğmak amacıyla tasarlanmıştır ve İran bu sözleşmeyi onaylayarak farkında olmadan bu sürecin ilerlemesine katkıda bulunmaktadır.” ifadelerini kullandı

Kazımi ayrıca, “Bu üç projenin hayata geçirilmesiyle birlikte NATO güçleri, İsrail, Pantürkist ayrılıkçı gruplar ve tekfirci örgütler; İran, Çin ve Rusya’nın sınırlarına kolaylıkla ulaşabilecektir. Bu durum, söz konusu üç ülkenin güvenliğini ve toprak bütünlüğünü tehdit edecektir.” değerlendirmesinde bulundu.

Meclisin onayı bekleniyor

İran Bakanlar Kurulu’nun kararı sözleşmenin yürürlüğe girdiği anlamına gelmiyor. Tasarının yürürlüğe girebilmesi için İran İslami Şura Meclisi’nin onayından geçmesi gerekiyor.

Uzmanlar, kıyı esas hatları ile deniz tabanına ilişkin çözülemeyen konuların yeni müzakereleri zorunlu kıldığına dikkat çekerken, Parlamento’nun hükümetin hangi haklardan vazgeçmeyi planladığını ayrıntılı biçimde incelemesi gerektiğini vurguluyor.

Değerlendirmelere göre Trans-Hazar güzergâhı, Zengezur Koridoru ve Trump Rotası birlikte ele alındığında İran’ın enerji transitindeki stratejik konumu zayıflarken, ülkeyi devre dışı bırakan alternatif ulaşım ve enerji ağlarının güçlenmesine katkı sağlıyor.

Kaynak: The Caspian pact tightening a corridor noose around Iran

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA