Fransa’nın Ruanda’da Başlattığı Soykırımın 32. Yılı

Bir milyondan fazla insanın katledildiği Ruanda soykırımı 32. yıldönümünde anıldı.

h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

Ruanda, salı günü, sadece yüz gün içinde bir milyondan fazla insanın katledildiği soykırımın 32. yıl dönümünü andı.

Kurbanların çoğu Tutsi idi, ancak Hutular ve şiddete karşı çıkanlar da öldürüldü.

Her yıl 7 Nisan’da "Ruanda Soykırımı Kurbanlarını Anma Günü" kapsamında kurbanlar anılırken Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, kurbanlar için başsağlığı dileyen ve hayatta kalanlara saygılarını sunan bir açıklama yayınladı.

“Ölenleri anmaktan daha fazlasını yapmalıyız. Gerçeği savunarak ve şiddeti kabul edilebilir gösteren anlatıları reddederek yaşayanları korumalıyız. Rehberimiz tarih, amacımız ise soykırımı önlemek olmalı.”

Afrika Birliği üyeleri de Etiyopya'nın Addis Ababa kentindeki genel merkezlerinde yıldönümünü andı.

Afrika Birliği Başkanı Mahmud Ali Yusuf, "Nefret, kayıtsızlık ve eylemsizlik yüzünden kaybedilen bir milyondan fazla hayatı hatırlıyoruz" dedi.

"Kwibuka (anlamı 'hatırlamak'), yalnızca bir yas anı değil, aynı zamanda gerçeğe, sorumluluğa ve uyanıklığa bir çağrıdır."

“Afrika şunu teyit ediyor: Örgütlü nefretin bir daha asla siyasi bir proje haline gelmesine izin verilmeyecek” dedi. “Anma günü, her yerde insan onurunu korumak, önlem almak ve savunmak için harekete geçmemizi zorunlu kılıyor. Afrika, barış, adalet ve herkesin korunması için kararlılıkla ayakta duruyor.”

Ruanda Soykırımı

Ruanda'daki etnik ve siyasi gerilimlerin kökeni, yaklaşık 80 yıl süren sömürge yönetimi altındaki toplumsal mühendislik çalışmalarına dayanıyor. 1885 Berlin Konferansı ile "Alman Doğu Afrikası"nın parçası olan ülke, Birinci Dünya Savaşı sonrası 1916'da Belçika idaresine geçti.

Sömürge öncesi dönemde sosyal statü odaklı ve daha esnek olan Hutu-Tutsi kimlikleri, özellikle Belçika yönetiminin 1933 yılında "etnik kimlik kartı" uygulamasını zorunlu tutmasıyla genetik ve kalıcı sınıflara dönüştürüldü.

"Böl ve yönet" stratejisiyle azınlıktaki Tutsilerin yönetim kademelerinde önceliklendirilmesi, çoğunluktaki Hutular arasında on yıllar sürecek bir toplumsal öfkenin temelini atarken, toplumsal fay hattını da derinleştirdi.

1 Temmuz 1962'deki bağımsızlık öncesinde 1959 Hutu Devrimi ile değişen dengeler sonucunda on binlerce Tutsi komşu ülkelere sığınmak zorunda kalırken, bu sürgün dalgaları ilerleyen yıllardaki çatışma zemininin ilk halkasını oluşturdu.

1959'daki Hutu Devrimi, 1962'de bağımsızlığın kazanılması ve sonraki yıllarda yaşanan şiddet olayları, toplumsal fay hatlarını daha da derinleştirdi. Bu dönemde çok sayıda Tutsi komşu ülkelere sığınırken, sürgündeki topluluklar ve içerideki gerilimler ilerleyen yıllarda yeni bir çatışma zemini hazırladı.

1990'da Uganda'dan Ruanda'nın kuzeyine yönelen saldırılarla Ruanda Yurtsever Cephesi (RPF) sahneye çıktı. 1993'te imzalanan Arusha Barış Anlaşması, hükümet ile RPF arasında bir geçiş süreci oluşturmayı hedeflese de siyasi kutuplaşma, milis yapılanmaları ve nefret söylemi bu zemini ortadan kaldırmadı.

Soykırıma giden sürecin en kritik kırılma anı, 6 Nisan 1994'te dönemin Ruanda Cumhurbaşkanı Juvenal Habyarimana ile Burundi Cumhurbaşkanı Cyprien Ntaryamira'yı taşıyan uçağın Kigali yakınlarında düşürülmesi oldu. Uçağın düşmesinin ardından aynı gece içinde organize öldürmeler başladı ve kısa sürede ülke geneline yayıldı.

Ruanda'da 1994’te yaşanan soykırımda Dönemin Cumhurbaşkanı François Mitterrand yönetimindeki Fransız hükümeti, soykırım öncesinde Hutulara silah ve mühimmat desteği sağladı, Ruanda Yurtsever Cephesi’nin ilerleyişini kısıtladı.

Fransa, "Turkuaz Operasyonu" kapsamında sığınmacılar için güvenli bölge oluşturma bahanesiyle müdahalede bulunmasına rağmen, bu soykırımın önlenmesine katkı sağlamadı.

Ayrıca Fransız istihbaratı, soykırım öncesinde hükümeti uyardığı halde dönemin Fransız hükümeti bu uyarıları görmezden geldi ve bazı soykırım faillerinin Fransa'ya sığınmasına izin verdi.

Yıllar süren tartışmalar ve belgeler, Fransız ordusunun ve istihbaratının soykırımın olacağı yönünde uyarılara rağmen müdahale etmediğini ortaya koyarken, Cumhurbaşkanları Nicolas Sarkozy ve Emmanuel Macron da Fransa'nın soykırımda doğrudan suç ortaklığı olmasa da ciddi hatalar yaptığını ve ağır sorumluluk taşıdığını kabul etti.

Soykırım sürecinde medyanın rolü kritik oldu. RTLM ve Radyo Ruanda gibi yayın organları, Tutsileri hedef gösteren nefret söylemleri yaydı ve şiddetin yayılmasında etkili araçlar haline geldi.

Uluslararası toplum ise müdahalede yetersiz kaldı. BM, tampon güç ve gözlem amacıyla bölgede bulundurduğu Mavi Berelilerin sayısını azaltırken, alınan önlemler sivil kayıpları durdurmaya yetmedi. Fransa'nın "Turkuaz Operasyonu" kapsamında verdiği destek de uzun yıllar tartışma konusu oldu.

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA