Davos Zirvesi’ni Avrupa Medyası Nasıl Yorumladı

21–22 Ocak 2026 tarihlerinde Davos’ta yaşananlar ve eşzamanlı olarak Grönland merkezli gerilim, Avrupa basınında alışıldık “Atlantik ittifakı” dilinin oldukça dışına çıkan yorumlara yol açtı. Ortaya çıkan tablo, Trump yönetimi karşısında Avrupa’nın artık ortak bir refleksten ziyade, farklı korkular ve farklı hesaplarla hareket ettiğini gösteriyor.

h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

İngiliz The Spectator, Avrupa’nın bu krizden “ucuz atlattığı” kanaatinde. Gazeteye göre asıl yapılması gereken, Trump’ı daha fazla kışkırtmamak. Hatta bunun için en uygun yol, Avrupa liderlerinin çok iyi bildiği bir yöntem: hiçbir şey yapmamak. The Spectator, anlamlı karşı hamlelerin sınırlı olduğunu, sembolik tepkilerin ise gereksiz risk yarattığını savunuyor. Sessizliğin korkakça görünebileceğini kabul etse de, mevcut koşullarda en az dirençle ilerlenebilecek yolun bu olduğunu ima ediyor.

İsveç’in önde gelen gazetelerinden Dagens Nyheter ise çok daha sert bir çizgide. Gazete, yaşananları bir “anlaşma” değil, açık bir geri çekilme olarak tanımlıyor. NATO’nun Davos’taki krizi atlatmış gibi görünmesine rağmen, artık bildiğimiz NATO’nun var olmadığını savunuyor. Dagens Nyheter’e göre Trump’ın ikna edilmesi değil, Danimarka’nın geri adım atmayan tutumu belirleyici oldu. Bu bakış açısı, Avrupa’nın artık ABD liderliğine güvenemeyeceği ve hızla askeri kapasitesini artırması gerektiği fikrini açıkça dillendiriyor.

İspanyol El Mundo, daha temkinli ama stratejik bir yaklaşım öneriyor. Gazeteye göre Trump’ın müzakereye açık sinyaller vermesi bir ilerleme olarak okunabilir. Ancak bu ilerleme, Trump’ın Avrupa’ya yönelik küçümseyici tutumunu ortadan kaldırmıyor. El Mundo; Grönland, Ukrayna ve NATO başlıklarını bir bütün olarak ele alıyor ve Avrupa’nın bu süreci bir “istikrar garantisi” olarak değil, kendi stratejik konumunu güçlendirecek bir fırsat olarak görmesi gerektiğini vurguluyor. Trump’ın öngörülemezliği, bu yaklaşımda kilit uyarı noktası.

Belçika merkezli L’Echo, krizin kırılma noktasını siyasetten çok piyasalarda arıyor. Gazeteye göre Trump’ı durduran asıl unsur, Wall Street’teki sert satışlar ve yatırımcıların tepkisi oldu. Avrupa’daki yatırımcıların elindeki ABD tahvillerine dair risk ihtimali, Beyaz Saray için ciddi bir baskı yarattı. L’Echo, güçlü siyasi duruşun ancak piyasa tepkisiyle birleştiğinde Trump üzerinde etkili olabileceğini savunuyor.

Romanya’dan republica.ro yazarı Sorin Cucerai ise tartışmayı çok daha kökten bir noktaya taşıyor. Cucerai’ye göre ABD artık Avrupa için bir müttefik değil, yalnızca sınırlı bir ortak. Bu ortaklık bazı alanlarda iş birliği, bazı alanlarda ise açık rekabet anlamına geliyor. NATO’nun uzun vadede bu haliyle sürdürülebileceği fikrinin artık terk edilmesi gerektiğini savunuyor ve Avrupa güvenliğinin merkezinin Washington’dan Brüksel’e kaydığını açıkça ifade ediyor.

Finlandiya gazetesi Kauppalehti ise jeopolitik krizi ekonomik bir fırsat penceresinden okuyor. Arktik geriliminin, özellikle buz kırıcı gemiler ve savunma sanayii açısından Finlandiya için kazançlı olabileceği görüşünde. Davos’ta NATO’nun Arktik’teki varlığının güçlendirilmesi ve savunma harcamalarının bu alana yönelmesi konuşulurken, Finlandiya’nın bu süreçten somut ekonomik kazanımlar elde edebileceği vurgulanıyor.

Genel tabloya bakıldığında, Avrupa medyasının Davos ve Grönland krizini artık “ABD ile uyum” çerçevesinde değil, ABD sonrası olasılıklar üzerinden tartışmaya başladığı görülüyor. Sessizlikle idare etmeyi önerenler de var, açık kopuşu savunanlar da. Ancak neredeyse tüm yorumlarda ortak olan nokta şu: Trump dönemi, Avrupa için eski reflekslerin artık işe yaramadığı bir eşik olarak görülüyor.

 

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA