27 Mayıs 1960, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kara, en kanlı ve en zalim sayfalarından biridir. Seçilmiş Başbakan Adnan Menderes ve iki vatan evladı bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile Hasan Polatkan, ABD destekli vesayetçi ve asimilasyoncu bir zihniyetin soğuk cellatları tarafından darağacına gönderildi. Millet iradesiyle üç kez sandıktan çıkan bir lider, tankların gölgesinde, yargısız infazların utancında asıldı.
O darbe, gece yarısı sessizce yapıldı. Subaylar, halkın oylarını hiçe sayarak meclisi kapattı, anayasayı rafa kaldırdı, binlerce insanı Yassıada zindanlarına tıktı. Menderes’in boğazına geçirilen ip, sadece bir insanın değil; milletin iradesine, ezanın özgür sesine, milletin değerlerine karşı atılmış bir kementti. O ipler, “milli irade”yi boğmak için çekildi.
Bu darbe, Türkiye’yi siyaseten yaraladı; orduyu siyasete bulaştırdı, “vesayet rejimi”ni kurumsallaştırdı. 1961 Anayasası’yla yargı ve asker, milletin üstüne karabasan gibi çöktü. Halkın iradesi değil, “laik-vesayetçi” elitlerin korkusu hâkim kılındı. Asimilasyoncu zihniyet, milletin dindarını, muhafazakârını, Anadolulu’sunu “gerici” diye dışladı, ezdi, aşağıladı.
O günden sonra Türkiye, darbeler silsilesine, siyasi istikrarsızlığa, ekonomik sarsıntılara ve derin yaralara mahkûm edildi. Bir milletin seçtiği liderin idamı, demokrasi tarihimizde utanç lekesi olarak kaldı. Kalplerde hâlâ kanayan yara, vicdanlarda isyan!
Menderes ve arkadaşları sadece idam edilmedi; millet iradesi linç edildi. Ama o kan, tohum oldu. Bugün hâlâ “Milli İrade” diye haykırıyorsak, o zulmün karşısında dimdik duranların sayesindedir. Rabbim, bu millete bir daha böyle acılar yaşatmasın. Şehitlerimizi rahmetle yâd ediyoruz.)
Stratejik Düşünce ve Araştırma Vakfı (SDAV)
Diğer İçerikler