Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Türkiye'nin Yeniden Asya Açılımı

Bülent ERANDAÇ
12 Ağustos 2019 11:53

Atlantikçilerin (ABD-Avrupa) hükümdarlığı bitiyor. Avrasyacılar(Türkiye-Rusya-Çin-Hindistan-İran)  Yeni Dünya düzeninin hakimi pozisyonuna geçiyor. Küresel alanda büyük değişim jeopolitik depremlere yol açıyor.

Birinci ve İkinci Dünya savaşlarından sonra Atlantikçilerin hâkim olduğu dünya, içinde bulunduğumuz 21 inci yüzyılın birinci yarısında(2000-2025) yıkılmaktadır. Avrasya gerçeği bir güneş gibi parlamaktadır.

Bu jeopolitik gelişmeleri daha iyi okumak için, Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, ’ "Anadolu bir benttir. Bu bent yıkılırsa ne Ortadoğu kalır, ne Afrika, ne Orta Asya, ne Balkanlar, ne Kafkasya kalır. Üzerlerindeki Anadolu denen ulu çınar gölgesi kalkan tüm bu coğrafyalar her türlü tehdide, tehlikeye, istiskale, işgale açık hale gelir"sözleri eşliğinde değerlendirelim.

Balkanlar'ı, Kuzey ve Güney Kafkasya'yı, Ortadoğu'yu, Afrika'yı içine alan Avrasya bölgesinde Türkiye’nin BÖLGESEL AKTÖR –KÜRESEL OYUNCU oluşunun ayal sesleri yükseliyor

Önümüzdeki on yıl (2019- 2029) Türkiye için çok önemli zaman dilimlerinden biri olacaktır. Bu dönem, Türkiye Cumhuriyeti'nin yüzüncü yılıyla beraber,  yenidünya düzeninin işler hale gelmesi de içermektedir.

Bu 10 yıl, Avrupa-Atlantik ve Avrasya jeopolitiğindeki çekişmeler ve gelişmeler, Büyük Türkiye olmamızın işaretlerini veriyor. Gelişmeleri çok iyi okuyan Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye, bir taraftan Batı, diğer taraftan Rusya ve Çin gerçeğini çok akıllı biçimde jeopolitik hamlelerle değerlendirmektedir.

İşte bu noktada, Başkan Erdoğan'ın iln ettiği ve içini doldurmakta olduğu uzun vadeli stratejilerle (2023-2053-2071)ne olacağımız, neler yapmamızı işaretlenmektedir.

15 Temmuz’da son Nato-CIA kuklası FETÖ darbesinin Aziz Millet tarafından püskürtülmesi ve Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan-Türk Devlet Aklı'nın,  Emperyalist Kuşatmayı yarması sonucu, ATLANTİKÇİLER sıkıntılı bir sürece girmiştir.

Ülkemiz 15 Temmuz sonrası, Bağımsız Türkiye bayrağını dalgalandırarak, Avrasya gerçeğine perçin atmaktadır.

Nitekim S-400 almak sadece bir hava savunma sistemi almak değildir. Türkiye’nin Brıcs üyeliği hayırlara vesile olacaktır.

Bugün, hem batı, hem doğu Küresel Network'u iyi gören, süper güçler arasındaki bağları çok yakından takip eden Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’dır. Son olarak Ankara’da yapılan 11. Büyükelçiler Konferansında Başkan Erdoğan’ın ilan ettirdiği “Yeniden Asya Açılımı” ASYA GERÇEĞİNİ işaret etmektedir.

Dışişleri Bakanı Mevcut Çavuşoğlu ‘nun açıklamaları:

‘’Asya’nın farklılıklarını gözeten, ancak bölgeye bütüncül bakabilen yeni bir politika güdeceğiz-Yeniden Asya Açılımını işiten bazı Batılılar, bize gelerek “Türkiye, eksen kayması mı yaşıyor?” diyeceklerdir. Biz de onlara diyeceğiz ki: “Asya’ya siz gidince ekseniniz kaymıyor da biz gidince eksenimiz niçin kaysın? Türkiye, eksenin tâ kendisidir!”

Avrupa ve bütünüyle Batı, Türkiye’nin hayran gözlerle kendisine bakmasını istemektedir. Başka tarafa dönmesine, bir başkasıyla iş birliğine razı değiller. Mandacı ve vesayetçi zihniyetten kurtulamadılar.

Batı dünyasının Türkiye’den azad kabul etmez köle bağlılığını beklemesi abes ve gülünçtür. Biz müstakil ve hür bir devletiz.

Memleketimiz, Asya ve Avrupa kıtalarını bağlayan Köprü Ülkedir.

Avrupalıyız, aynı zamanda Asyalı ve Afrikalıyız. Tarihten gelen gönül coğrafyamız, Urumçi’den Uyvar’a, Bahçesaray’dan Mekke’ye kadar uzanmaktadır.  İnanç coğrafyamız, Endonezya ile Fas arasındadır’’

Türkiye’nin bu gerçeği Atlantikçileri çok rahatsız etmektedir.’’

TÜRKİYE ASYA KILCALLARINDA ZATEN VAR

Atlantikçilerin oyunlarına karşı Avrasya gardını alıyor. Bu noktada, Türkiyemiz kilit ülke. Hem Batı-Nato ile hem de Asya Türk Devletleri ve ÇİN-Hindistan ile köprü pozisyonundadır. Batı’nın yapacağı her olumsuz hamle, Türkiye-Asya hattının tahkimine hız kazandıracaktır.

Türkiye-Rusya-Çin derinliğinin BRICS etrafında şekillenmesi çok dikkati çekicidir. BRICS-T (Türkiye)oluşumu sürmektedir. Nıtekim, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in geçen yıl söylediği, Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkilerin giderek geliştiğini belirterek, “Türkiye ile ilişkilerimiz hem derinleşiyor hem de yeni içeriklerle zenginleşiyor. İş birliğimiz bölgesel ve ekonomik konularda hızla artıyor" sözleri, yeni dinamiklerin seslendirmesiydi.

ÇİN, 2030’DA ABD’Yİ GEÇER

Dünyanın en büyük 500 şirketine ilişkin çizelge çekim merkezinin doğuya doğru kaydığını gösteriyor. ABD 132 şirket ile ilk sırayı alırken, ensesinde soluğunu hissettiği Çin 109 şirketi girdi listeye.

Sıralamadaki yerini en çok yükselten 6 şirketin üçü Çinli: Centene / China Minmetals / SK Holdings / /Aviva / HNA Group / China Evergrande.  Kâr sıralamasında İlk 12’deki ülke dağılımına baktığımızda, ABD 5, Çin 3, İngiltere, Almanya, Japonya ve Hollanda’nın ise 1’er tane şirketi var.

ABD, Çin'e güvenli bir enerji yolunun oluşmasını engellemek ve enerji kaynaklarının akışını ve geçecekleri bölgeleri kontrol etmek için yeni projeler uyguluyor.

Enerji havzası Afrika ve Orta Doğu'nun siyasi açıdan kontrolüne karşı Çin şimdi, enerji ihtiyacının temini için ya yeni kaynaklar bulacak ya da, ABD'yle askeri çatışmayı göze alacak.

Çin, ABD kıskacından kurtulmak yolunda, Demiryoluyla Orta Asya’dan Avrupa’ya, deniz yoluyla da Akdeniz’e uzanan yeni bir “İpek Yolu” vizyonunu gerçekleştiriyor.

Bu kavşakta, Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Rusya ve İran arasında Avrupa ve Asya’yı Birbirine Bağlayan Hazar Denizi anlaşması, ASRIN ANLAŞMASIDIR. Yeni İpek yolunun 2 demiryolu geçişinden birisi bu kavşaktan, Türkiye üzerinden (Kazakistan-Türkmenistan-Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye)Avrupa’ya geçiyor.

İPEK DENİZYOLU’NDAN birisi, Kıbrıs(Magosa)-Mersin-İskenderun(Türkiye) üzerinden yürüyecek. TÜRKİYE YENİDÜNYA DÜZENİ kurulurken, çok taraflı politikalarla ABD, Rusya, AB, Çin, Afrika-Müslüman Dünya’ya yönelik BÖLGESEL GÜÇ-MERKEZ ÜLKE KONUMUNU TAHKİM EDİYOR.

Asya’da, Malezya / Endonezya hattının canlandırılması ve BRİCS-T(Türkiye)yolunda yürünmesi, yeniden Asya açılımının dinamiklerine işarettir.

ATLANTİK ÜZERİNE EMEKLİ TÜMAMİRAL CEM GÜRDENİZ’İN YAZISINDAN BİR BÖLÜM

(Gürdeniz,2005-2007 yılları arasında icra ettiği Deniz Kuvvetleri Plan Prensipler Başkanlığı görevi sonunda Çıkarma Gemileri Komutanlığı’na, bu görevin sonunda 2008 yılında Tümamiralliğe terfi ederek Mayın Filosu Komutanlığı’na getirilmiştir. 2009-2011 yılları arasında tekrar Deniz Kuvvetleri Plan Prensipler Başkanlığı görevini yürütmüştür.)

"Yeni dünya" düzeninin kurulduğunu fark edemeyenler

ABD eski başkanlarından William Clinton, Türkiye ziyareti sırasında Meclis’te bir konuşma yapmış ve “Geleceğin yüzyılını Türkiye'nin tercihleri belirleyecek” demişti. Başka bir konuşmasında da Türklerin kendi gücünün farkında olmadığına yönelik söylemde bulunmuştu. Maalesef bu doğru bir tespittir. Türkiye’de önemli bir çoğunluk ne gücümüzün farkındadır, ne de tarihsel ve jeopolitik denklem içinde Türkiye’nin yerinin farkındalığına sahiptir.

GERÇEĞİ ARAMAK

1946 sonrası parçası olduğumuz Atlantik sistemin dayattığı ideolojinin gereği olarak halka anlatılmadığı neden sorgulanmaz?

Neden pek çok aydınımız jeopolitik bilmez?

Yarımada devletinde yaşadığı halde denizgücü teorilerini merak etmez? Neden anlı şanlı marka üniversitelerimizin hiç birinde bu konular öğretilmez?

SÜREKLİ TALEP EDEN ATLANTİK

1946 sonrası stratejik çerçevesine girdiğimiz eski düşmanlarımız yani bizi yıkan ve 1918, 13 Kasım’ında İstanbul’u işgale gelen hemen hemen tüm ülkelerin temsil edildiği NATO, yani Avrupa Atlantik sistemi kademeli olarak şiddeti ve dozu her on yılda atan bir tempoda daima bizden bir şey istemiştir. Soğuk savaş sırasında zamanı gelmiş, halkımızın haberi olmadan Türkiye’yi nükleer hedef yapacak şekilde, topraklarımıza orta menzil nükleer Jüpiter füzelerini yerleştirmiş; Hükümetin bilgisi dışında U-2 casus uçaklarını topraklarımızdan kaldırmış.

Zamanı gelmiş Kıbrıs’a müdahale etme niyeti sergileyen Hükümete meşhur Johnson mektubu ile meydan okumuş,

10 yıl sonra söz dinlemeyen Türkiye’ye 4 yıl boyunca NATO üyeliğine rağmen ağır ambargo uygulamıştır.

1950 sonrası ekilen FETÖ tohumları 1999 sonrası ABD’den en güçlü desteği alarak, 21’nci yüzyılda kullanıma hazır hale getirilmiş, 15 Temmuz 2016’da halka ateş açmıştır.

BATIYI ZORLAYAN TÜRKİYE

Sovyetler ve ideolojik düzlemde komünizm, Atlantik sistemin düşmanı olduğu sürece kenar kuşağın en güçlü Akdeniz kalesi olan Türkiye’nin, Sovyetleri güneyden çevrelemesi alkışlarla karşılanmış, ancak soğuk savaş bitip de Türkiye yakın ve uzak coğrafyalardaki akrabalarını ve de gücünü keşfetmeye başlayınca yer yerinden oynamıştır.

 Soğuk Savaş bittiğinde mutlak galibiyetin verdiği özgüven patlamasıyla ABD merkezli tek kutuplu dünya düzeni tesis edilmiştir. Bu dönem kısa sürse de İsrail’in güvenliği ile Ortadoğu ve Doğu Akdeniz enerji havzasının mutlak kontrolü için kenar kuşağın konsolidasyonuna yönelik olarak, İran’ın rejim değişikliği ile parçalanması ile Irak ve Suriye topraklarında sözde Kürdistan kurulması için Türkiye aleyhinde büyük gayretler sarf edilmiş ve bu hedefe yürürken Türkiye’de PKK ve türevleri sınır tanımaz bir şekilde Atlantik sistem tarafından desteklenebilmiştir.

FARKINDALIK EKSİKLİĞİ

Ülkemizde, 1946’dan sonra ruhu Atlantik bilinç ile üflenen büyük bir kesim var. Bu kesim işadamlarından gazetecilere; askerlerden akademisyenlere; devlet adamlarından siyasetçilere, rotasını bilmeyen bir gemi gibi her rüzgarda savrulup duruyor.

Dünyayı takip etmeyen, küresel boyutta Asya - Pasifik yüzyılına girdiğimiz günlerin bile farkında olmayan bu çoğunluk grup, hâlâ Rusya ve Çin ile Türkiye yakınlaşmasını 1950’lerin gözlüğü ile görebiliyor ve dehşete düşebiliyor.

Bu nasıl bir aldatılmışlıktır, anlamak mümkün değil. Asya yüzyılına girdiğimiz bugünlerde İtalya’nın hem AB hem de G-7 üyesi olduğu halde Çin ile stratejik ekonomik işbirliğine ya da Almanya’nın Rusya ile North Stream I ve II üzerinden enerji işbirliğine girdiğini ve ABD ile köprüleri ağır ağır attığını nasıl göremiyorlar?

Devletlerin sonsuz düşmanı ya da dostu olmadığını ancak sonsuz çıkarları olduğunu neden görmek istemiyorlar? Bazıları maddi çıkar ilişkisi içinde bağımsızlık duygusunu yitirmiş; bazıları FETÖ gibi örgütler üzerinden sistemin casusu veya etki ajanı olmuş olabilirler.

Okuyun. Tarihinizi ve jeopolitik düzlemde dünyada olup bitenleri takip edin. Kenar kuşağın yıkıldığını, Asya/Pasifik jeopolitiğinin ve ekonomik düzeninin küresel hegemonyayı nasıl değiştirdiğini öğrenin.

Hâlâ Washington, Brüksel, Paris, Berlin ve Londra’dan icazet almaya, yatırım ortamının iyileşmesi ve tekrar sıcak paranın gelmesiyle borç ekonomisinden medet ummaya devam ederiz.

Atlantik kapanından çıkamazsak, gelecek kuşaklar yarının kaybedenler kulübünde yer alacaktır. Bu durumu Türk Tarihi tüm gücü ile reddeder’’