Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Örtülü Akdeniz Savaşı’nda Kıbrıs Satrancı

Bülent ERANDAÇ
09 Şubat 2021 15:38
A-
A+

Dünü okuyup, bugünü görmek; bugünü okuyup, yarını sezmek istiyorsak  daima BÜYÜK RESME bakmalıyız.

Anlatacaklarım komplo teorisi veya hikaye değildir.

Bugün dünyayı yöneten KÜRESEL GÜÇLERİN, PERDENİN GERİSİNDE KURGULADIKLARI DERİN PLANLARI UYGULAMAYA SOKMAK İÇİN ÇEVİRMEDİKLERİ DÜMEN KALMIYOR.

Amacımız perdenin gerisinde oynanan oyunları gün yüzüne çıkarmaktır...

Tarih boyunca enerji ve su kaynaklarına erişim ve hâkimiyet; savaşların ve çatışmaların önde gelen nedenlerinden biri oluyor.

Akdeniz, bu açıdan da kendisini çevreleyen coğrafyadaki enerji talebiyle enerji arzının tam kalbinde yer alması ve dünya deniz ticaretinin yoğunluğunu taşıması nedeniyle mücadele sahası olmaya devam ediyor.

Bu bağlamda, Doğu Akdeniz’in uçak gemisi KIBRIS, küresel ve bölgesel güçler arasında küresel satranç oyunlarına sahne oluyor.

Doğu Akdeniz’de son dönemde enerji kaynaklarının paylaşımı konusunda yaşanan gelişmelerin, Kıbrıs meselesi dahil olmak üzere, bölgede oynanan satrançta nasıl paradigma değişikliğine yol açtığını geniş boyutlu analiz etmekte büyük yarar var.

Çünkü Doğu Akdeniz’de en geniş kıyılara sahip Kıbrıs adası, üzerinde olası KIBRIS TÜRK DEVLETİ kurma gibi stratejik planları olan, Libya ile yapılan deniz anlaşmasıyla Girit adası yakınlarına kadar deniz alanına sahip bir konuma gelen Türkiye’miz açısından, Kıbrıs satrancındaki değişen paradigmaların hayati sonuçları bulunuyor.

Bilindiği gibi 1959-1960 tarihli Londra-Zürih Anlaşmalarına göre, Kıbrıs adasındaki statükonun garantörleri Türkiye, İngiltere ve Yunanistan. Kıbrıs Rumlarının kural dışı Avrupa Birliği üyesi yapılmasıyla Avrupa’nın adaya çökmesine rağmen, Londra-Zürih anlaşmaları geçerli olduğundan uluslararası düzeyde Türkiye’nin garantörlüğü geçerlidir. Hukuka uygundur. Meşru bir haktır.

Kıbrıs Manevraları

Kıbrıs’a yönelik, diplomatik manevralar arttı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan:

“Bugün Kıbrıs’ta iki ayrı halk, iki ayrı demokratik düzen ve devlet var. Egemen, eşit iki devletli çözüm müzakere edilmeli. Doğu Akdeniz’deki haklarımızı korumakta kararlıyız. Anlaşmazlıkların diyalog ile çözülmesi öncelikli tercihimiz. Kıbrıs Türklerinin de yer aldığı konferans çağrımızı yineliyoruz. Doğu Akdeniz’de ülkemizin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin adil bir şekilde yer almadığı hiçbir denklem barış ve istikrar üretemez.” açıklamasıyla Türkiye’nin paradigmasını net biçimde ortaya koydu.

İki gün önce, Londra-Zürih anlaşmalarına göre Kıbrıs devletinin garantörü olan İngiltere, Avrupa Birliğinden ayrıldıktan sonra Kıbrıs’a yönelik bir hamle yaptı.

Kıbrıs’ta garantör ülkelerden İngiltere’nin Dışişleri Bakanı Dominik Raab, BM’nin Mart başında yapmayı planladığı gayri resmi Kıbrıs zirvesi öncesinde temaslarda bulunmak üzere Lefkoşa’ya geldi.

Brexit sonrası, Türkiye ile çok boyutlu bir ekonomik anlaşma yapan, Akdeniz ve Kıbrıs’ta, Avrupa’dan farklı bir biçimde Türkiye ile yakın hamleler planlayan İngiltere’nin, Kıbrıs’taki temasları gerçekten dikkatleri çekti.

Raab, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar tarafından kabul edildi.  Baş başa gerçekleşen görüşmede, Rumların beklentilerinin aksine, Kıbrıs’ta federasyon modeli ifade edilmedi.

Cumhurbaşkanı Tatar, konuğunu uğurladıktan sonra yaptığı açıklamasında “İngiliz Bakan’a Kıbrıs’ta iki ayrı egemenliğe ve iki devlete dayalı bir çözüm istediğimizi anlattım. İngiltere AB’den ayrıldı ve artık AB’nin KKTC aleyhindeki kararlarına uyma zorunluluğu yok. Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticaret ve İngiltere’den KKTC’ye doğrudan uçuş yapılması talebimizi ilettim.” dedi.

Kıbrıs’ta 2 askeri üste 3 bin İngiliz askerinin konuşlandığı İngiltere’nin, Kıbrıs’la ilgili çıkarlarının bulunmasına rağmen, son 5 yıldır Avrupa Birliği’nde olmasından dolayı uluslararası gelişmelerden geri duruyordu. Times Gazetesi, İngiltere’nin Brexit sonrasında bazı yeni şartlar nedeniyle daha faydacı bir tutum sergilemeyi düşündüğünü yazdı.

ABD’nin Çelişkili Taktikleri

ABD’nin, stratejik ve siyasi öneminin yanı sıra, Kıbrıs adasının doğusunda zengin doğalgaz kaynakları ve batısında petrol rezervlerinin bulunması ile ekonomik önemi de artan bu bölgeye ilgisi çok arttı. Yeni bir proaktif stratejiyi uygulamaya koydu.

Amerika’nın Rum Yönetimine karşı silah ambargosuna son vermesi, ordusunu askeri eğitim programına dâhil etmesi, Kıbrıs Rum kesiminde ABD DENİZ ÜSSÜ kurma çalışması gibi iki önemli gelişme yaşandı.

Bu son iki olay, Orta-Doğu/Doğu-Akdeniz Bölgesini dünyanın en önemli ve en tehlikeli bölgesi haline getirdi.

Rusya’nın Akdeniz’de en büyük deniz üssü, Suriye’deki Tartus limanıdır. Rusya, Suriye’deki bu deniz üssü sayesinde bütün Orta-Doğu ve Doğu Akdeniz’i kontrol etmekte beraber petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynakları üzerinde söz sahibi olmaktadır.

Belli ki Rusya, Suriye’den çıkmaz ve Doğu Akdeniz’den vazgeçemez. Rusya’nın da Suriye’de hakimiyeti arttırması, Tarsus’taki deniz üssünü büyütmesi, Rus donanmasının giderek sayısının artması, Rusya’nın Libya’ya kadar uzanması karşısında Amerika’nın geliştirdiği yeni strateji, Orta Doğu/Doğu Akdeniz Bölgesinde yetki çekişmelerinden çok daha önemli sonuçlara neden olacak gibi görünüyor.

ABD, Rusya’yı Libya’da da güçlü bir tehdit algılayarak Doğu Akdeniz’ de Rus nüfuzunu kıracak karşı stratejiler geliştirmekte olduğu göstermektedir.

Doğu Akdeniz’deki bu gelişmeler ABD’nin aleyhine ve Rusya’nın lehine olan “Güç Dengesini”, ABD kendi lehine çevirmek için yeni askeri stratejileri uygulamaya koyacağına işaret etmektedir.

ABD’nin yeni Doğu Akdeniz politikasının en etkili stratejisi, Doğu Akdeniz’ de sabit bir uçak gemisi konumunda olan Kıbrıs’ta, Kuzey Ege’de ve Dedeağaç’ta ÜS KURARAK, Akdeniz’den Karadeniz’e kadar Rus etkisini bertaraf etmeye yönelik gelişmeler göstermektedir.

Nitekim ABD, Kıbrıs Rum kesimini Rusya ekseninden çıkartıp ABD rotasına sokmak için yeni strateji tespit ediyor. Bu kapsamda, Temmuz 2020’de uzun yıllardır Rumlara karşı uyguladığı silah ambargosunu kaldırmış ve Rum Milli Muhafız ordusunu ABD ordusunun askeri eğitim ve talim programına dâhil etmiştir. 

ABD’nin bu politikasının, Türkiye’ye ve Kıbrıs Türk Yönetimine karşı düşmanca bir tutum olduğu açıktır.

Avrupa Birliği bir yandan Yunanistan’ı tetikçi olarak Türkiye’ye karşı kullanırken, Kıbrıs Rumlarını kucağına oturtarak Doğu Akdeniz gaz-petrolüne çökme telaşındadır.

Fransa’nın da Türkiye’yi Akdeniz’e kıyıdaş devlet olmaktan çıkartıp, Fransa’nın başkenti Paris’in banliyösü Sevr Beldesinde Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması sınırlarına sıkıştırmak politikası izlediği malumdur.

Otuz yıldır PKK’ya en açık şekilde askeri ve siyasi desteği veren Rumları ve Yunanistan’ı sürekli Türkiye ‘ye karşı kışkırtan ve Türkiye’ye karşı Rum-Yunan ikilisine büyük askeri ve siyasi destek sağlayan gayrimeşru Beşer Esad rejimini, Türkiye ‘ye karşı destekleyip-cesaretlendiren, sözde Ermeni soykırımı söylemini uluslararası camiaya taşıyan, Ermeni teröristleri cesaretlendirip onlara silah, istihbarat ve lojistik destek sağlayan Avrupa Birliği’nin önde gelen ülkesi Fransa’dır.

En son Temmuz 2020 ortasında Ermenistan’ın Azerbaycan’a askeri saldırı yapmasını teşvik edip, Azeri General, Albay, subay, asker ve çok sayıda sivilin şehit edilmesine neden olan Fransa ahlaksızca Türkiye aleyhine kararlar çıkartmanın peşindedir.

Son yıllarda Çin, Suriye konusunda İran–Rusya ittifakına katıldı. ÇİN’in BİR KUŞAK BİR YOL isimli büyük stratejisinin en önemli yollarından birisi olan Kızıldeniz-Süveyş, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs üzerinden Yunanistan’ın Pire limanına ve İtalya’nın Venedik’ine ulaşmakta. Bu yolda düzenli ticaret için Rusya bağlamında garanti aramaktadır.

Bu bakımdan Doğu Akdeniz’de ABD, Rusya’dan sonra Çin’in de rol alması Doğu Akdeniz’de Kıbrıs’ı ateş çemberine sokuyor.

Stratejistler, istihbaratçılar ve askeri kurmaylara göre eğer bir 3. Dünya Savaşı çıkarsa bu savaş bu kez Avrupa Kıtasında değil, Orta-Doğu ve Doğu Akdeniz Bölgesinde petrol ve doğalgaz kaynaklarının kontrolü ve ÇİN’in Akdeniz üzerinden büyük ticari faaliyetlerini engelleme yüzünden çıkacak.

Sonuç

Bu gelişmelerin muhtemel sonuçlarını iyi okuyan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk devlet aklıyla gerekli proaktif stratejileri uygulamaya sokarak; Türkiye’nin egemenliğini, toprak bütünlüğünü, ekonomik gelişmesini ve Lozan Antlaşmasıyla elde ettiği kazançları korumakta kararlı olduğunu göstermektedir.

Nitekim Irak’ta, Suriye’de, Libya’da stratejik hamleler yapılıyor. Kıbrıs Adasının doğusundan Girit Adasının yakınlarına kadar deniz yatağında keşfedilen zengin petrol yataklarının sahipliği ve kontrolü konusunda, Türk Donanması ve petrol-gaz arama gemileri aktif olarak kullanılıyor.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Türk Devlet Aklı DENİZDE Sevr Anlaşmasını uygulatmak için ellerini ovuşturan dış güçler ve onların yurtiçindeki hain işbirlikçilerine karşı son derece akıllı stratejilerle karşı koymaktadır.

Ülkemizin bekası, vatanımızın bölünmez bütünlüğü, egemenliğimiz, ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızın devamı için kararlı duruşunu göstermektedir.

85 milyonluk Türk Milleti, milli birlik ve beraberlikle 100 yıl önceki SEVR’İ ÇÖP TENEKESİNE ATTIĞI GİBİ BUGÜNLERDE DE MAVİ VATANI ve ANADOLU ‘YU KORUMAKTA KARARLIDIR.

TÜRKİYEMİZE UZANAN ELLERİ KIRMAKTAN, YAN BAKAN GÖZLERİ KÖR ETMEKTEN ASLA ÇEKİNMEYECEKTİR.

HEDEF: KIBRIS TÜRK DEVLETİ