Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

NATO’nun Yaşı Yetmiş İşi Bitmiş mi?

Bülent ERANDAÇ
18 Kasım 2019 17:50

Geçen hafta Fransa Devlet Başkanı Macron, Elysee Sarayı'nda The Economist'e verdiği röportajda Nato çeperlerini sallayan bir açıklama yaptı:
"ABD'nin bağlılığı kapsamında NATO'nun gerçekliğini yeniden değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. ABD ve NATO müttefikleri birlikte stratejik karar alamıyor... Şu an deneyimlediğimiz şey NATO'nun beyin ölümüdür.
Avrupa uyanmalıdır. Kendisini jeopolitik bir müşterek olarak düşünmediği sürece silinmeye mahkûmdur. Bölgemiz BREXIT planıyla yeterince zarar gördü. ABD Başkanı Donald Trump da AVRUPA BİRLİĞİ fikrini benimseyen biri değil... ABD Avrupa'ya sırtını dönmüş durumda. Bir an önce AVRUPA kendi ordusunu inşa etmeli..."

AVRUPA Birliği’nin iki önemli faktöründen biri olan Fransa’nın ABD’ye ve onların yönettiği NATO'ya karşı oluşunun arka planına bakmakta yarar var.

Macron manidar açıklamasını yapmadan önce NATO’NUN GELECEĞİ birçok platformda tartışılıyordu.

Hatırlayalım. Başkan Trump’ın NATO’dan çıkmayı danışmanlarıyla tartışacak derecede örgüte karşı bir tavır gösterdiğinden beri 2019 yılında 70 yaşına giren NATO’NUN İŞİNİN BİTİP BİTMEDİĞİ KONUŞULUYORDU.
Aslında NATO’nun kuruluş sebebi olan Sovyetler Birliği tarihe karıştıktan sonra çok uzun bir süre örgüt kendi varlık nedenini açıklamakta zorlanmıştı. Ancak Doğu ve Orta Avrupa ülkelerinde rejimlerin değişmesinin ardından buralarda çıkabilecek çatışmalar veya görülecek istikrarsızlığa karşı genişleme kararı da almıştı.

Genişlemenin ne ölçüde doğru bir siyaset olduğu, özellikle Rusya’nın kapı komşusu Baltık ülkelerini de içermesinin ne denli isabetli olduğu çok tartışıldı.

Rusya’nın Vladimir Putin döneminde güç kazanması ve özellikle 2008 yılında NATO genişlemesinin Gürcistan ve Ukrayna’yı da içermesine Rusya’nın ilk ülkede savaş, ikincisinde de müdahale ile cevap vermesi klasik bir jeopolitik çatışma ikliminin oluşmasına yol açtı.

Bu bağlamda NATO kendisi için yeni bir hedef bulmuş oldu. Bir "barış gücü" olarak NATO.

İki eski Amerikalı büyükelçi Nicholas Burns ve Douglas Lute’nin hazırladıkları “NATO 70 yaşında: Krizdeki İttifak” raporunda çeşitli jeopolitik sorunlar ve savunma harcamaları meselesinin yanısıra iki nokta ön plana çıkıyor. İki büyükelçi ABD’nin NATO liderliğini gerektiği gibi yapmaması halinde ittifakın zayıflayacağını ve demokratik sistemden giderek uzaklaşan üyelerin varlığını ittifakın birliğini tehdit edeceğini savunuyorlardı.

Bu yaklaşımda NATO’yu yalnızca bir güvenlik örgütü olarak görmemek, Asya’dan yükselen ÇİN’in jeopolitik ve stratejik bir meydan okumanın altı çiziliyordu.

ABD Derin Devleti, ÇİN’İ hedefe koyarak kuşatma hareketine başladı.

AVRUPA İSE ORDU KURMA KULiSİNDE.

TARİH:15 KASIM 2018.

Paris'te 70 dünya liderinin katıldığı 1. Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 100. yılı etkinliklerinden önce Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Avrupa ordusu fikrini ortaya atmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump bu fikre sert tepki gösterirken, Almanya Başbakanı Angela Merkel ortak orduya yeşil ışık yakmıştı.

 Peki, 1950'den bu yana Avrupa'nın gündeminde olan ortak orduyu kurmak günümüz şartlarında mümkün mü idi?

Elysee Sarayı'ndaki görevine başladıktan sonra ilk kez konuşan Macron, "Gerçek bir Avrupa ordusuna sahip olmadıkça Avrupalıları koruyamayacağız. Tehditkâr olabileceğini gösteren ve sınırlarımıza dayanmış bir Rusya'ya karşı, daha egemen, ABD'ye bağımlı olmayan ve tek başına kendini savunan bir Avrupa'ya ihtiyacımız var" ifadeleriyle Avrupa ülkelerinin güvenliğinin tehdit altında olduğunu ilan etmişti.

ABD Başkanı Trump’ta, "ABD gelmeden önce Paris'te Almanca öğrenmeye başlıyordunuz" sözleriyle önce iki dünya savaşında karşı karşıya gelen Almanya ve Fransa arasındaki tarihsel duruma bir gönderme yapmıştı.

Yani,Macron,'Nato öldü 'düşüncesini ilk kez seslendirmıyordu.ABD ile Avrupa arasında bu tartışmalar devam ederken, Putin kıs kıs gülüyor, Rusya’ya karşı kurulmuş NATO’nun ölüm döşeğinde oluşunun tadını çıkarıyordu.

Geçen yıl tartışmalar sürerken Rusya Lideri Putin, ’Avrupa güçlü bir ekonomik oluşum ve ittifak Bu nedenle üye ülkelerin savunma ve güvenlik alanlarında bağımsız ve egemen olma isteği çok doğal. Bunun çok taraflı dünyada olumlu bir gelişme olduğunu düşünüyorum ’diyordu.

Avrupa arayışa başlamıştı. 25 ülkenin savunma iş birliğini artırmasını öngören Yapılandırılmış Daimi İş birliği (PESCO) ortak savunma alanında önemli bir adım oldu. AB Komisyonu 2021-2027 bütçesi çerçevesinde çok ciddi bir artışa giderek ilk defa savunmaya yaklaşık 28 milyar avro gibi yüklü miktar ayırmayı planlıyordu.Bunlar,AB'nin ilk etapta Avrupa ordusu kuramasa da, ortak savunmaya ciddi yatırım yapmaya başladığına işaret ediyordu.

Fransa ve Almanya'nın yanı sıra, İtalya ve İspanya da ortak bir ordu kurulması fikrine sıcak bakıyordu. Bunların yanı sıra Macaristan, Çekya, Polonya ve Slovakya da ortak ordu kurulması fikrine olumlu yaklaşıyor ancak bu ülkeler ortak askeri gücün göçmen akınlarına karşı kullanılması ve sınır güvenliğinin arttırılması yönünde görüş bildiriyordu.

Bu gelişmelere paralel, Birlik'in ilk günlerinden bu yana ortak ordu fikrinin karşısında bir tutum sergileyen İngiltere'nin, ‘AB’den ayrılacak olması ortak ordu sürecinin önünü açabilir ’deniyor.

İngiltere'nin yanı sıra, Rusya'ya komşu olan Letonya ve Litvanya'nın ortak Avrupa ordusu yerine güvenlikleri için NATO şemsiyesini tercih ettikleri biliniyor. Avusturya, İsveç, Finlandiya ve İrlanda gibi ülkeler ise askeri tarafsızlıklarını korumak için ortak ordu fikrine karşı çıkıyor.

TÜRKİYE’DE NATO’YA BAKIŞ

Türkiye NATO’ya 1952 yılında üye oldu. Aradan 70 yıl geçtikten sonra, NATO’ya bakışımız giderek olumsuzluk gösteriyor. Özellikle Suriye olayında, Türkiye’yi yalnız bırakan NATO yerlerde sürünüyor.

TARİH:4 TEMMUZ 2019

Kadir Has Üniversitesi, 2012 yılından beri her yıl yaptığı Türk Dış Politikası Kamuoyu Algıları Araştırması’nın 2019 yılı sonuçlarını açıkladı. Araştırmaya katılanlara göre, ‘Türk dış politikasının en önemli meselesi’ ABD ile ilişkilerdi...

2016’da araştırmaya katılanların sadece yüzde 1,2’si ABD ile ilişkileri Türk dış politikasının en önemli sorunu olarak görürken bu oran 2017’de 4,1, 2018’de 9,6 olduktan sonra 2019’da 20,6’ya yükselmişti.

İkinci sırada yüzde 18,3 ile “sınır ötesi terörle mücadele”, üçüncü sırada ise yüzde 12 ile “Suriye’de iç savaş”, dördüncü sırada ise yüzde 10,5 ile “Suriye’de YPG-PKK varlığı” yer alıyordu.

ABD, 2016, 2017 ve 2018’de olduğu gibi 2019’da da Türkiye için en fazla tehdit oluşturan ülke olarak görülüyordu.2016’da ankete katılanların yüzde 44,1’i ABD’yi en büyük tehdit olarak görürken 2019’da bu oran yüzde 81,3’e yükselmişti. ABD’yi yüzde 70,8 ile İsrail, yüzde 65 ile Fransa, yüzde 52,8 ile İngiltere takip ediyordu. Ankete katılanların yüzde 44,2’si Rusya’yı, yüzde 41’i ise Çin’i tehdit olarak görüyordu.

Azerbaycan yüzde 65,3 ile Türkiye’nin en büyük dostu kabul edilirken onu yüzde 61,5 ile Türkmenistan ve yüzde 59,8 ile KKTC izliyordu.

Katılımcıların yüzde 55,8’i Rusya’ya pozitif yaklaşırken yüzde 75’i ABD hakkında negatif değerlendirmelerde bulunuyor, bu ülke hakkında “güvenilmez, “sömürgeci” ve “düşman” sıfatını kullanmayı yeğliyordu..

3-4 ARALIK LONDRA NATO ZİRVESİ

NATO 70 yaşında, işi bitti mi? tartışmaları sürerken, Londra’da, NATO’nun geleceğini de etkileyecek bir zirve gerçekleşecek. Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan, bu toplantıya çok önem veriyor. Çok iyi hazırlanıyor.

Başkanımız Erdoğan, burada, Merkel-Almanya, Macron-Fransa ve Johnson-İngiltere liderleri ile SURİYE BAĞLANTILI BİR TOPLANTI yapacak. Erdoğan, dörtlü toplantının, Şanlıurfa’da yahut Gaziantep’te yapılmasının daha isabetli olacağını söylemişti. Çünkü Suriye meselesi, mülteciler meselesi Türkiye'nin içinde yanı başında yaşanan bir hadise. Bunun doğru adresinin de burası olduğu açıktı. Çeşitli gerekçelerle toplantının NATO Zirvesi'ne kadar yapılamayacağı anlaşıldı.

Bunun üzerine Londra'da 3-4 Aralık'ta yapılacak olan NATO Zirvesi marjında bu dörtlü zirvenin yapılmasında mutabık kalındı.  Barış Pınarı Harekâtı’nın sunduğu fırsatlar, mültecilerin geri dönüşü, güvenli bölgenin kurulması ve bundan sonraki siyasi süreçle ilgili neler yapılabileceği konusunu detaylı bir şekilde ele alınacak.

Başkanmız Erdoğan, Londra’da, Barış harekâtını anlatacak, devamında şöyle konuşacağı ifade edildi:

‘Barış Pınarı Harekâtı Tel Abyad ve Resulayn bölgesinden başlamak üzere Suriye'nin kuzeyinde, Türkiye-Suriye sınırında 30 kilometre derinlikte bir güvenli bölgenin kurulmasına imkân sağlamalıdır. Bu durumda mültecilerin geri dönüşüyle ilgili olumlu bir zemin oluşacaktır. Türkiye sınırının terör unsurlarından temizlenmesi" ve "mültecilerin güvenli, gönüllü ve onurlu şekilde geri dönüşünü sağlayacak zemini oluşturmak kararındadır.

Bu hedeflere büyük oranda ulaştık, ulaşmaya da devam ediyoruz. Sahada durum hassasiyetini korumaya devam ediyor. Bununla da ilgili tedbirlerimizi aldık,  Daha geniş bir zaviyeden bakıldığı zaman Suriye'deki büyük fotoğrafı da göz ardı etmemek gerekiyor. Özellikle anayasa komitesinin çalışmalarını tamamlaması ve Suriye'yi yeni, demokratik, kuşatıcı, şeffaf, meşruiyeti olan bir yönetime kavuşturacak adımların atılması son derece önemli. Suriye'de bütün bu süreci sonlandıracak seçimlerin yapılması Suriye halkının özgürce iradesini sandıkta yansıtması konusu üzerinde ortak harekete geçmeliyiz’’

Mültecilerin geri dönüşüyle ilgili olarak BM Mülteciler Komiserliğinin yapacağı çalışmaya önem veriyoruz. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de konuya destek vereceğini ifade etti.

Bizim kontrolümüz altında olan bölgelere mültecilerin geri dönüşüyle ilgili BM çatısı altında neler yapabiliriz. Avrupalı ülkeler de bu sürece katkı vermelidir’’

SONUÇ

NATO LONDRA ZİRVESİNE ABD BAŞKANI TRUMP’TA KATILACAK. BAKALIM, NATO ÖLDÜ DİYEN MACRON’A NE SÖYLEYECEK?

NATO ÖLÜM DÖŞEĞİNDE. LONDRA’DA HASTANIN İYİLİŞMESİ İÇİN NELER KARARLAR ALINACAK GÖRECEĞİZ.