Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Hürmüz - Kızıldeniz – Akdeniz’de Küresel Dans

Bülent ERANDAÇ
20 Mayıs 2019 12:32

Çin-ABD ticaret savaşlarının yeni dalga boyuna evirilmesi, dünya ticareti deniz geçişlerinin hayati hattı, Hürmüz, Kızıldeniz(Yemen)-Sudan ‘da savaş trafiğinin artışı, Doğu Akdeniz’e üşüşen küresel ve bölgesel güçlerin donanmaları, göze batan ‘Deniz Kurdu’ harekâtımıza paralel, Türkiye’deki büyükelçilerin Dışişleri’nde toplanıp ‘Doğu Akdeniz sınırlarımızın gösterilmesi, takiben AB’nin, “28 ülkeyle Rum Kesimi’nin yanındayız” açıklaması, Somali’de Türk mühendisin öldürülmesi, İran’a yönelik ağır yığınak başlatılması küresel bıçak sırtının üzerinde hassas gelişmeleri işaret ediyor.

Büyük resime bakarsak, Türkiye için en nazik konular. Dünyanın 3 büyük küresel gücüyle(ABD-Rusya-Çin) bire bir ilişkileri yürüten, kollayan Türkiye’miz için, yeni aşamalara 24 saat dikkat etmemizi, dünyaya 360 derece bakmamızı gerektiriyor.

Trump ve Putin, İki süper arasında Venezuela, Suriye, İran, Hürmüz, Yemen, Sudan, Somali, Ukrayna gibi sıcak temaslar-sıcak psikolojik savaşlar yürürken, Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın uyuyacak vakti bulunmuyor.

Biliyoruz ki, ABD (Trump)-Putin (Rusya) arasında çok gizli görüşmeler sürüyor. Suriye, İran, İsrail dosyaları Türkiye’yi çok ilgilendiriyor. Suriye ve Basra’daki İran varlığı/etkisinin sınırlanması paketleri Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın hep merceklerinin altında.

Görüyoruz ki, ABD bir yandan Çin’e yönelik ticaret savaşlarında ağır toplarını mevziye sürerken, aynı anda Rusya’ya manidar yakın davranması dikkatlerden kaçmıyor.

İşte bu noktada, Haziran sonundaki G-20 Zirvesi’nde Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın, Trump, Putin ve Şipıng’le yapacağı görüşmelere şimdiden birçok senaryoya işaret çekiliyor.

Meselelerin İran, Hürmüz-Basra havzası-Aden körfezi-Doğu Akdeniz’in savaş haritasına dönüşmesi, korkulu günleri geceleri işaret ediyor.

Korku tünelinde ne var?

Hürmüz Boğazı, Orta Doğu'daki petrol üreticisi ülkelerin Asya, Avrupa, Kuzey Amerika ve ötesine ikmal yaptığı kritik bir güzergâh. On yıllardır süregelen bölgesel gerilimlerin de hep merkezi konumunu sürdürüyor.

İran ile Umman sınırlarını ayıran boğaz, Umman Körfezi ve Basra Körfezi arasında yer alıyor. Boğazın en dar noktasında genişlik 33 kilometreye ulaşırken, su kanalı, iki yöne de 3 kilometrelik bir nakliye rotasını kapsıyor.

Batı ve Türk istihbarat raporlarına göre, Hürmüz boğaz sularından 2017 yılında günde 17,2 milyon varil, 2018 yılında günde 17,5 milyon varil taşındı. Küresel petrol tüketiminin günde yaklaşık 100 milyon varil olduğu düşünülürse, bunun beşte biri Hürmüz Boğazı'ndan taşınıyor. Ham petrolün büyük bir bölümü Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'nü (OPEC) oluşturan Suudi Arabistan, İran, BAE, Kuveyt ve İran'dan ihraç edilerek Hürmüz Boğazı'ndan başka ülkelere ulaştırılıyor.

Dünyanın en büyük LNG ihracatını yapan Katar'ın ürettiği sıvılaştırılmış doğal gazın neredeyse tamamı bu güzergâhtan geçiriliyor.

İran ABD ve beş dünya gücü ile 2015'te nükleer anlaşmayı imzalayarak yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer programını dizginlemeyi kabul etti. Ancak ABD Başkanı Donald Trump'ın anlaşmadan çekilmesi sonrası 2018'de Tahran'a uygulanan yaptırımlar geri döndü.

ABD, İran'ın nükleer silah üretimini sürdürmesinden endişeliyken, Tahran bu iddiayı reddediyor.

Temmuz 2018'de İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, ülkesinin petrol ihracatını sıfıra düşürme çağrısında bulunan ABD'ye tepki göstererek, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki petrol akışını aksatabileceğini ima etti. İran Devrim Muhafızları'ndan bir komutan da, İran'dan petrol ihracatının durdurulması halinde Hürmüz Boğazı'ndaki ihracatın tamamını engelleyecekleri uyarısında bulundu.

ABD ile İran arasında, psikolojik savaş sürüyor. Petrol fıyatları yükseliyor. Petrolünün büyük kısmını İran’dan alan Çin, nefes nefese meselenin önünde, arkasında dolaşıyor.

SAVAŞ ÇIKAR MI? Derin ABD’nin bir kanadı SAVAŞ İSTİYOR (Trump’ın güvenlik danışmanı Bolton ve adamları) ancak Rusya, Türkiye, Çin, Hindistan, Japonya’nın direkt ve endirekt pozisyonları savaşı geriye iterken, ABD’nin, İran’da rejim değiştirnme yolunda psikolojik savaş tekniklerini hızlandıracağını gösteriyor.

Bu noktada, Rusya lideri Putin’in, 'Nükleer üretim mekanizmasını çalıştıracağız' diyen İran’a yönelik, ‘Rusya itfaiye değildir’ çıkışını muhakkak bir kenara yazmalıyız.

KIZILDENİZ -YEMEN -SUDAN (SEVAKİN ADASI)

Yemen’in Hint Okyanusu’ndan Kızıldeniz’e (Süveyş Kanalı’na) girişindeki coğrafi konumu ülkeye (uluslararası deniz yollarının kontrolü açısından) büyük bir stratejik önem kazandırmaktadır. Suudi Arabistan açısından (uzun bir sınırı paylaştığı güney komşusu) Yemen’in önemi daha da büyüktür. Riyad’in İran’ın etkinlik ve kontrolünü  (Suudi Arabistan’ın hemen güneyindeki oldukça dağlık bir bölge olan) Yemen’e uzatmasını ciddi bir güvenlik sorunu olarak algıladığı açıktır.

Birleşik Arap Emirlikleri kuvvetlerinin Yemen’e ait (Hint Okyanusundan Kızıldeniz’e girişte yer alan) Sokotra adasını (hem de Suudi Arabistan’ın desteklediği Cumhurbaşkanı Mansur Hadi güçlerinden) ele geçirmeye çalışması Yemen’in (özellikle Körfez Arap Ülkeleri için) stratejik önemini ortaya koymakta, bugün Yemen üzerinde meydana gelen mücadelenin (çatışmanın) nedenlerini de anlamayı kolaylaştırmaktadır.

Yemen’in Suudi Arabistan ile İran arasındaki bütün Orta Doğu’ya yayılan mücadelede önemli bir çatışma alanı haline dönüştüğü açıktır. Suudi Arabistan’ın Yemen iç savaşına doğrudan müdahale amacıyla oluşturduğu hava gücüne (Mısır, Fas, Sudan, Bahreyn gibi) birçok Arap ülkesi doğrudan katkı sağlamaktadır. Birleşik Arap Emirlikleri Yemen savaşına (Suudi Arabistan yanında) en fazla (doğrudan) müdahale eden bölge ülkesi durumuna gelmiştir. ABD de Suudi Arabistan’a Yemen savaşında lojistik destek sağlamaktadır.

Bugün Yemen’i kontrol altına almak amacıyla sürdürülen iç savaşın tüm Orta Doğu bölgesinde yaşanan Suudi Arabistan-İran çatışmasının önemli bir parçası olduğu çok açıktır. Riyad ile Tahran arasındaki çatışma bugün Orta Doğu’da birçok ülkeye yayılmıştır. Suriye, Irak, Bahreyn ve Lübnan (Yemen’den sonra) Riyad-Tahran çatışmasının en yoğun olarak görüldüğü Arap ülkeleridir. Bu dört ülkede de (aynen Yemen’deki gibi) ülke nüfusunun önemli bir bölümü (Irak ve Bahreyn’de çoğunluğu) Şii’dir. Bu durum hem Tahran hem de Riyad’ın dış politikalarında bölgedeki mezhep ve etnik bölünmelerini kendi amaçları doğrultusunda kullandıkları suçlamalarına hız kazandırmaktadır.

Orta Doğu’da hızlanan Suudi Arabistan-İran çatışmasına (diğer bölgesel bir güç olan) İsrail ile (küresel bir güç olan) ABD’nin aktif bir şekilde katıldıkları, (Trump yönetimindeki) ABD’nin İran’ı doğrudan hedef alabileceği, Rusya’nın İran’ı desteklemeye devam ettiği görülmektedir.

Somali ve Cibuti’de TÜRK ÜSLERİ, Sudan-Sevakin adasında kontrolü ele alan Türkiye, Kızıldeniz’de kilit ülke konumundadır. Merkeze Türkiye-Sudan dost ilişkilerini alırsak, ABD-İsrail’in, Sudan’ı karıştırma, darbe planlarında Sevakin’in olduğunu asla unutmamalıyız. Çünkü deniz ticaretinde Sevakin’le Türkiye’nin ağırlığı, Derin-ABD-İsrail’i rahatsız etmektedir.

DOĞU AKDENİZ DENKLEMİ

Doğu Akdeniz, 21 inci yüzyılın DENİZ TİCARETİ VE ENERJİ REZERVLERİYLE EN KRİTİK HAVZASIDIR.

Bölgenin çevresinde gelişen tehditler karşısında bir engelleme kuşağı teşkil etmektedir; terörizm, insan ticareti (yasa dışı göç), göçmen kaçakçılığı, düzensiz göç, silah kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, uluslararası örgütlü suç, fakirlik, stabil olmayan rejimler, kitle imha silahlarının yayılması, Afganistan’dan Sahra Altı Afrika’sına kadar uzanan istikrarsızlık, bölgenin çevresindeki özelliklerinden bazılarıdır.

Öte yandan; Doğu Akdeniz, askerî açıdan Orta Doğu’da yaşananları takip etme imkânı ve gerekli görülmesi durumunda operasyonlar için, Libya örneğinde olduğu üzere, sıçrama tahtasına dönüşme imkânı sunmaktadır. Doğu Akdeniz’deki önemli doğalgaz rezervinin bölgenin stratejik önemini artırmakla birlikte transit enerji taşımacılığını bir gerek olarak öne çıkarmakta ve kıyıdaş ülkeler arasındaki ilişkilerin doğasını da değiştirmektedir.

Bölgenin jeopolitik değeri kapsamında; Çin, Kuşak ve Yol girişimi ile XXI. yüzyıl denizcilik vizyonunu Doğu Akdeniz’i de dâhil ederek çizmiş; deniz hâkimiyeti yarışına donanmasıyla dâhil olan Rusya, Suriye’ye İran’la beraber müdahale edişi, ABD-İngiltere-Fransa-İsrail’in bölgeye deniz ticareti ve enerji denklemi içinde özel bir değer vermiş olmaları, Türkiye’nin bölgesel güç olarak giderek ağırlığını koyması bölgedeki JEOPOLİTİK DENKLEMİ OLUŞTURMAKTADIR.

Avrupa Birliği tarafından desteklenen Doğu Akdeniz Boru Hattı (East Med) projesi, İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs Rumları – Mısır işbirliğinin somutlaşması,; Türkiye-Yunanistan-Rumlar arasında yaşanan anlaşmazlık, bölgenin geleceği için en önemli gelişmelere gebedir.

Bölgesel denklemin yeniden kurulduğu günümüzde, Doğu Akdeniz’in istikrarsız konumu, enerji güvenliği açısından çok daha önemli hale gelmiş ve aktörlerin gelişen süreçte konumlarını tekrar değerlendirmeleri gerekmiştir. Bu çalışmada; ABD, RUSYA, ÇİN başta olmak üzere önemli küresel güçler ile bölge ülkelerinin, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’e yönelik askeri, ekonomik ve siyasi alandaki strateji ve taktiklerini enerji güvenliği çerçevesinde yeniden yapılandırma çabası içerisinde oldukları açıktır.

Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan Milli Güvenlik Kurulu’nun MAVİ VATAN’DA (DOĞU AKDENİZ) TÜRKİYE’NİN HAYATİ ÇIKARLARI İÇİN ALDIĞI bir kararı var. Türk Devleti diyor ki: Önümüzde üç ihtimal var. Bir. Bizimle bu sorunu çözersiniz, doğalgazı paylaşırız. İki. İşinize devam edersiniz, çıkan doğalgazdan payımızı alırız. Üç. Savaşırız. 

Mavi Vatan ve Deniz Kurdu tatbikatlarımızla, Türkiye tarihinin en büyük donanma harekâtlarını gerçekleştirdik, TÜRK BAYRAĞI AKDENİZ’DE DÜNYAYA MESAJ VERDİ.

Çünkü Türkiye Doğu Akdeniz’deki haklarının gasp edilmesini mavi vatan topraklarının işgali olarak kabul ediyor. Fatih - Barbaros – Yavuz sismik araştırma-sondaj gemilerimizle, Kıbrıs’ın her yönünde harekât halindeyiz. Türk donanmasının eşlik ettiği gemilerimiz, Rum yönetimi ve Yunanistan’ın gasp etmeye çalıştığı tartışmalı alanlarda sondaj çalışmalarını sürdürüyor.

BÖLGEYE SINIRI BİLE OLMAYAN ÜLKELER ARAMA YAPIYOR

2. 3. ve 9. sahalarda İtalyan Eni ve Güney Kore'li Kogas şirketlerinin lisansı bulunuyor. 6. ve 11. sahalarda Fransız Total ve İtalyan Eni şirketleri eşit yüzdelere sahip. 8. blokta Eni tek başına sözde ruhsat sahibi. 10. blokta ABD'li Exxon Mobil ve Katar Petroleum ortaklığı, 11. sahada Total ve Eni ortaklığı sözde ruhsatları elinde bulunduruyor

Kıbrıs'ın 13 parselinden 1, 4, 5, 6 ve 7 no'lu parsellerin bir bölümü, Türkiye'nin ruhsat verdiği bloklarla kesişiyor. 3 no'lu parsel ise Kuzey Kıbrıs'ın TPAO'ya verdiği ayrıcalıklı alan ile çakışıyor.

SONUÇ

Fatih, adanın batısında doğalgaz arama çalışmalarına başlarken, sömürgeciliğiyle tanınan AB'den küstah açıklamalar geldi. Doğu Akdeniz’in doğalgaz rezervleri, küresel güçlerin iştahını kabartırken, Gazın, Avrupa pazarına taşınması hedefinde birleşen HAÇLI-SİYONİSTLER, aralarında bölgesel kumpaslar içindeler. Türkiye'yi uluslararası planda zor duruma düşürmeyi de hedefleyen Kıbrıs Rumları, ABD, Avrupa, Yunanistan, Mısır, İsrail. Akıllarına göre tezgâhlar  peşindeler. Doğu Akdeniz'i Türkiyesiz, yeni bir enerji üssüne dönüştürmek hayali içindeler. Ancak, başaramayacaklar.