Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Filistin’in Makûs Talihi

Bülent ERANDAÇ
29 Haziran 2020 10:13
A-
A+

İsrail’in toprak gaspında, 1 Temmuz 2020 günü son perde mi olacak? İsrail’in ilhak projesiyle iki devletli çözümün tabutuna son çivi çakılmak üzere mi?

Bu soruya cevap vermeden önce, yakın geçmişte dikkati çeken, bir konuyu değerlendirmeye sunmak istiyorum.

İSRAİL’IN SINIRI NERESİ? Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, fazla uzak deil,TARİH:24 EYLÜL 2019 TARİHİNDE, Birleşmiş Milletler ’de konuşmuş, İsrail’in Filistin’i yutmasını, dünyanın dikkatine net ve açık sunmuştu: Evet. İSRAİL’E KARŞI, Dünyada net ve açık konuşan lider Cumhurbaşkanı Erdoğan'dır. “İsrail’in sınırı?” sorusunu yöneltmişti:

"İsrail devletinin sınırları neresidir? "1948 sınırları mıdır, 1967 sınırları mıdır, yoksa daha başka bir sınırı var mıdır? Tıpkı işgal edilen diğer Filistin toprakları gibi, Golün Tepeleri ve Batı Şeria'daki yerleşim yerleri bu devletin sınırları içinde değilse, nasıl oluyor da dünyanın gözü önünde gasp edilebiliyor?" İsrail 1947'den 2012 yılına kadar gerçekleştirdiği saldırılarda 2'ye böldüğü Filistin topraklarının çoğunu işgal ederek, Filistin halkına geride küçük bir toprak parçası bıraktı.

1947'ye kadar Ortadoğu'da İsrail'in adından bahsedilmezken, bugün İsrail işgal altında bulundurduğu bütün Filistin topraklarında savaş ve etnik temizlik uygulayarak bölgeyi boşaltmayı ve Yahudileştirme hedefini adım adım uygulamaya çalışıyor.

İsrail 1947'den yakın günlere kadar 2012 yılına kadar gerçekleştirdiği saldırılarda 2'ye böldüğü Filistin topraklarının çoğunu işgal ederek, Filistin halkına geride küçük bir toprak parçası bıraktı. Filistin meselesi son saldırılarla birlikte yeniden dünya gündemine otururken, HARITALARA BAKINIZ, Siyonist işgal devletinin Filistin’e nasıl yerleştiği ve nasıl yayıldığını gösteren yukarıdaki haritaya baktığınızda dehşete kapılacaksınız.’’

İsrail’in lideri Binyamin Netanyahu ” 'İsrail'in doğu sınırı' diye tanımladığı Batı Şeria'daki Ürdün Vadisi'nde ve Lut Gölü'nün (Ölü Deniz) kuzeyinde 'egemenlik kurmak üzere 1 Temmuz işgaline hazırlandığını açıklayınca, CUMHURBAŞKANIMIZ Tayyip Erdoğan’ın şiddetle karşı çıkışını sözcüsü İbrahim Kalın dile getirdi. ‘İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim birimlerini ve Ürdün vadisini ilhak edeceğini açıklaması,  uluslararası hukuku yok sayan işgal politikasının yeni bir adımıdır. Dünya bu pervasızlığa dur demelidir.

Filistin halkını yok sayan hiçbir plan ve girişimin meşruiyeti yoktur. İlhak ve işgal politikalarını doğrudan ya da dolaylı olarak destekleyenler bu suçun ortaklarıdır. Kudüs’ün dini, tarihi ve hukuki statüsünü değiştirmeye yönelik adımları da şiddetle reddediyoruz

Filistin toprakları Filistinlilere aittir. Kimsenin onun bir karışını bile birilerine peşkeş çekmeye hakkı yoktur. İslam ülkeleri bu konuda acilen adım atmalı ve İsrail’in işgal ve ilhak politikasına karşı Filistin halkını ve topraklarını korumalıdır. Kudüs, Türkiye’nin kırmızıçizgisidir, Kudüs kutsalımızdır., Kudüs, emanetimizdir. Emanete ihanet eden herkes tarih önünde hesap verecektir’’

Cumhurbaşkanımız Erdoğan, bu çıkışından sonra Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’la uzun görüşmeler yaparak, bir strateji belirlediler. Filistin Özerk Yönetimi, ırkçı rejimin Filistin topraklarını işgal topraklarına ilhak etmesi durumunda Filistin'de güvenliğinin tehlikeye gireceği konusunda uyarılarını sürdürüyor.

Evet. İsrail’in toprak gaspında, 1 Temmuz 2020 günü son perde mi olacak?

İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ve Benny Gantz’ın kurduğu koalisyon hükümetini meclis onayladı.( 18 Mayıs 2020)

Meclis onayının ardından Başbakan Netanyahu, yeniden başbakan olarak yemin ederken, Gantz ise yedek başbakan, gelecekteki başbakan ve savunma bakanı olarak yemin etti.

Netanyahu ile Mavi-Beyaz İttifakı lideri Benny Gantz'ın imzaladığı koalisyon anlaşmasına göre, İsrail Başbakanı 1 Temmuz'dan itibaren Batı Şeria'daki yasa dışı Yahudi yerleşim birimleri ve Ürdün Vadisi'nin "ilhakını" kabine veya meclisin onayına sunabilecek.

10 Haziran 2020 günü, İsrail basınından Times of Israel gazetesi Başbakan Netanyahu'nun müsadere planı kapsamında ilk olarak işgal altındaki Batı Şeria'da yer alan 3 büyük yasa dışı Yahudi yerleşim birimini "ilhak" edeceğini yazdı.

Netanyahu'nun müsadere planının ilk adımı olarak Batı Şeria'daki en büyük yasa dışı Yahudi yerleşim birimleri arasında yer alan Ma’ale Adumim, Ariel and Gush Etzion'u "ilhak" edeceği belirtildi.

Netanyahu'nun 1 Temmuz'da Ürdün Vadisi ve Batı Şeria'daki tüm yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerini "ilhak" etme vaadinde bulunduğunu hatırlatan gazete, "Netanyahu, birçok bölgenin ilhakını geciktirecek ve çok sayıda yerleşimciye ev sahipliği yapan Ma'ale Adumim, Ariel ve Gush Etzion yerleşim birimlerinin ilhakına odaklanacak." bilgisini paylaştı.

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Netanyahu ile 28 Ocak'ta Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısında açıkladığı sözde Orta Doğu barış planında, Batı Şeria'daki yasa dışı Yahudi yerleşim yerlerinin "İsrail'in toprağı" olarak kabul edilmesi ve Tel Aviv yönetiminin Filistin'e ait Ürdün Vadisi üzerindeki hâkimiyetini sürdürmesi maddeleri yer alıyordu.

ABD Başkanı Donald Trump'ın açıkladığı "Yüzyılın Planı"nı yeniden gündeme taşıyan Netanyahu, "Yahuda ve Samira'da (Yahudilerin Batı Şeria'ya verdiği isim) egemenliğimizi uygulamak için 1948'den bu yana elimize geçmeyen bir fırsata sahibiz ve bunun kaçmasına izin vermeyeceğiz." ifadesini kullanarak yeni hükümetin de ilk icraatının işaretini verdi.

Bu planı sadece sağcı Likud Partisi değil, şu anda iktidarda olan Netanyahu'nun başbakanlığındaki koalisyon hükümetine mensup diğer siyasi kanat olan Mavi-Beyaz İttifakı da destekliyor.

1 Temmuz 2020 Gününe Dikkat!

GÖZLER İSRAİL’E ÇEVRİLDİ.

ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve başladığı Ocak 2017’den itibaren kotarmaya çalıştığı ve 28 Ocak 2020 tarihinde açıklanan sözde yüzyılın planında da buna dair bir niyetin olduğu görülüyor.

Son gelişmelerin yolunu açan ise ABD’nin İsrail Büyükelçisi David Freedman’ın sözleridir. Büyükelçinin kendisinin de Yahudi olmasından olacak ki, İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak etmesinin kendi kararı olacağını ve ABD’nin bu karara saygı göstereceğini açıklaması, İsrail yönetimindeki tereddütlerini ortadan kaldırdığı gözlenmektedir.

Tabii ki açıklanan plana gerek, Türkiye dışında İslam ülkelerinden gerekse de uluslararası kurumlardan gelen tepkilerin kınama boyutunda kalması ve İsrail’e henüz bir yaptırımın söz konusu olmaması da İsrail tarafını cesaretlendiren faktörlerden biridir.

ABD Planına,  aralarında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır’ın bulunduğu bazı Arap ülkelerinin, planın tamamen reddedilmemesi gerektiğini açıklamaları ve kapalı kapılar ardında bunu desteklediklerine yönelik iddialar da muhtemelen İsrail’in bu pervasız adımında etkili olmaktadır..

 İsrail yönetiminin ilhak planını pervasızca ilerletmesinde etkili olan faktörlerden biri de Trump’ın açıkladığı Kudüs kararında hem de Kudüs’te büyükelçilik açılmasında gösterilen tepkiler, beklentinin altında kalmış olup o ana kadar dillendirilen tehditlerin sahada bir karşılığı olmadığının görülmesidir.

Netanyahu neden acele ediyor?

İsrail’in Filistin topraklarını yutma ilhak planının aceleye getirilmesinin birkaç sebebi bulunuyor.

 Bunlardan en önemlisi kuşkusuz ABD’de Kasım ayında yapılacak olan başkanlık seçimidir.  Trump’ın kuvvetle muhtemel tekrar başkan seçileceği düşünülürken artık Demokrat Parti adayı olan eski Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın da seçimi kazanma ihtimali ortaya çıktı. Demokrat Partinin İsrail-Filistin meselesindeki yaklaşımı mevcut yönetimden farklılık arz ettiği ve bu eğilimin sorunun çözümünde İsrail’in istemeyeceği bazı sonuçlara yol açabileceği endişesi, İsrail’in elini çabuk tutmak istemesine yol açmış görünüyor.

Acelenin bir diğer sebebi ise, ilhak planının hayata geçirilmesiyle ortaya çıkacak geçici kaotik ortamın, kurulan yeni hükümetin başbakanı olan Binyamin Netanyahu’nun aleyhinde işleyen yolsuzluk davasını arka plana itecek bir faktör olmasıdır.

 Hükümetin kurulmasına rağmen ilk duruşması 24 Mayıs’ta yapılan ve mahkemenin kararıyla duruşmaya katılmak zorunda kalan Netanyahu’nun bu durumdan hiç hoşnut olmadığı biliniyor. Hatta duruşma sonrası yaptığı açıklamada kendisine yönelik darbe iddialarından bahseden Netanyahu, gündemden düşebilmek ve mümkünse yargıyı etkileyebilmek için daha önemli politik hamlelere, ilhak gibi,  ihtiyacı olduğunu düşünüyor.

Yeni hükümetin kurulma biçimi(hem savunma bakanı hem de dönüşümlü sistem gereğince 18 ay sonra başbakanlığı üstlenecek olması da) dikkati çekiyor. Koalisyon partisi  Benny Gantz’ın,  kampanya döneminde Araplara yönelik yapıcı yaklaşımı ve iki devletli çözümü desteklediğine dair sözleri, Netanyahu için risk teşkil etmekte ve bir an önce aksiyon alma ihtiyacı hissetmektedir.

Türkiye ve AB’nin tutumu

Filistin yönetiminin bu süreçteki en önemli destekçileri Türkiye’dir. Türkiye, her türlü baskıya ve nüfuzunu sınırlandırmaya matuf muhtelif senaryolara rağmen Filistin’e verdiği destekten vazgeçmemiş ve ilhak planı konusunda da en sert açıklamaları yapmaktadır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Ramazan Bayramını tebrik vesilesiyle yaptığı konuşmada Kudüs’ün kırmızıçizgileri olduğunu söyleyerek, Filistin topraklarının peşkeş çekilmesine müsaade etmeyeceklerini açıkladı.

AB de ise bir kafa karışıklığı bulunuyor Israil’in ilhak planına karşı olduğunu vurgulasalar da, çok daha etkili çabaları gözlenmemektedir.

Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğuna dair kararın açıklanmasında ve Kudüs’te ABD büyükelçiliğinin açılmasında da görüldüğü gibi Filistin halkının bu gibi hukuksuz karar ve uygulamaları engelleme imkânı çok kısıtlı. Özellikle Doğu Kudüs’te yaklaşık 400 bin civarında Filistinli yaşamasına rağmen, bu bölgenin Batı Şeria’dan fiilen koparılmış olması protestoların etkisini ve sürekliliğini olumsuz etkilemektedir.

 Batı Şeria genelinde yaklaşık 2,8 milyon Filistinlinin yaşamasına rağmen, C bölgesindeki nüfusun ancak yüzde 4 kadarı Filistinlilerden oluşsa da, bu bölgelerde de geniş çaplı ve caydırıcı bir direnişin yaşanması mümkün…

İlhakı önleyecek gelişmeleri, Filistin halkının devamlı yükselecek direnişi, balta Türkiye’nin uluslararası platformları harekete geçirmesinin domine etmesi söz konusu olacak.

Direniş, uluslararası hukukun ve anlaşmalar hukukuna hem de yapılageliş kurallarına göre, askeri güç kullanımından ya da güç kullanım tehdidinden kaynaklanan ülkesel egemenlik iddialarının hukuken geçersiz olduğunun altını çizilmesiyle güç kazanacak.

Siyonizmin Son Faslı Mı?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu konuyla ilgili geçtiğimiz ay yaptığı bir açıklamada “ yeni hükümetin ilk görevi olarak Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimlerinde İsrail hükümranlığının uygulanmasıyla Siyonizm tarihinin son faslının yazılmış olacağını” ifade etmesi üzerinde dikkatle durulması gerekiyor.

Böylece 19. yüzyılda Yahudilerin bölgeye iskânı ile başlayan insafsız, haysiyetsiz hareket, Filistin topraklarının işgalinin tamamlanması manasında olacaktır.

Peki, Batı Şeria’da Filistin topraklarında gayrı meşru kurulmuş Yahudi yerleşimleriyle Ürdün vadisinin nehrin batısında, Filistin tarafında kalan kısmının ilhakı ne anlama geliyor?

Ürdün vadisinin ilhakından en çok etkilenecek olan vadinin diğer yarısının hâkimi olan Ürdün Kralı II. Abdullah “İsrail Temmuz ayında Ürdün vadisini gerçekten ilhak ederse, bu Ürdün Haşimi Krallığı ile büyük bir ihtilafa yol açar” uyarısında bulunmasına yol açtı.

Tek devletli çözümü destekleyenlerin bunun ne manaya geldiğini bilmediklerini ifade eden Kral II. Abdullah, bu tür girişimlerin bölgede daha fazla aşırıcılık ve kaosa, Ürdün Haşimi Krallığı ile de büyük bir ihtilafa yol açacağını, iki devletli planın tek çözüm olduğunu kaydetti.

Trump hariç, Birleşmiş Milletler (BM) ve uluslararası kamuoyu tarafından yasadışı olarak kabul edilen Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimleri, 1967’deki işgalden bu yana geçen elli yılı aşkın sürede, mantar gibi bütün Batı Şeria’ya yayılmış durumda.

Batı Şeria’da yaşayan 3 milyon nüfusun yaklaşık 500 binini bu Yahudi yerleşimciler oluşturuyor. Bu yerleşim yerleri, etrafı çevrili adacıklar ve birbirine bağlanmış yollarla, adeta Batı Şeria’yı bir yerleşim adacıkları denizine ve yollar şebekesine dönüştürmüş durumda. Böylece Filistin’in köy ve şehirlerinin birbiriyle bağlantısı kesilmekte.

Mevcut Yahudi yerleşim birimlerindeki doğum oranı da hem İsrail ortalamasının hem de Filistin ortalamasının çok üzerinde olduğundan, Filistinliler aleyhine bir demografik değişim vuku bulmakta.

İkinci husus, Taberiye ile Ölü Deniz arasındaki Ürdün vadisinin (Gûr), Ürdün-Filistin sınırında, Ürdün nehrinin batı yakasındaki Filistin topraklarını içeriyor olması.

Son sayımlara göre, bu bölgede 60 bin Filistinliye karşılık 10 bin civarında Yahudi yerleşimci yaşıyor. Nüfusun az olması bu bölgenin önemini azaltmıyor. İsrail tarafından iki belediyeye bölünmüş olan bu bölge, nehrin doğu yakasındaki Ürdün hâkimiyetindeki Gûr vadisinin doğu kısmı gibi, deniz seviyesinin 200 ilâ 400 metre altında ve böylece dünyanın en alçak bölgesi olduğundan, doğal sera etkisi gösteren en verimli bölgelerden biri.

Ayrıca su kaynağı açısından da tıpkı işgal edilen Suriye’nin Golan tepeleri gibi oldukça verimli. Deniz seviyesinin altındaki konumu nedeniyle yaz kış sıcak bir iklime sahip olması, toprağının verimliliği ve Lübnan dağlarından gelen su kaynakları nedeniyle yıl boyunca mahsul alınabiliyor. Üzerinde 10 bin yıldır tarım yapılan ve M.Ö. 3000’lerden itibaren çevre bölgelere tarım ürünleri ihraç eden Ürdün vadisi hem Filistin’in hem de Ürdün’ün en verimli bölgesi. Bizlerin Kudüs hurması diye bildiği “mecdul” türü hurmalar da bu bölgede, Eriha’da yetişiyor.

Şayet İsrail bu planını gerçekleştirirse zor durumda kalan Filistinliler, bir müddet sonra Filistin’in başka bölgelerinde olduğu gibi, büyük şehirlere göçmek etmek zorunda kalacak ve böylece demografik “arındırma” da gerçekleştirilmiş olacak. Nüfusu nispeten az olan Ürdün vadisinde ise Filistinlilerin en önemli tarım bölgesi ve su kaynakları tamamıyla İsrail’in kontrolüne geçmiş olacak.

MÜSLÜMANLAR DİKKAT. İsrail’in ilhak projesiyle iki devletli çözümün tabutuna son çivi çakılmak üzere. Şayet bu gerçekleşirse, Gazze şeridini hariç tutacak olursak Filistin diye bir devlet ve Filistin meselesi diye de bir mesele kalmayacak.