Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Büyük Milletiyle Türkiye’nin Aşamayacağı Hiçbir Engel Yoktur

Bülent ERANDAÇ
26 Ocak 2021 15:07
A-
A+

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın tarihi sözlerinden birisi şudur:

“En büyük gücümüz tarihi mirasımızdır. Tarihimizi bilmeden maziden atiye kurduğumuz köprü eksik kalır, işlevsiz kalır.’’

Evet. Tarihe baktığınızda çok acı serüvenlerimizin olduğunu görürsünüz. Tarihten ders almayan, geleceğe doğru bakamaz.

Bu nedenle, genç kuşakların bilmesi gereken yakın TARİH olaylarını hatırlayalım:

BATI’NIN UTANÇ VERİCİ TAVIRLARI,

1) İngiltere Parasını Ödediğimiz Savaş Gemilerini Gasp Etti

1. Dünya Savaşı'nda parasını verdiğimiz halde gemileri İngiltere’den alamadık. İngilizler tarafından gemilerimiz gasp edildi.

 “Sultan Osman” ve “Reşadiye” hadisesini hatırlayalım.

 “Sultan Osman”la “Reşadiye”, bundan 109 sene öncesinin iki savaş gemisi, daha doğrusu bir başka ülkeye sipariş ettiğimiz, bedelini memlekette aylarca süren heyecanlı bir kampanyayla toplayıp son kuruşuna kadar ödediğimiz; ama bir türlü bizim olamayan, “gasp edilen” iki gemidir...

1911’de İngiltere’ye iki gemi ısmarladık. “Sultan Osman-ı Evvel” ve “Reşadiye” isimleri verilecek olan gemiler 1914 yazında teslim edilecekti. “Donanma Cemiyeti” gemilerin parasını temin edebilmek için devreye girdi ve imparatorluğun en ücra köşesine kadar uzanan bir yardım kampanyası başlattı... Halk yemesinden içmesinden kıstı, arttırdığı paranın yanına ziynet eşyalarını da kattı; götürüp cemiyete bağışladı, gemilerin bedelleri böyle toplandı ve son kuruşuna kadar ödendi.

Gemileri teslim zamanı geldi... Gemileri sonraları “Hamidiye Kahramanı” diye isim yapacak ve başbakanlık koltuğuna oturacak olan Rauf Bey, yani Rauf Orbay alacaktı... Rauf Bey beraberindeki yaklaşık bin civarındaki Türk denizci ile beraber aylardır İngiltere’de idi. 2 Ağustos 1914’teki teslimi beklerken yanındaki denizciler de zırhlılar konusunda eğitim görüyorlardı...

İşte o günlerde, dünya ticaret ve askerlik tarihinin en utanç verici olaylarından biri yaşandı: İngiliz Hükümeti, gemilere Türk sancağı çekilmesi töreninden yarım saat önce Sultan Osman’a “el koyduğunu” açıkladı; sonra Reşadiye de aynı şekilde gaspedildi...

Gerekçe, Almanya ile yakınlaşmamız; Avrupa’da savaşın başlamış olması ve İngiliz yapımı olan savaş gemilerinin İngiltere’ye karşı kullanılmaları ihtimali idi. Ne gemileri alabildik ne de peşin ödediğimiz milyonlarca altını...

İngilizler savaş gemilerinin isimlerini değiştirdiler; Sultan Osman’ı “Agincourt”, Reşadiye’yi de “Erin” yapıp donanmalarına dâhil ettiler. Seneler sonra bir hukuki oyun yaparak, bu iki savaş gemisinin önceden tamamını ödediğimiz bedellerini “savaş tazminatı” statüsüne sokup tek kuruşunu bile iade etmediler.

2)Abd Başkanı Jonhson Mektubu

 ’’KIBRIS’TA NATO SİLAHLARINI KULLANAMAZSINIZ.’’

Kıbrıs  ‘ta, Yunan ve Rumlar Türkleri kesiyordu, öldürüyordu. Kıbrıs’ın garantörü olan Türkiye Kıbrıs’a müdahale etmek, katliamları durdurmak üzere harekete geçecekti. ABD Başkanı Johnson bir mektupla; NATO silahlarını kullanamazsınız diyerek, küstahça notlar gönderdi.

Başbakan İnönü’nün emriyle Türk jetleri Kıbrıs’ta Rum askeri mevzilerini bombaladı. ABD Başkanı L. Johnson da bir mektup yazarak, NATO silahlarını bu biçimde kullanamayacağımız küstahça bildirmiş ve 6. Filo’yu Akdeniz’e yollamıştı.

Amerika’ya rağmen, 20 Temmuz 1974 yılında Türk ordusu Kıbrıs’a çıktı. O günden bu yana Yunan’ın tüm oyunları bozuldu. Barış ortamı kuruldu.

Amerika, küstah ve emperyalist yönünü yine gösterdi. Barış Harekâtından sonra, bize açık ve örtülü birtakım müeyyideler uygulandı. Silah vermediler. Bir NATO ülkesi olan Türkiye’yi, NATO’nun patronu Amerika kuşattı. Yıllarca ses çıkarmadılar.

Türkiye kendi silahını yapmaya başladı.

3)Almanya-Leopard Tanklarını Güney Doğu’da Kullanamazsınız

Derin Avrupa’nın piyonları PKK, Güneydoğu’muzu parçalamak üzere harekete geçirilmişti.

Almanya, Türkiye'nin resmi girişimlerine karşın 1993 yılından bu yana Ankara ile “Savunma İşbirliği Anlaşması” imzalamaya yanaşmıyordu. Almanya, terör örgütü PKK'ya karşı sürdürülen mücadelede, “İnsan hakları ihlalleri yaşandığı” gerekçesiyle 1992’de, “Silahlarımı Güneydoğu'da kullanamazsın.” dedi.

Almanya küstahlığı devam etti.

300 milyon Euro bedelli “Leopard II” tankları için 2005'te alım pazarlıkları sürerken, Almanya tankların Güneydoğu Anadolu'da kullanılmaması şartı koymuştu.

Türkiye'ye karşı tavrını sürdüren Almanya, Türkiye ile imzalamaya yanaşmadığı Savunma İşbirliği Anlaşması'nı, Yunanistan ile 1997 yılında imzalamıştı.

4)Amerika Parasını Ödediğimiz F-35 Uçaklarını Vermedi

ABD’nin F-35 korsanlığı: Türkiye'nin parasını ödeyip aldığı 8 uçak ABD ordusuna devredildi.

Türk Hava Kuvvetleri için üretilen 8 adet F-35A savaş uçağı, sözleşme ile Amerikan Hava Kuvvetleri’ne devredildi. Türkiye F-35 üretimi için çalışan 9 ülkeden biri olmasına rağmen, Pentagon S-400’ü bahane ederek ortaklığı askıya aldı.

İşte, bu Batı. Utanmadan NATO ülkesi Türkiye’ye, NATO ülkeleri küstahça ambargo koymayı düşünebiliyorlar.

Bugün tarihimizi yeniden hatırlayan, keşfeden, kucaklayan bir nesil yetişiyor. Türkiye’de başkalarına hayran olmak yerine kendine güvenen, araştıran, geliştiren, başarıya kilitlenen bir gençliğin ayak sesleri var.

Şimdi, hep beraber düşünelim.

Eski Türkiye’ de, bırakın İKİ YIL/BİR YIL, 6 ay sonra ne olacağına ilişkin strateji ortaya konamıyordu. Çünkü birbirinin gözünü oyan, koalisyon hükümetleri vardı; üç aylık hükümetler. Farklı partilerin bakanları günü kurtarma peşindeydiler.

Özellikle, 2007 yılında yaşanan siyasi olaylar; önemli dersler alınmasını içeren bir süreci ifade eder.

Aziz Türk Milleti başını CHP’NİN ÇEKTİĞİ, azgın muhalefetin, AK PARTİ’ YE “Cumhurbaşkanı seçtirmemek” için siyaseti kilitlemesi bardağı çok taşırmıştı. Aziz Türk Milleti, 2007 yılında tarihi bir karar ile  “Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesini sağlayan referandumda EVET” diyerek, Türkiye’nin önünü açtı.

Referandum sonrası yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimine, Başbakan Tayyip Erdoğan ağırlığını koydu. Türkiye nefes aldı.

2014 yılında Cumhurbaşkanı olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan seçildi.

Cumhurbaşkanı seçilmesine rağmen, CHP TAKOZLUK yapayı sürdürüyordu.

2017 yılında CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ YİNE HALKIMIZ TARAFINDAN UYGULAMAYA SOKULDU:

Yeni sistemin ilk BAŞKANI olarak, 2018 yılında Recep Tayyip Erdoğan tekrar seçildi.

Yeni sistem, kararların çabuk alındığı; dinamik ve çok yönlü siyaseti Türkiye’nin önüne serdi. 5 yıllık sürekli iktidar pozisyonu, Türk Devleti’nin uzun vadeli strateji yapma şansını getirdi.

Nitekim Başkan Recep Tayyip Erdoğan, 2023, 2053 ve 2071 stratejilerini açıkladı. Uygulamalar sürüyor.

Yani, eski Türkiye iki yıllık ya da bir yıllık strateji yapamayan, süreçlerden kurtuldu.  Artık 25 yıllık ve 50 yıllık stratejiler yapıyor.

Evet. Türkiye, 83 milyonluk asil Türk milletinin güvenliğini ve savunmasını, birilerinin vicdanına kararına bırakmıyor. Tarihten ders alarak geleceğe bakıyor.

Türkiye için yerli ve milli savunma sanayi olmazsa olmaz bir ihtiyaç. Bugün geldiğimiz noktadan, inşallah daha da gelişecek ve büyütülecek. Sonuç olarak, Silahlı Kuvvetlerimizin ne ihtiyacı varsa azami düzeyde nereye kadar gidebilirse gidelecek.

Uzun vadeli stratejilerden bir yenisi, Başkan ERDOĞAN liderliğinde hazırlandı:

Milli Savunma 2030 Stratejisi

Bu strateji, 10 yıl sonra yeni dünya düzeninde Türkiye’yi KÜRESEL AKTÖR yapmayı öngörüyor.

Türkiye’nin gözbebeği haline gelen savunma sanayi alanında, muazzam gelişmeler içeren STRATEJİ  devrede.

HAVA SAVUNMA SANAYİSİ, 2025-2026’DA S-400 SEVİYESİNE YAKLAŞACAK.

MİLLİ SAVAŞ UÇAĞIMIZ, 2028’de göklerimizde uçacak.

Siperle ilgili (Yerli yapım uzun menzilli hava savunma sistemi)

2025 ve 2026’larda, S-400’lerle ilgili çalışmalara parelel  hava savunmamız MİLLİ OLACAK.

Ana parametre öncelikli olarak, stratejik sistemlerdeki bağımsızlık olacak.

Türkiye’nin İHA kullanımı oyun değiştirici bir faktör oldu. Bunun bütünleşmiş kullanımı çeşitli ortamlarda; kara, deniz, denizaltı, hava unsurlarına bütünleşmiş olacak.

İnsansız sistemleri ile güçlü ordu omurgası oluşturularak; biyo-teknoloji, insan-robot ilişkisi ve yapay zekâ konusunda 2030 hedefleri gerçekleşecek.

İnsansız deniz araçları,  yeni nesil denizaltılar, milli helikopterler… Anadolu’dan sonra ikinci uçak gemisi, 2030 stratejinin hayatı başlıkları olarak göze batıyor.

Füze Atma Platformları

Türkiye son haberleşme uydusunu, ABD’li işadamı Elon Mask füzesi ile uzaya gönderdi.

Gelecek 10 yılda füzeatar ve füzesavar sistemleri öne geçecek. TÜRKİYE 10 yıl içinde, MİLLİ FÜZE ATMA PLATFORMUNU KURACAK.

MİLGEM ve MİLDEN Projeleri

Anadolu uçak gemisi, 2021 yılında Akdeniz’de göreve başlayacak. İkinci uçak gemisi planlanıyor.

Milgem Proje kapsamında, milli olarak tasarlanan ve inşa edilen gurur kaynağı gemilerimizden; TCG-HEYBELİADA, TCG-BÜYÜKADA, TCG-BURGAZADA ve TCG-KINALIADA, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı hizmetine girdi.

Projenin korvet sınıfı olan ilk dört gemisinden farklı olarak, devam gemilerin (5-8.Gemiler)  hava savunma kabiliyetini de içeren; firkateyn sınıfı gemi olacak şekilde tasarlandı ve inşa edilmesine başlandı. Bu kapsamda, ilk gemi olan, yeni nesil ilk firkateyn İSTANBUL, donanmaya katıldı. Kardeşleri firkateynler için ilk kaynaklar yapıldı.

Milli denizaltı projesi MİLDEN başladı; ilk milli ve yarlı denizaltı teslimatı 2022’de yapılacak.

Havadan Bağımsız Tahrik Sistemli (Air Independent Propulsion/AIP ) denizaltılarda; sessiz sürüş, gelişmiş torpido ve güdümlü füze sistemleri bulunacak. Denizaltıların ana tankları Gölcük Tersanesi'nde üretilecek. Denizaltı programına ait tüm elektronik aksam ve sensörler Aselsan tarafından geliştirilirken, askeri yazılımlar ise Havelsan tarafından kodlanacak.

B kapsamda, U-214 AIP tipi 6 adet Reis Sınıfı Denizaltının üretilmesi planlandı. 2022 yılında Reis, Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na teslim edilecek.

Sonuç

ANAVATAN, MAVİ VATAN, GÖK VATAN ve HIBER VATAN STRATEJİLERİYLE HEDEF: BÜYÜK VE GÜÇLÜ TÜRKİYE.

Avrasya’nın kalbindeki TÜRKİYE, BATI İLE DOĞU ARASINDA KİLİT ÜLKEDİR. BÖLGESEL GÜÇ VE KÜRESEL AKTÖRDÜR. Demokrasiye âşık Milletiyle, Türkiye’nin aşamayacağı hiçbir engel yoktur.