Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

3 Şubat Ukrayna Kavşağında Erdoğan Faktörü

Bülent ERANDAÇ
01 Şubat 2022 16:48
A-
A+

Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın önümüzdeki 60 günlük “DIŞ POLİTİKA AJANDASI”na bakınca, Asya’dan Ortadoğu’ya, Balkanlardan Doğu Avrupa’ya kadar nefes kesici temasları görmekteyiz.

Başkan Erdoğan-Türk Devlet Aklı, bir taraftan aktif ve dinamik hamlelerle, bölgesel denklemde rol alan ülkelerle ilişkileri normalleştirirken, başta Ukrayna olmak üzere, Batı bloğunun da tıkanmış nefes borularını açıyor.

Erdoğan’ın planlanan her ziyareti kadar, Ankara’da ağırlayacağı başta Rusya Devlet Başkanı Putin ve İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’la gerçekleştireceği görüşmeler de bölgesel ve uluslararası denklemde derin anlamlar içeriyor.

Başkan Erdoğan’ın ajandası:

-3 Şubat: Ukrayna’ya gidiyor

-Rusya Lideri Vladimir Putin Ankara’ya geliyor

-Putin sonrası ABD Başkanı Biden ile telefon konuşması

-Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier  ile telefon konuşması

-NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg' ile görüşme

-14 Şubat: Birleşik Arap Emirliği’ne gidiyor

-Bahreyn ve Umman ‘a gidiyor

-Mart: İsrail Cumhurbaşkanı Herzog Ankara’ya geliyor.

-11-13 Mart: Antalya Diplomasi Forumu’nda Ermenistan Başbakanı ve Dışişleri Bakanı’nı kabul edecek.

-Mart: Suudi Arabistan ve Kuveyt’e  gidiyor

-Mart: Afrika ziyaretleri …

UKRAYNA’DA ERDOĞAN-BIDEN-PUTİN  

Başkan Erdoğan-Türk Devlet Aklı’nın, Ukrayna’ya yönelik uzun vadeli çok akıllı stratejileri hayati gelişmelere konu oluyor.

Ukrayna üzerinde on yılı aşkın süredir devam eden Rusya-Avrupa Birliği-Amerika Birleşik Devletleri üçgenindeki nüfuz mücadelesinin bu derece sert geçmesi, aslında Ukrayna’nın ne kadar önemli bir ülke olduğunu gösteriyor. Ülkenin bu öneminin başında ise jeopolitik konumu ön plana çıkıyor.

Ukrayna, 2004’te meydana gelen renkli devrimin ardından günümüze kadar geçen sürede çok sayıda siyasi kriz ve iç karışıklık yaşadı. 2014’de Rusya işgaline maruz kalarak Kırım’ı fiilen kaybetti, ülkenin doğusundaki DOMBASS’ta ise yönetimin Rusya yanlısı milislerin eline geçmesine engel olamadı.

Türkiye-Ukrayna arasında jeopolitikten ekonomik ilişkilere, turizmden Kırım Tatarlarının durumuna kadar pek çok kuvvetli bağ var.

Ukrayna-Türkiye ilişkileri Sovyetler Birliği’nin dağılmasından itibaren sürekli iyi düzeyde bir ilerleme gösterdi.

Ukrayna’nın Karadeniz’e kıyısı olması, jeopolitik açıdan Karadeniz’in güvenliğinin sağlanması noktasında Türkiye açısından önem taşıyor. Türkiye ve Ukrayna’nın siyasi ve ekonomik çıkarlarında büyük oranda bir örtüşme var. Bu durum da kaçınılmaz olarak tarafları birbirine daha da yakınlaştırıyor.

Türkiye için Ukrayna birçok açıdan büyük önem taşıyor ve nitekim iki ülke arasında özellikle son yıllarda ikili ilişkilerde artan ivme, bu durumu net olarak gösteriyor.

Türkiye, Ukrayna’nın NATO üyeliği yanında yer alıyor. BM ve AGİT gibi uluslararası örgütlerde de birbirini destekleyen iki ülke, askeri alanda da ikili ilişkilerini geliştiriyor.

Askeri alandaki ilişkiler sadece ikili düzeyde sınırlı değil. NATO-Ukrayna Komisyonu, BLACKSEAFOR ve Karadeniz Uyum Harekâtı askeri ilişkiler açısından önemli bir zemin teşkil ediyor.

Son iki yılda ilişkilerde artan ivmede her iki ülkenin de Rusya ile yaşadığı krizlerin de etkisi oldu. 2014’te Rusya’nın uluslararası hukuku hiçe sayarak Kırım’ı önce işgal ardından da ilhak etmesi, Türkiye açısından Karadeniz’de bir güvenlik sorunu oluşturdu. Ayrıca Kırım Tatarları ile Türkiye arasındaki yakın akrabalık bağlarını da göz ardı etmeyen Türkiye, Rus işgali karşısında Ukrayna’nın yanında yer alarak toprak bütünlüğünü savundu.

Benzer şekilde Türkiye-Ukrayna ilişkilerinin gelişmesi Türkiye-Rusya ilişkilerini gelişmesine engel değil. Zira çıkar odaklı ilerleyen uluslararası ilişkilerde bir ülke ile her konuda anlaşılması mümkün değil. Bu durum Türkiye açısından geçerli olduğu gibi Rusya ve Ukrayna açısından da geçerli.

GÖZLER, ERDOĞAN VE PUTİN’DE…

Cumhurbaşkanımız Erdoğan, Ankara’nın Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunduğunu vurgulamak için 3 Şubat (birkaç gün sonrada da olabilir)   Ukrayna’ya gidecek. Ardından, Rusya Lideri Putin Ankara’ya gelecek. Bu görüşmeler Ukrayna kilidini açma konusunda dünya çapında bir gelişmeyi işaret ediyor. Erdoğan’ın Temel amacı ilk aşamada tansiyonu düşürmek, sonra kilidi açmak.

Rusya Lideri Putin’in ABD Başkanı ile telefonla konuştuğu, iki ülkenin Dışişleri Bakanlarının buluştuğu, NATO’nun Rusya’nın diplomatları ile görüştüğü bir büyük krizde, Erdoğan-Putin ve Erdoğan-Zelenski baş başa görüşme gibi müthiş bir pozisyona imza atacaklar.

Başkan Erdoğan’ın Putin ile yapacağı görüşme sonrası, ABD Başkanı Joe Biden ile telefon görüşmesi gerçekleşecek. Sonra Türkiye, NATO’yu bilgilendirecek. Ukrayna Türkiye’nin gözlem gücü göndermesini istiyor. Putin bu düşünceye eğer yeşil ışık yakarsa Türk gözlem gücü Harkov ve Mariupol’da konuşlanacak. Ukrayna-Rusya krizinin tırmanması halinde Türkiye’nin alacağı pozisyon Moskova, Washington ve Brüksel üçgenini çok etkileyecek.

Son duruma bakalım. ABD Başkanı Biden ile Rusya Lideri Putin’in bilek güreşi sürüyor. Son restleşmeler yapıldı. NATO dağınık bir görüntü veriyor. Rusya-Putin de bunu görüyor ve çatlağı daha da büyütmek için proaktif algı operasyonlarını yürütüyor. Belli ki, NATO'yu özellikle de Almanya üzerinden bir zafiyet içinde yakalamışken taktikleri sürdürüyor.

Pozisyonlara bakınca,  ilginç bir gelişme ortaya çıkıyor. Hem Ukrayna hem de Rusya, Türkiye'nin arabuluculuk tekliflerine olumlu cevap veriyorlar.

Çünkü Ukrayna Başkan Erdoğan’ın ülkelerine çok sıcak baktığını, stratejik beraberlik içinde olduğunu gösteriyor, Rusya Lideri Putin de ABD’ye zemin kaybettirmek için bir NATO ülkesi olan Türkiye-Erdoğan ile arabuluculuk mekanizmasını değerlendirmek istiyor.

Evet. Bu durum Türkiye için önemli bir fırsatı öne çıkarıyor. Hem Ukrayna Lideri Zelenski hem de Rusya Lideri Putin’le teması olan Başkan Erdoğan, etkili bir aktör olabilir.

Kritik kavşakta, Erdoğan-Putin, Erdoğan-Zelenski görüşmeleri ABD ve NATO nezdinde de çok kıymetli bir kanalın çalışması demek.

Türkiye, ikinci ayakta bu sürece Almanya’yı da sokma şansına sahip görünüyor. Yatıştırmayı tercih eden Almanya- Türkiye öncülüğünde bir başka kanal canlanabilir.

Ortada büyük bir fırsat var. Dünyanın en tecrübeli Lideri Erdoğan-Türkiye hem Batı hem de Rusya için çok daha çekici bir partner olup uluslararası siyasetin merkezinde tarihi bir role soyunmuş görünüyor.

BAE-SUUDİ ARABİSTAN-İSRAİL VE MISIR AÇILIMI

Başkan Erdoğan’ın Israil, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri açılımı Türkiye’nin bölgesel güç tahkimatı açısından çok önemli parametreler içeriyor.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)ile ciddi bir yol alındı. 14 Şubat’ta BAE iadeyi ziyarette bulunacak. Erdoğan, BAE ile ilişkileri normale döndürmeyi başarırken Suudi Arabistan, İsrail ve Mısır ile de bu hedefi gerçekleştirmeye çok yakın.

İSRAİL CUMHUBAŞKANI HERZOG ANKARA’YA GELİYOR

23 Aralık 2021 tarihinde, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Türk Yahudi Toplumu ve İslam Ülkeleri Hahamlar İttifakı Üyelerini Külliye’ de kabul etmiş,  kabuldeki konuşmasında, "Türkiye-İsrail ilişkileri bölgemizin istikrarı ve güvenliği bakımından hayatidir" demişti.

Tüm dünyada hoşgörüsüzlüğün tırmandığı bir dönemde gerçekleşen toplantıyı son derece önemli bulduğunu söyleyen Erdoğan, "Özellikle Batılı ülkelerde yükselen İslam düşmanlığı, antisemitizm ve yabancı karşıtlığı ile mücadelede dayanışma içerisinde olmamız gerekiyor" diye konuştu.

Orta Doğu'da barış ve istikrar ortamının güçlendirilmesi için de hep birlikte çaba sarf etme çağrısı yapan Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:

"Filistin konusundaki görüş ayrılıklarımıza rağmen, İsrail ile ekonomi, ticaret ve turizm alanındaki ilişkilerimiz, kendi mecrasında ilerlemektedir. İsrail'in barış çabaları bağlamında samimi ve yapıcı bir tutum sergilemesi hiç kuşkusuz normalleşme sürecine katkıda bulunacaktır. Kudüs'te tüm inanç gruplarının hassasiyetlerini gözetecek bir çözüm bulunabileceğine inanıyorum’

18 OCAK 2022 TARIHINDE ERDOĞAN, İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’un Ankara’ya geleceğini belirtmiş, ‘İsrail ile birlikte Akdeniz gazını Avrupa’ya taşıyabiliriz’ demiş, dikkati çeken notlar vermişti:

“Berat Bey'in bakan olduğu zaman İsrail'le görüşmeler yapılıyordu ve bu görüşmelerde de İsrail buradan çıkacak gazla ilgili Türkiye üzerinden Avrupa'ya götürülmesi konusunda belli bir hedefe varılmıştı. Şu anda bunu yine gerçekleştirebiliriz.

Sayın Herzog'la yapmakta olduğumuz görüşmeler var, Türkiye'ye bir ziyareti olabilir. Başbakan sayın Benet'in bu noktalarda olumlu bazı yaklaşımları var. Hedef olumlu yaklaşımlarla bir yere varmak. Bu olumlu yaklaşım kazan-kazan esasına dayalı olduktan sonra biz Türkiye olarak elimizden geleni yaparız.

Siyasetçiler olarak kavga için yokuz, barış için varız; petrol barışın bir aracı olacaksa bunu kullanırız. Ama barışın aracı olmayacaksa karar her ülkenin kendisine aittir. Sondaj, sismik araştırma gemilerini boşa almadık. Bu çalışmalarla beraber milletimize, bölgeye inşallah imkânlar sağlamanın gayretinde olacağız.”

EVET. Başkan Erdoğan’ın, Rusya Lideri Putin’den sonra ve İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’u Ankara’da kabul edecek olması bölgesel ve küresel dengelerin duvarlarında büyük ses getirecek.

BALKANLAR PARÇALANIYOR

Balkanlar; Avrupa'yı Asya'ya, Asya'yı Avrupa'ya ve her iki kıtayı Anadolu'ya bağlayan bir köprü konumundadır. Balkanlar altı denize açılan bir bölgedir: Karadeniz, Akdeniz, Marmara Denizi, Ege Denizi, Adriyatik Denizi ve Tiran Denizi. Bu konumuyla Balkanlar stratejik öneme sahip bir bölgedir.

Balkanların önemli ülkesi Yugoslavya parçalandı. Ortaya 7 Devlet çıktı.

1991: Hırvatistan (25 Haziran 1991)

1991: Slovenya (25 Haziran 1991)

1991: Makedonya (8 Eylül 1991)

1992: Sırbistan (Karadağ)(3 Haziran 2006)

1992: Bosna-Hersek (6 Nisan 1992)  

2006: Karadağ Cumhuriyeti (3 Haziran 2006)

2008: Kosova (17 Şubat 2008)

BALKANLARDA ERDOĞAN RÜZGÂRI

Türk Devlet aklı,  1991 yılında soğuk savaşın sona ermesinden sonra Yugoslavya’nın parçalanması ve Balkanlarda oluşan jeopolitik boşluğu çok iyi okuyarak, akıllı hamlelerle doldurmaya başladı.

Türkiye’nin, Balkanlardaki jeopolitik hamlelerinin anlam ve önemini daha iyi değerlendirmek için, kısaca nereden nereye gelindiğini analiz edelim.

2002 yılında Başbakan olan Erdoğan-Türk Devlet Aklı, son 10 yıl içinde özellikle Balkanlar’da Bosna Hersek’e, Arnavutluk ve Makedonya’ya özel önem veriyor.

Türkiye için, Balkanlar bölgesi ve Bosna-Hersek ile ilgili dış politikası hayatı parametreler içeriyor. Çünkü bu ülke, Türkiye ile Balkanlar arasında ve Türkiye ile Batı Avrupa arasında bir köprü konumundadır. Bu nedenle Bosna-Hersek'in durumu Türkiye'yi çok yakından ilgilendiriyor.

Türkiye’nin Bosna Hersek üzerindeki hayati parametreleri şöyle:

Bosna-Hersek'in ülkesel bütünlüğünü ve siyasal bağımsızlığını desteklemek, istikrar paktında aktif rol üstlenmek,  bölgedeki Boşnakların ve Türklerin haklarını ve çıkarlarını desteklemek,

Ekonomik yatırımlar yapmak, kredi olanakları sağlamak,  eğitim desteği ve katkısı sağlamak, burslar vermek,

Bosna-Hersek'in bölgedeki rolünü arttıran politikaları desteklemek,

Bosna-Hersek'te kültürel varlıkların korunmasında yanında olmak,

Ekonomik ve sosyal altyapılarını güçlendirilmek için çalışmak,

Topluluklar arasında iletişim arttırarak, "Bölgesel Bağımlılık" esasına dayalı dinamikleri geliştirmek

Balkanlarla  "Yakın Havza Stratejisi" izlemek,

Bölge içi dengeleri gözetmek, bu dengeleri sürekli izleyen aktif ve etkin bir diploması yürütmek’’

BOSNA’DA SAVAŞI TÜRKIYE ÖNLEDİ

Bosna Hersek’e bağlı bir entite olan Sırp Cumhuriyeti’nin eski Cumhurbaşkanı Milorad Dodik’in savaş çığlıkları sürerken, Cumhurbaşkanı  Erdoğan Saraybosna’da, Bosna-Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Zeljko Komşiç ve Konsey Üyeleri Şefik Caferoviç ve Milorad Dodik ile görüştü. Barış iklimi yaratıldı.

Önceki günlerde yeniden sıkıntılar çıktı. Erdoğan, Milli Savunma Bakanı Hulusu Akar’ı tam zamanında Bosna’ya gönderdi. Hayati görüşmeler yapıldı. Sırp milislerin Bosna’yı yeniden ateşe sokmaları önlendi. Ardından Sırbistan Cumhurbaşkanı Vucic Erdoğan’ın konuğu oldu. Bosna Hersek-Sırbistan krizi önlendi.

Balkanlarda siyasi değişimler yaşansa da Türkiye vazgeçilmez bir aktör olarak bölgedeki pozitif imajını koruyor. Bunun sebepleri var;

  1. Türkiye, herhangi bir siyasi dayatmada bulunmuyor. Bölge ülkelerinin iç ve dış politikaları kapsamında verdiği kararlara dışarıdan müdahale etmiyor.
  2. Dış politikasının “bölgesel sahiplenme” ve “kapsayıcılık” ilkeleri gereği Türkiye, bölgedeki pozitif gelişmeleri yakından takip ediyor ve bölgenin kendi sorunlarını çözebileceği her türlü girişimi destekliyor.
  3. Türkiye başlattığı projelerle bir tahakküm yaratmaya çalışmıyor. Yumuşak güç aracı haline getiriyor. Kazan-kazan ilkesi çerçevesinde hem bölgenin hem de yatırımcıların faydasına olan işlerde teşviklerde bulunuyor.
  4. Türkiye meselelere salt kimlik ve din boyutuyla bakmıyor. Elbette ki bölge Müslümanlarıyla daha fazla ilgilendiği söylenebilir ama her kesimi “Türkiye’nin yanında” tutabilecek bir tarihsel ve kültürel birikime sahip olduğundan Balkanlardaki çok kültürlü, çok etnikli, çok dinli toplumların muhafaza edilmesi için bölgesel meselelere dikkatli ve dengeli yaklaşıyor.
  5. Türkiye için bölgede barış ve istikrarın baki olması, kendi iç ve dış politikası kapsamında değerlendirildiğinde elzem olduğundan, yıkıcı değil yapıcı bir vizyona sahip. Batı medyasında yıllarca işlenmesine rağmen Türkiye’nin bölgede gizli bir ajandası yok.

SONUÇ

BAŞKAN Recep Tayyip Erdoğan-Türk Devlet Aklı, Balkanlarda ve Doğu Avrupa’da yardımlaşma, diyalog ve iş birliğini esas alan bir aktör. Tesis edilen yakın ilişkileri koruyor. Bölge ülkelerinin güvenini kazanıyor

Hayatı parametreler parantezinde, Bosna-Hersek, Arnavutluk ve Makedonya’nın Avrupa Birliği'ne aday ülke olarak kabul edilmesini, Bosna-Hersek'in NATO'ya üyeliğine Türkiye en büyük desteği vermiş ve veren ülke konumundadır.

Nihayetinde, Bosna Hersek’te çok kritik gelişmeler yaşandığında Türkiye hemen yanlarında canla başla konumlanıyor.