1 Eylül 2025’te Lüksemburg’un finansal düzenleyicisi Commission de Surveillance du Secteur Financier (CSSF), İsrail’in diaspora tahvil programına ait izahnameyi onaylayarak “Israel Bonds” adı verilen tahvillerin Avrupa Birliği genelinde satılmasına izin verdi.
Tahviller, “İsrail’e destek olun. İsrail savaş halinde.” sloganıyla pazarlanırken, programın İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarıyla bağlantılı olduğu yönündeki tartışmalar uzun süredir devam ediyordu.
Daha önce İrlanda merkezli yürütülen tahvil programı, Dublin’deki siyasi ve sivil toplum baskıları sonrası Lüksemburg’a taşındı. AB kuralları uyarınca ihraççı, onay yetkisinin başka bir üye ülkeye devrini talep edebiliyor.
“Uluslararası hukuka aykırı” iddiası
BM İşgal Altındaki Filistin Toprakları Özel Raportörü Francesca Albanese, tahvillerin satışına sert tepki göstererek şu ifadeleri kullandı:
“Bu tahvillerin satışı uluslararası hukuka göre yasa dışıdır çünkü doğrudan soykırımın finansmanına katkıda bulunmaktadır.”
“Uluslararası hukuk, tüm finansal aktörlerin insan hakları suçlarıyla doğrudan bağlantı kurmaktan kaçınmasını gerektirir.”
İsrail tahvillerinin, İsrail’in savaş harcamalarına doğrudan kaynak sağladığı ve 7 Ekim 2023’ten bu yana 7,7 milyar dolar toplandığı belirtildi.
Finansal ve hukuki tartışma
Tahvillerin bireysel yatırımcılara “dayanışma” temasıyla satıldığı, ancak yaklaşık yüzde 4 gibi düşük getiri sunduğu ifade ediliyor. Bu durum, raporlarda “patriotic premium” olarak tanımlanıyor.
Hukuki değerlendirmelerde Uluslararası Adalet Divanı’nın (ICJ) İsrail’e ilişkin 2024 kararlarına atıf yapılarak, devletlerin işgal ve ihlaller karşısında “iş birliği yapmama yükümlülüğü” bulunduğu vurgulanıyor.
Law for Palestine temsilcisi Şahd Hammouri ise şu değerlendirmeyi yaptı:
“İsrail tahvillerinin AB piyasalarında işlem görmesi uluslararası hukukun ağır bir ihlalidir.”
“İzahnamenin reddedilmemesi ciddi bir görev ihlalidir.”
Hammouri ayrıca, sürece dahil olanların “yardım ve yataklık kapsamında kişisel sorumluluk taşıyabileceğini” ifade etti.
Kurumsal savunma ve tepki
CSSF, kararın yalnızca teknik bir inceleme olduğunu ve ekonomik ya da politik bir onay anlamına gelmediğini açıkladı. Lüksemburg hükümeti de düzenleyicinin bağımsız olduğunu belirterek müdahale edemeyeceğini savundu.
Ancak eleştirmenler, bu yaklaşımın sorumluluğu ortadan kaldırmadığını belirtiyor. Aktivist Anas Obeidat, “Teknik gerekçelerin arkasına saklanmak sorumluluğu ortadan kaldırmaz” dedi.
Hukuki süreç ve baskı
CSSF’ye karşı yatırımcıların yeterince korunmadığı gerekçesiyle Lüksemburg’da dava hazırlanırken, “İsrail Tahvillerini Durdurun” kampanyası tahvil izahnamenin 2026’da yenilenmesini engellemeyi hedefliyor.
Eylül 2026’da yapılacak yenileme süreci, tahvillerin AB’de geleceğini belirleyecek kritik tarih olarak görülüyor.
Diğer İçerikler