Haziran ayının sonlarında İsrail Meclisi Knesset’e sunulacağı söylenen sözde “Ermeni Soykırımı”nın onaylanması teklifi, İsrail Dışişleri Bakanlığı kabinesinde oy birliği ile geçmesine rağmen, Temmuz ayının ilk 10 gününde çıkan haberlere göre resmen durduruldu. Peki, neden durduruldu?
Bunun nedenini öğrenmek için bu tarih aralığında ABD ve İsrail haber sitelerinde yayımlanan analizlere bakmak yeterli olabilir. Zira buradaki analistler olaya İsrail perspektifinden bakmaktadırlar. Bu analizlerin hemen hemen hepsinde, atılacak bu adımın Azerbaycan-İsrail ilişkilerine geri döndürülemez bir darbe vuracağı öngörülmüştü. Zaten Azerbaycan ve Türkiye dışişleri makamları olaya sert bir tepki gösterirken; Azerbaycan, bu karardan dönülmesi için İsrail’e resmen son çağrısını yapmıştı. Dünya genelinde destek tepkisi vermesi beklenilen belki de tek ülke olan Ermenistan ise tam aksine, bu durumun bir silah olarak kullanılmaması gerektiğini söyleyen bir açıklama ile konudan uzak kalmayı seçti. Sonuç olarak İsrail bu teklifi askıya aldı ve geri çekti. Süreç, Bakü’nün tepkisinin ardından İsrail’in bu karara vardığı şeklinde yorumlandı.
Ne yazık ki, Türkiye kamoyu açısından her zaman şüpheyle sorulan “Eğer Türkiye bir savaşta olursa Azerbaycan nasıl bir tepki verir?” sorusuna cevap niteliğindeki bu tarihi olay, medyada “Azerbaycan’ın ihaneti” başlığı ile pompalanan asılsız haberler kadar yankı bulmadı; hatta belirli çevreler tarafından kötüye bile yorumlandı. Azerbaycan’ın tepkisi ve İsrail’in karardan dönmesi, “Azerbaycan ile İsrail’in dostluk seviyesinin korkutucu bir düzeye ulaştığı” şeklinde lanse edildi. Halbuki çok değil, azıcık diplomasi bilgisi olan herkes; aslında Türkiye’ye karşı planlanan bu kararın geri çekilmesinde Azerbaycan’ın çok önemli bir adım attığını, tutumunu net bir şekilde belli ettiğini ve zaten stratejik ilişkilerin de tam olarak bu tip kriz anları için kurulduğunu bilir.
Bu kriz çözüldükten sonra, ne hikmetse daha nefes bile alamadan diğer bir yalan haber devreye sokuldu. 10 Temmuz’da X hesabında kendini Orta Doğu uzmanı olarak tanımlayan Suudi Arabistanlı bir şahıs, Mart ayında İsfahan’ın vurulma görüntülerini kullanarak, "Azerbaycan’dan kalkan İsrail uçaklarının İran’ı vurmaya başladığı" haberini yazdı. O gün bu iddiayı ortaya atan tek kişi, yani kaynak sadece bu adamdı. Gönderinin yorumlarında kendisine yalan haberin kaynağı sorulduğunda, ABD ve İsrail gazeteleri olduğunu iddia etti; fakat yine de basında buna benzer hiçbir haber bulamadık. En son buna benzer bir iddia bir ay önce CNN tarafından yapılmış ve kesin bir biçimde Azerbaycan tarafından yalanlanmıştı. Hatta bunun üzerine, son günlerde Azerbaycan’a resmi ziyarette bulunan İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, Azerbaycan’ı "dost ülke" olarak adlandırmış; savaş döneminde Azerbaycan’ın İran’ın yanında olduğunu ve bunun unutulmayacağını açıklamıştı.
Bu kadar yanlış bilgiye rağmen bu şahıs, iki gündür ısrarla ve özellikle Azerbaycan’ı vurgulayarak yalan haber yapmaya devam ediyor. Türkiye’de belirli bir kitleye hitap eden bazı hesaplar da bilerek veya bilmeyerek bu haberleri pompalamayı sürdürüyor. Yukarıda tüm detaylarıyla anlatılan bu olayın yalan olduğunu ispat etmek için özel araştırmaya bile gerek duymadık. Sadece zamanımızı X’te “Acaba gerçekten Azerbaycan bunu yaptı mı?” diye tüketmek yerine, teknolojinin imkanlarını kullandık. Önce videoyu alıp tersine görsel aratmayla tarattık; video 4 ay öncesine aitti. Daha sonra uluslararası basında böyle bir haber var mı diye baktık; yoktu. Aksine, bu tip dezenformasyon durumlarının Azerbaycan tarafınca belki de yüzlerce kez yalanlandığı biliniyor. İran’ın resmi makamları ve en radikal kesimleri bile Azerbaycan’ı bu savaş döneminde suçladı mı? Hayır. Aksine destek verildiği belirtildi. Peki o zaman, bu asılsız haber niye sosyal medyada her dakika daha fazla paylaşılıyor?
Hadis ilminde kullanılan bir metoda göre; eğer bir ravi birden fazla kez kasti biçimde yanlış hadis naklederse, onun taraf olduğu gözlemlenir, naklettiği hadislere şüpheyle yaklaşılır ve ona itibar edilmez. Yapılan bu haberlerde kaynakların açıkça provokatif ve taraflı olmasına rağmen, hâlâ bu iddialara güvenilip paylaşılması ve bu tip provokatörlerin ekmeğine yağ sürülmesi; ne bilimseldir ne de akla mantığa sığmaktadır.
Azerbaycan ve Türkiye yıllardır misli görülmemiş bir kardeşlikle hareket ediyor. 1990’lı yıllardaki “Bir millet, iki devlet” şiarı giderek kendini geliştiriyor; “Bir Millet, Bir Devlet, Bir Diplomasi, Bir Ordu” anlayışına evriliyor. Bunlar 30 yıl önce birer hayal olabilirdi ancak şu an iki devlet arasında imzalanan anlaşmalar bunun bir şiardan ibaret olmadığını, gerçeğin ta kendisi olduğunu gösteriyor. Sözde Ermeni Soykırımı tasarısının geri çekilmesi de bu ortak iradenin “Bir Diplomasi” kısmını açıkça doğruluyor.
Bu provokasyonların temel hedefi; öncelikle aynı millete, aynı dile ve aynı dine sahip bu iki kardeş halk arasında fitne çıkarmaktır. Zira bu asılsız haberler kurumsal/resmi sitelerde değil; Twitter (X), Instagram, Facebook gibi denetimsiz sosyal medya platformlarında yayılmaktadır. Dikkatli olmak, basit bir şekilde haberin doğruluğunu araştırmak veya resmi haber sitelerinde yayımlanana kadar bu iddialara inanmamak bu provokasyonların önüne geçebilir. Fakat her ne olursa olsun, bu iki kardeş devlet yan yana, belirlenen hedeflere emin adımlarla yürümeye devam edecektir.
Tugay ASADLI
Azerbaycan