İsrail kendi dini tarihine ait kurumları diriltmeye devam ediyor. Bu bağlamda 425’te sona eren Sanhedrin / Yüksek Konseyi’ni tekrar faaliyete geçirip İran ve Suriye’de “Kürtler” ile Dürziler konusunda bildiri yayınladığı basında kendine yer bulmuştur. 16 Ocak’ta neşredilen “Sanhedrin, Kiros ve Tevrat’taki Antlaşmaları Hatırlatarak İran ve Suriye'ye Seslendi” başlıklı ve Adam Eliyahu Berkowitz imzalı yazının girişinde “ Yeni kurulan Sanhedrin, zulüm altında yaşayan halklara seslenmek için yüzyıllar boyunca geçerliliğini koruyacak iki bildiri yayınladı. İlk bildiri, İran halkını İslam Devrim Muhafızları'nı devirmeye ve Büyük Kiros'un örneğinde olduğu gibi İsrail ile ortaklığa geri dönmeye çağırıyor. İkinci bildiri ise Suriye'deki Kürt ve Dürzi halklarını bağımsızlıklarını kazanmaya ve İsrail ile ittifak kurmaya teşvik ediyor. Bu bildiriler, bilgelerin (hahamların) kıyametin gelişini belirleyeceğini anladıkları Tevrat'taki kehanetlerin geri kazanılmasını ve eski ittifakların yeniden kurulmasını temsil ediyor.”[1] denilmektedir.
Sanhedrin Yunanca'dan gelen ve Yaşlılar Konseyi veya Büyük Meclis anlamındaki kelimedir. İkinci Mabet döneminin dinsel, yargısal ve yasa koyucu kurumu olan Sanhedrin, yani Babil Sürgününden (MÖ 539) Filistin’e döndükten sonra Yahudiliğin tarihinde ve ilahiyatında yeni bir dönemi başlatan Yahudi dini liderlerinin meclisi olan "Knesset a-Gedolla"ya uzanır. Günümüz İsrail Parlamenosu Knesset ismini buradan almıştır. "Nasi " adlı başkan ve büyük dini yöneticiden oluşan bir çift (Zug) yüksek memur tarafından başkanlığı sağlanan Sanhedrin, 71 kişiden oluşur ve Kudüs’te Mabet’in yanında toplanırdı. Sanhedrin; en yüksek adalet organıydı, temel suç davalarına, dinsel konsey yasalarına ve Alaha'ya (Yahudi dini hukuku) ilişkin konulara bakardı. Çalışmalarının çoğu Tevrat'ın yorumuyla ilgiliydi ve bunların çoğu "Takanot" adı verilen ve halkın tümünü bağlayan hükümlere kaynak oluştururdu. “Sanhedrin' in mensupları; bilim adamlarından, din adamlarından ve hakimlerden ileri gelen kişilerdi. Ayrıca 23 erkekten oluşan "Küçük Sanhedrin"ler kentte mevcuttu ve bireysel suçlara ilişkin ağır cezalara, ayrıca arazi sınırı ihtilaflarına, miras davalarına ve para cezalarına bakardı. İkinci Mabed’in yıkılışından sonra Sanhedrin, dinsel araştırmaya ve Erets Yisrael ile Diaspora arasındaki ilişkilere eğildi. Statüsü zamanla eridi ve 429'da faaliyeti bitti.”[2] Napolyon tarafından 1807’de toplanan Yahudi temsilcileri konseyine de bu isim verilmiş, Talmud’da Hz. Musa’nın tayin ettiği 70 kişiye dayandığı öne sürülmüştür. Kudüs Yüce Mahkemesi veya 70’lerin Mahkemesi isimleriyle anılması İkinci Mabet dönemine ait Yahudilerin siyasi ve sosyal şartlarının yansımasıdır. Talmud’da konseyin sayısı (70 veya 71) hakkında çelişkili bilgiler mevcuttur. Bu konseyde “Farisi bilgelerin” gözle görülür biçimde yer almaları, Yahudiliğin özellikle İkinci Mabet döneminde Mezopotamya ve Pers kültürüyle şekillendiğini çağrıştırmaktadır. Sanhedrin sadece Filistin’deki Yahudilere değil diyasporeadakilere de sesleniyordu. Yahudi fıkhı (alaha) alanında aldığı kararlar nihaiydi, fermanlar (Gezerot) ve yönergeler (Takanot) yayınlardı.[3] Bu kurum “bir savaşa izin vermeye veya mani olmaya” yetkiliydi. Kral veya kahin seçilmek için bu teşekkülün onayına muhtaçtı. Kendi inancı dışındaki her kesi “kafir” gören Sinhadrin, Rabbinik akım dışındaki diğer Yahudi tarikatları ve Hıristiyanlıkla ilgili etkinlikler dahil çalışmalarına katılan şahıslara karşı hapis cezası vermeye ayrıca ölüm cezası verip infaz etme salahiyetine de sahipti. Mişna’nın “Sanhedrin”faslında yargısal prosedür tasvir edilmiştir.[4] Önde gelen kaynaklar -Helenistik-Yahudi tarihçi Josephus, Yeni Ahit ve Talmud- Sanhedrin'den bahsetmiş olsa da, anlatımları parçalı, görünüşte çelişkili ve genellikle belirsizdir.[5]
İsrail’in kurulmasından sonra Kudüs’te tekrar ihdas olunmasına dair İsrail Din İşleri Bakanı’nın teklifi, Ortodoks Başhahamlığı tarafından ilka başta reddedilmiştir. Kısacası siyasi bir konsey, dini bir mahkeme veya yasama organı olduğuna dair muhtelif görüşlerin bulunduğu Sanhedrin’in, bugün siyasi boyutunu bu bildiriyle tekrar gündeme getirdiği görülmektedir.
Mezkur bildirinin İran'a yönelik kısmında, İran halkının İslamcı yönetim altında ve ondan önce yaşadıklarından dolayı derin üzüntü duyulduğu; “Her ulusun insanlığa önemli katkılarının ancak dünyanın Yaratıcısının, antlaşma halkı İsrail aracılığıyla ilettiği sesini dinlediklerinde ifade edilebileceği” iddia edilerek Pers Kralı Darius döneminde İsrail'de peygamberlik yapan Zekeriya'nın sözleri aktarılır (Zekeriya 8:16-17, 19, 22-23). “Bu ifadeler Perslerin İsrail'e verdiği desteği doğrudan mesihçi vizyonla ilişkilendirir. Zekeriya, İkinci Tapınak döneminde, Kiros ve Darius yönetimindeki Perslerin Yahudilerin Kudüs'e dönmelerine ve Tapınağın yeniden inşa edilmesine izin verdiği dönemde peygamberlik yapmıştır. Sanhedrin, bunda geleceğin bir şablonu görür.” Bildiri şöyle devam eder: “İran'daki tüm halklar için, Devrim Muhafızları'nın zalim yönetiminden kurtulmayı hak ettikleri için dua ediyoruz.” Bildiri Tevrat’ın İran’da yazılan Ester Kitabı’nda geçen Yahudilere kötülük yapan “Haman”ın günümüzdeki torunlarının Humeyni ve Hamanei olduğunu iddia eder ve İran’da ahiren yapılan gösterilere tam destek verilir.
“Sanhedrin'in Kiros'a başvurması, vizyonunun merkezinde yer alıyor. Pers Kralı Büyük Kiros, MÖ 538'de Yahudilerin Babil sürgünden dönmelerine ve Kudüs'teki Tapınağı yeniden inşa etmelerine izin veren bir kararname çıkardı. Peygamber Yeşaya, Kiros'u Yahudi olmasa da Tanrı'nın meshettiği kişi, yani mesih olarak adlandırdı. “Rab, meshettiği kişiye, sağ elini tuttuğum Kiros'a şöyle diyor: ‘Onun önünde ulusları boyun eğdir.’” (Yeşaya 45:1) Kiros, Tevrat’ta yirmi üç kez adıyla anılır ve bu, diğer tüm Yahudi olmayan krallardan daha fazladır. Tapınağın inşasını kraliyet hazinesinden finanse etti. Pers ve İsrail arasındaki bu ortaklık, siyasi bir çıkar değil, ilahi bir düzenlemeydi.” belirtilerek şöyle devam edilir: “Şu anda özgürlükleri için mücadele eden İran'daki tüm halkların mücadelesinde başarıya ulaşmalarını ve Devrim Muhafızları'nın kötü yönetiminin ortadan kaldırılmasını diliyoruz. İran'daki tüm halkların kendi topraklarında bağımsız bir devlete layık olmalarını ve kendileri için adil ve mütevazı, Tanrı'dan korkan ve barışı seven liderler seçmelerini diliyoruz...İran'daki tüm halkların liderlerini, Pers Kralı Kiros'un yolunda yürümeleri, Tapınak Dağı'nda Tapınağın inşasını desteklemeleri ve hatta Nuh'un torunları için ayrılmış yerlere çıkıp orada dua etmeleri için çağırıyoruz, ‘çünkü benim evim, tüm halklar için dua evi olarak adlandırılacaktır’.” (Yeşaya 56:7).
İkinci bildiri ise Suriye’ye, özellikle PYD ve Hicri grubuna ait Dürzilere hitapla şöyle demektedir: "Suriye'de baskı altında yaşayan Kürtlere ve Dürzilere olanları büyük bir üzüntüyle izliyoruz. Bu halklar, Suriye yetkilileri ve Türkiye’nin işbirliğiyle baskı ve katliamlara maruz kalıyorlar... Bugün elli milyonluk bir nüfusa sahip olan Kürtler, devleti olmayan dünyanın en büyük etnik grubudur. Suriye, Irak, İran ve Türkiye'ye dağılmış durumdalar ve tüm bu yerlerde acımasız baskıya maruz kalıyorlar. Kürtlerin Fırat Nehri'nin kuzeydoğusundaki topraklarında bağımsız bir devlete sahip olma hakkını destekliyoruz ve Nuh’un Yedi Emri'ni yerine getiren adil, Tanrı'dan korkan ve barışı seven liderlere layık olmaları için dua ediyoruz."
Dürziler hakkında ise Suriye'deki Dürzilerin İsrail Devleti'ne katılmaya çağırıldığı, (İsrail’deki) Dürzi lider Şeyh Amin Tarif'in yaptığı gibi İsrail ile antlaşma yapmalarını ve İsrail’deki Dürzi kardeşlerinin yolunda yürümeleri, Golan’a (Bashan'a) yerleşmeye gelen “İsrail çocuklarıyla ve topraklarındaki tüm İsrail halkıyla işbirliği yapmaya" davet edilmektedir.
Bashan, İsrail'in 1967'de Suriye'den ele geçirdiği ve 1981'de resmen ilhak ettiği Golan Tepeleri'nin Tevrat’taki adıdır. “Dürzilerin, (Hz.) Musa'nın kayınpederi Yitro'nun (Jethro) torunları oldukları ve bu nedenle İsrail'de miras kalan bir toprak parçasına sahip oldukları” öne sürülmektedir. Halbuki Dürziler Fâtımî halifelerinden Hâkim-Biemrillâh döneminde (996-1021) Vezir Hamza b. Ali tarafından kurulan ve İsmaililerden ayrılan aşırı bir fırkadır.[6]
Berkowitz, Golan'daki Dürzi topluluğu, İsrail ile karmaşık bir ilişki sürdürdüğünü, çoğunun İsrail'de ikamet iznine sahip olduğunu, ancak vatandaşlığının bulunmadığını; Esad rejiminin yakın zamanda düşmesinin, bölgede yeni bir gerçeklik yarattığını, Sanhedrin’in, bunu Suriyeli Dürzilerin Şam'da hangi rejim ortaya çıkarsa çıksın zulüm görmektense İsrail ile tam bir uyum içinde olma fırsatı olarak gördüğünü savunmaktadır.
Şeyh Amin Tarif'in 1928'den 1993'teki ölümüne kadar İsrail'deki Dürzi topluluğunun ruhani lideri olarak görev yaptığı, Dürzilerin Yedi Nuh Kanunları'na bağlılığını ( Yedi Nuh Yasası — Sheva Mitzvot B'nei Noach — putperestliği, küfürü, cinayeti, hırsızlığı, cinsel ahlaksızlığı, canlı hayvanların etini yemeyi yasaklar ve adalet mahkemelerinin kurulmasını gerektirir. Hahamlar, bu emirlere uyan her gayri Yahudinin uluslar arasında dürüst kabul edildiğini ve Ahiret'te payı olduğunu öne sürerler) resmileştiren ve Dürzi teolojisini bu terimlerle çerçeveleyen ilk kişi olduğuna işaret edilir. Berkowitz, onun İsrail Ordusunda Dürzilerin askerlik yapma ilkesini belirlediğini, Dürzi ve Yahudi toplulukları arasında bugün de devam eden bir antlaşmayı teşkil ettiğini; İsrailli Dürzilerin, genel Yahudi nüfusundan daha yüksek oranlarda Orduda üstün başarılarla hizmet ettiği ve muharebe birimlerinde, askeri istihbaratta ve seçkin özel kuvvetlerde liderlik pozisyonlarında bulunduğunu ilave etmektedir. Filistinlilere yapılan zulümlerde bu grup maalesef başat rol oynamaktadır.
Sanhedrin bildirisinde şunları önermektedir: “I. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa sömürge güçleri tarafından yaratılan yapay ulus devletler yerine, Tevrat’taki sınırlar ve antlaşma ilişkilerine dayalı bir Orta Doğu yeniden düzenlemesidir. Vizyon, Yedi Nuh Kanunları'nı kabul eden ve İsrail'in ilahi görevini tanıyan insanların refah içinde yaşayacakları ve mesihçi düzende yerlerini bulacaklarıdır. Mevcut İran rejimi gibi bu çerçeveyi reddedenler, kendilerine ve halklarına acı getirirler.”
Berkowitz, Sanhedrin’in yaklaşık 1600 yıllık bir aradan sonra 2004 yılında yeniden kurulduğunu; üyelerinin, kehanetin gerçekleşeceği ve 3. Tapınağın yeniden inşa edileceği neslin geldiğine inandıklarını; “İran ve Suriye'ye yapılan açıklamaların, öneriler değil, Tevrat hukukunun yürürlüğe giren yasal kararları olduğunu; bu beyanların, Sanhedrin'in Yahudi halkı için en yüksek yasal otorite olarak rolünü ve ulusları Tanrı'ya layık bir şekilde hizmet etmeye yönlendirme sorumluluğunu temsil ettiğini; Sanhedrin’in İran ve Suriye'deki kaosu tarihin bir kazası olarak değil, Meşiyah (Mesih) çağının doğum sancıları olarak gördüğünü;” Tahran'daki protestoların, Esad rejiminin çöküşünün, bölgesel güçlerin yeniden düzenlenmesinin ve eski düzenin çökmekte olduğunun işaretleri olarak idrak etmektedir.
“Sanhedrin, ulusların ya İsrail ve İsrail'in Tanrısı ile ittifak kurarak Kiros'un yolunda yürüyüp bereket alacağına ya da Haman'ın yolunu izleyip yıkımı miras alacağına inanmaktadır. İran halkı bir seçimle karşı karşıya: İsrail'e karşı terörizmi finanse etmek için onları yoksullaştıran ayetullahların zulmü altında kalmak ya da ayaklanıp atalarının Yahudi halkıyla kurduğu ortaklığı geri kazanmak. Kürtler ve Dürziler de benzer bir seçimle karşı karşıya: düşman rejimler altında özerklik aramak ya da İsrail'in sunduğu koruma ve ortaklığı kabul etmek.”[7]
Sanhedrin’in Üçüncü Tapınağın yeniden inşasını talep ederek ulusları buna katılmaya davet ettiğini vurgulaması, Mescid-i Aksa’yı yıkma niyetlerini alenen ortaya koymaktadır.
Bu girişim İsrail’in kendi devlet egemenliğini sürdürmek ve bölgeye hükmetmek maksadıyla küllenmiş ve tarih sahnesinden silinmiş oluşumları nasıl harekete geçirdiğinin somut bir kanıtıdır. Siyasal ilahiyat ve teolojinin en bariz nişanesini yansıtan bildiri, bölgemize ve milletlerine alenen tehditler savurmaktadır. Üstten bakan ve tahkir edici bakışla kaleme alınan bu metin, muharref Yahudi ilahiyatının belirgin bir yansımasıdır. PYD çevresinde toplanan grubun sonunun, sadece tek gayesi Yahudi devleti inşa etmek olan Siyonizmin peşinden gönüllü biçimde gidip köleliğe talip olmalarında noktalanacağı ne hazin ve düşündürücüdür. Sanhedrin, aşikar biçimde bir savaş başlattığını izhar etmekten imtina etmemektedir.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Sanhedrin#/media/Dosya:Sanhedrin1.jpg
[1] https://israel365news.com/415415/sanhedrin-addresses-iran-and-syria-invoking-cyrus-and-biblical-covenants/
[2] Yusuf Besalel, Yahudi Ansiklopedisi, İstanbul: Gözlem Gazetecilik Basın ve Yayın 2002, C.3, 564.565
[3] Sanhedrin ve Takanotlar konusunda Talmud’un müstakil bir kitabı ve bölümü mevcuttur. Bk. Michael L. Rodkinson (trc), The Babylonian Talmud: Tract Sanhedrin, Boston: The Talmud Society 1918.
[4] Besalel, Yahudi Ansiklopedisi, s. 564-566.
[5] https://www.britannica.com/topic/sanhedrin (21.1.2026).
[6] Mustafa Öz, “Dürzîlik,” TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul: TDV 1994, c.10, s.39-48.
[7] Adam Eliyahu Berkowitz, Sanhedrin Adresses Iran and Syria, Invoking Cyrus and Biblical Covenants, 16.1.2026. https://israel365news.com/415415/sanhedrin-addresses-iran-and-syria-invoking-cyrus-and-biblical-covenants/
Sinan İlhan