Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
Türkiye'de Madde Bağımlılığını Önleyici Hizmetler Yeterli mi?
Osman ATALAY
08 Nisan 2021 09:52
A-
A+

“Türkiye’de madde bağımlılığını önleyici hizmetler yeterli değildir, madde bağımlılığı tedavisinde özelleşmiş kamu ve özel sağlık kuruluşu ile bu alanda çalışan personel sayısı son derece azdır ve özellikle de en önemli konu tıbbi tedavi sonrası gerekli olan tıbbi ve sosyal rehabilitasyon hizmetlerinin yetersizliğidir.

Madde bağımlılığı ile mücadele için kurumlar arası iş birliği şarttır. Tüm Bakanlıklar, üniversiteler, sivil toplum kuruluşlarının işbirliği geliştirilmelidir. Ayrıca, madde bağımlılığı ile mücadelede süreklilik de çok önemlidir, bu açıdan bu alana yönelik oluşturulan kurumların desteklenmesinin devamı gerekmektedir.”

Prof. Dr. Artuner Deveci’nin, 2018 yılında İstanbul da Uluslararası Uyuşturucu Politikaları ve Halk Sağlığı Sempozyumunda sunduğu tebliğde yer alan yukarıdaki satırlar paylaşmayı çok önemli gördüm.

Madde bağımlılığı kapsamlı, eş güdümlü çözümler isteyen çok boyutlu bir halk sağlığı mücadelesi haline gelmiştir

Dünya da ve ülkemizde madde bağımlılığı artık kapsamlı, eş güdümlü çözümler isteyen çok boyutlu bir halk sağlığı mücadelesi haline geldi.

Bağımlılık Türkiye’nin çok ciddi, gizli ve çözümü zor bir sorun olarak karşımızda duruyor, maalesef bağımlıların tedaviye başvurma, ikna ve tedavi oranları oldukça düşük.

Son günlerde sosyal medya da popüler haber olarak öne çıkan iki hadise bu konunun ciddiyeti bakımından dikkat çekiciydi. Bunlardan birisi, siyasi bağlantılı olduğundan birkaç gün medya da yoğun biçimde yer aldı, diğeri toplu intihar haberi idi üzerinde çok durulmadı.

İlki, geçtiğimiz hafta, lüks bir araçta uyuşturucu kullanırken çekilen görüntüleri basına sızan ve ev hapsi cezası alan AK Parti Genel Merkezi çalışanı Kürşat Ayvatoğlu haberiydi. İlk ifadesinde kullandığı maddeyi "pudra şekeri" olarak nitelerken ikinci ifadesinde, "1,5 yıldır uyuşturucu madde kullanıyorum" demişti.

İkincisi, Manisa'nın Ahmetli ilçesinde, geçen 31 Ocak'ta bir bağ evinde buluşan Muharrem Zengin (22), kuaför Neşet Dalgın (24), elektronik eşya tamircisi Serkan Zangal (23) ve kuzeni Ümit Zangal’ın ölümleriydi. Gençlerin uyuşturucu alarak eğlendikleri sırada Ümit Zangal aşırı dozda uyuşturucudan hayatını kaybedince, diğer 3 genç de uyuşturucunun etkisindeyken toplu intihar kararı aldı. İntihar öncesi veda videosu çekerek ailelerine gönderen gençler, Ümit Zangal'ın cesedini otomobile koyup 500 metre ilerideki Akçeşme Mevkii'ne giderek, av tüfeğiyle intihar ettiler.

4 genç ile ilgili bu hafta yeni detaylara ulaşıldı. Gençlerin alınan kan örnekleri, İzmir Adli Tıp Kurumu'nda incelendi. 4 gencin kanında kısa sürede bağımlılık yapan ve halk arasında “delirten uyuşturucu ya da "fakir kokaini" olarak bilenen "Kristal met" denilen uyuşturucu madde bulundu.

En tehlikeli uyuşturucu maddelerden biri olan "Kristal met" diğer adıyla metamfetamin kullanan kişilerde, pozitif düşüncelerin yerini negatif düşüncelere bırakıyor ve bu durumun da intiharlara yol açıyordu.

Uzmanlar, bu maddeyi kullananlarda şizofren semptomlarının ortaya çıktığını, kullanılmadığı zamanlarda ve yokluğunda ise arkadaşları ve ailelerini düşman olarak görmelerine neden olduğunu söylüyorlar.

"Kristal met"in Amerika tarafından savaşa giden askerlerin açlık, susuzluk yaşamamaları ve insani duygularını kaybetmeleri için üretilmişti.

Ülkemizde son yıllarda sentetik kimyasal uyarıcıların kullanımının çoğaldığına şahit olmaktayız.

Maalesef Türkiye’nin uyuşturucu, alkol, sigara ve sanal kumar ile olan mücadelesinin altyapısı fikirsel ve fiziksel olarak yetersiz. Büyük ekonomik rant gücüne sahip bu problemler ile mücadele etmek için radikal kararlar gerekiyor.

Uyuşturucu, alkol, sanal kumar ve teknoloji bağımlılıkları ile mücadele teşkilatını bir an önce kurmak zorundayız.

Bu mücadelede, mevcut kamu ve sivil kurumlarının statükocu ve dikey mücadele zihniyet yapısı ile başarı elde etmemiz mümkün değildir.

Türkiye’nin uyuşturucu ile mücadeledeki politikalarının köklü bir değişime ihtiyacı olmasına rağmen bir türlü bu reformun gerçekleşmemesi bize çok büyük maddi-manevi kayıplar yaşatmaktadır.

15 Şubat 2018 yılında, 'Bağımlılık ile Mücadele Yüksek Kurulu' toplantısı Recep Akdağ'ın başkanlığında yapılırken Türkiye çapında Beş Bağımlılık ile seferberlik ilan edilmişti.

Dönemin Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ:

"Önümüzdeki 3 yıl içerisinde mücadeleyi kazanabilirsek bu salgını önleyebiliriz. Aksi takdirde riski azaltma çalışmalarına geçmek durumunda kalabiliriz.

2018-2023 Uyuşturucu ile Mücadele Stratejik Belgesi taslak olarak hazır.

Sürekli olarak Türkiye'de uyuşturucu kullanımının sıklığı ile ilgili açıklamalar yapılıyor. Elimizde 2011 yılında İçişleri Bakanlığının yaptığı bir çalışma dışında çok net rakamlar yok. Bu sene Nisan ayına kadar 3 ayrı çalışmayı tamamlamış olacağız.

2018, 2019, 2020 yılları bizim için uyuşturucu ile mücadele konusunda seferberlik yılları olacaktır. Önümüzdeki 3 yıl içerisinde mücadeleyi kazanabilirsek bu salgını önleyebiliriz. Aksi takdirde bizde birçok Batılı ülkenin yaptığı gibi salgını önlemek durumundan çıkıp, riski azaltma çalışmalarına geçmek durumunda kalabiliriz" demişti.

Aslında, sürekli problemin fotoğrafı ve tespiti ile uğraşmaya devam ediyoruz.

26 Ocak 2021’de bu kez, Bağımlılıkla Mücadele Yüksek Kurulu (BMYK), Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın başkanlığında, kabineden 11 bakanın katılımıyla Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde toplandı. Oktay, bu toplantıda tüm il ve ilçelerde bağımlılık risk haritalarının ve puanlamalarının çıkarılarak periyodik olarak takibinin yapılması, 2'nci Bağımlılıkla Mücadele Şurası'nın 2021 yılı içinde gerçekleştirilmesi, 'Okulda Bağımlılıkla Mücadele' programının okullarda yaygınlaştırılması gibi konuları karara bağlayacaklarını bildirdi.

Üç yıl aradan sonra ikinci bağımlılıklarla seferberlik ilanını gerçekleştirmiş olduk.

İç işleri bakanlığı Narkotik birimi NARKOKOLG projesinin bu sene açıkladığı yeni raporunda; son 3 yılda (2016-2017-2018) gözaltı sayısında yaklaşık %57, tutuklu sayısında %204’lük bir artış yaşandığı tespit edildi ve yapılan ankette uyuşturucuya başlama yaşının ortalama 18 olduğu belirlendi.

Yapılan ankette, uyuşturucu maddeye başlama nedeninin, katılımcıların %33’ünde merak, %23’ünde arkadaş ısrarı, %14’ünde özenme olduğu ortaya çıktı.

Ankette, bağımlıların uyuşturucu maddeyi arkadaş ve arkadaş çevresinden temin ettiği görüldü. Maddenin genel temininin %87’sinin ise sokak satıcılarından yapıldığı belirlendi.

Türkiye’de alkol, uyuşturucu ve sanal kumar bağımlılığındaki artışın çok ciddi boyutlara doğru evrildiğini görüyoruz.

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suçla Mücadele Dairesi UNODC'nin açıkladığı yıllık raporda, geçmişteki deneyimlerin, işsizlikteki artışın uyuşturucuya eğilimi güçlendirdiğini gösterdiği belirtilerek koronavirüs krizi ve olumsuz ekonomik etkilerine karşı uyarıda bulunuldu. UNODC Genel Direktörü Ghada Waly, "Kovid-19 krizi ve ekonomideki daralma uyuşturucu tehlikesinin daha da artması riskini beraberinde getiriyor" dedi. AB uyuşturucu raporunda, Türkiye’de 15-64 arası yaş grubunda en çok esrar kullanıldığı, bunu MDMA gibi sentetik uyarıcılar ile kokainin izlediği belirtildi.

BM raporunda, sosyal medya ve internetin yasadışı karanlık ağı Darknet üzerinden yapılan uyuşturucu kaçakçılığında artış olduğuna, hatta kullanıcılara uyuşturucunun hızlı ulaştırılmasını sağlayan “Kokain çağrı merkezleri” olduğuna da dikkat çekildi.

Raporu açıklayan EMCDDA Direktörü Alexis Goosdeel, “uyuşturucu alanında karşı karşıya kaldığımız zorluklar büyüyor” dedi. AB’nin İçişleri ve Vatandaşlıktan Sorumlu Komiseri Dimitris Avramopoulos, “Uyuşturucu pazarındaki dijitalleşmeye odaklanmak zorundayız, kaybedecek vaktimiz yok” açıklamasını yaptı.

Kovid-20 (psikiyatrik hastalıkların salgını) bangır bangır geliyor

Pandemi sürecinde özellikle izole hayatın, teknoloji, alkol, tütün, esrar ve depresyon ilaçları kullanımındaki artışlar dikkat çekici boyutlardadır. Uzmanlar Kovid-19’u geçirdik ama Kovid-20 bangır bangır geliyor, diyorlar. Bu psikiyatrik hastalıkların salgını olacak. Çünkü hastalar yardım alamadılar, ilaçlarına ulaşamadılar. Alkol miktarı gerçekten arttı. Çok kolay ulaşılabiliyor olması ve stres oluştuğunda zorluklarla baş etmenin en kolay yollarından biri alkol almak oldu. Bu sebeplerden ötürü alkol kullanımının arttığına dikkat çekilmektedir.

Türkiye nüfusunun %15,8’i 14-24 yaş grubunda. 12 milyon 971 bin 396 çocuğumuz madde bağımlılığı riskine karşı savunmasız durumda. Türkiye’de yaklaşık 10 milyon insan madde ve davranış bağımlısıdır. Fakat 125 bin STK önleyici bilgilendirici faaliyetler konusunda henüz sağlıklı bir rol üstlenebilmiş değil.

Cinayetlerin %60’ı, saldırıların %40’ı, tecavüzlerin %33’ü alkol ve madde kullanımı olan kişiler tarafından gerçekleştirilmektedir.

1-Türkiye’de yılda kaç gencimiz, kendi rızası ile maddeden kurtulmak için hastanede ayakta ya da yatarak tedavi görmüştür?
2-Tedavi sonrası, bu bağımlıların durumu, maddeye geri dönenlerin sayısı, istihdam sorunu nedir?
3- Sanal kumar bağımlı sayımız nedir?
4- Uyuşturucu kullanan ve bağımlı insan sayımız nedir?
5- Alkol bağımlı sayımız?
6-Teknoloji bağımlısı sayımız nedir?

Türkiye’de Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nca Türkiye’nin madde ve bağımlılıklarla ilgili saha sürekli kapsamlı saha raporuna ihtiyacımız var!

Uyuşturucu ile mücadelede Emniyet, Jandarma ve Gümrük Muhafaza kurumlarımızın özverili başarılı çalışmaları var. Arz ile mücadelede güvenlik ve emniyet birimlerimizin yalnız bırakılmaması gerekir.

Sayıları 125 bini bulan sivil toplum kurumlarımızın bu mücadelede görev üstlenmemeleri ciddi bir sorun. STK’lar bu anlamda sahada aktif sorumluluklar almalıdır.

STK’larımızın yılda en az bir kez, kamu kurumlarımız sürekli Türkiye’nin 81 ilinde riskli ilçe ve mahallelerde 14-19 yaş dezavantajlı guruplara yönelik uzun vadeli sürdürülebilir kültür, sanat ve spor projeleri gerçekleştirmesi gerekir.

Kamu, sivil toplum, üniversite, medya, sanat ve spor camiasının bütüncül bir mücadele desteği sağlanmadıkça bu madde ve teknoloji bağımlılığı sorunu önümüzdeki 5 yıl içerisinde üzücü sosyolojik dip dalgalarla boğuşmamızı daha da zorlaştıracaktır.

Türkiye, son 20 yılda sürekli çeşitlenen birçok uyuşturucu ve uyarıcı maddenin imal edildiği ve ayrıca geçiş köprüsü bir ülke konumdadır.

Doğudan batıya, batıdan doğuya Suriye, Irak, İran, Avrupa kara ve deniz yolu ile madde sevkiyatının transit köprüsü konumundayız.

2019 yılında 19 ton ile dünyada en fazla eroin ele geçirilen ikinci ülke olduk. İran 25 tonla ilk sırada yer aldı.

32 ülkeyi etkileyen uyuşturucu trafiğinden elde edilen gelir 10 milyar dolar büyüklüğünde.

Genç ve işsiz durumdaki 14-24 yaş gurubundaki yaklaşık 13 milyon gencimiz için çok riskli bir durum söz konusudur.

“İddiaa” türü şans oyunları ve sanal kumar bağımlılığı 3 milyon kişiyi esir almış durumdadır; her kumar ve teknoloji bağımlısının potansiyel bir madde bağımlısı adayı olduğunu unutmayalım.

Ülkemizdeki uyuşturucu bağımlısı sayısı gerçek rakam belirsiz olmakla birlikte 3 milyon uyuşturucu bağımlısı, yaklaşık 7 milyon kullanıcı olduğu varsayılmaktadır.

Uyuşturucu ile mücadelenin dönemsel bir şekilde yürütülmesinin başarılı olması kesinlikle mümkün görülmüyor.

83 milyon Türkiye, nüfusunun %72’si 35 yaş altında olması ve halkımızın %92’sinin kent ve ilçelerde yaşıyor olmaları dezavantajlı bir durumdur. Şehirlerin uyuşturucu madde ve suç kavramını örtülü bir şekilde içinde barındırdığını unutmayalım.

Pandeminin bağımlılıklar üzerindeki etkisi

DSÖ’nün Hastalıkların Uluslararası Sınıflandırılması Kurumu (ICD),2018 yılında bilgisayar oyunu bağımlılığını resmen bir zihinsel sağlık sorunu olarak kabul ettiğini açıkladı.

Koronavirüs pandemi süreci tüm dünya ve Türkiye’de ekonomik ve sosyal yaşamı olumsuz etkiledi. Teknoloji, alkol ve ilaç bağımlılığında gözle görülür bir artış oldu.

Pandemi sonrası işsizlik ve sosyal sorunların etkisiyle madde ve teknoloji bağımlılığının seyrini ve etkilerini iyi okumamız gerekiyor. Bu süreç aynı zamanda tedavi süreçlerini ve mücadele süreçlerini de olumsuz etkilemiştir.

Arz-talep önleyici ve koruyucu politikalarımızı sağlıklı yürütemez isek “Bağımlılıklarla Mücadele” sorunumuz 15 kentimizin en büyük güvenlik sorunu haline gelebilir.

Özellikle; İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Denizli, Gaziantep, Adana, Edirne, Konya, Kayseri, Samsun, Van, Diyarbakır ve Şanlıurfa gibi büyük kentlerimiz bu durumdan olumsuz etkilenebilecek yerlerdir.