Nasıl Analiz Yapılmaz?

  1. Anasayfa /
  2. Tüm Analizler
  3. /
  4. Analiz
editör4 | 18 Eylül 2026
h4 { font-size: 24px !important; } Print Friendly and PDF

10 Eylül 2026 tarihinde Aditi Bhaduri tarafından NDTV’de bir analiz yayınlandı. ‘Yıllardır Azerbaycan Pakistan’ı destekledi, Hindistan’ı görmezden geldi. Şimdi ise 180 derecelik bir dönüş yaşanıyor’ başlıklı bu analiz[1], Türk-Azerbaycan kardeşliğinin bazı kesimleri nasıl rahatsız ettiği ile ilgili yorumları doğurdu.

Analizde tamamen tutarsız çıkarsamalar ile Azerbaycan’ın Hindistan’a yakınlaştığı ve Türkiye’ye mesafe koymaya başladığı iddia ediliyor, Hindistan için Azerbaycan’ın tutum değiştirmesinin kullanılabileceği yazılıyordu.

Yazarı heyecanlandıran ve olağanüstü yorumlar yapmaya teşvik eden şey, Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile görüşmesiydi. Bundan gerçeklikle alakası olmayan sonuçlar üretmişti. Halbuki Aliyev, Bişkek’teki BRICS zirvesinde hem Şahbaz Şerif hem de Recep Tayyip Erdoğan’la da bir araya gelmişti. Ve yazar tarafından bu görüşmeler sanki yok sayılmıştı.

Analiz okunduktan sonra anlatılan ve gerçek diye ortaya konan birçok olgunun aslında olmadığı veya duruma uyarlanmaya çalışıldığı ortadaydı. Yani bir nevi iki liderin olağan görüşmesine olağanüstü önem atfedilerek ve birçoğu yanlış yorumlanan ‘gelişmeler’ ve ‘olgular’ kullanılarak bu analiz başlığı ortaya çıkarılmıştı.

Öncelikle yazarın analizinde belirttiği noktaları teker teker ele alalım.

Öncelikle, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, bölgesel ve küresel tüm ticari ortakları ile ülkenin dış politika çıkarlarına göre görüşmeler yapmaktadır ve bu, ikili ilişkilerde olması gereken bir adımdır. Söz konusu görüşmenin, yazarın analizinin genelinde vermek istediği "Azerbaycan’ın güçlenen Türkiye ekseninden uzaklaşıp Hindistan’a yönelmesi" çıkarımını destekleyecek bir etkisi yoktur. Azerbaycan'ın artık Hindistan'a muhtaç olduğuna dair çıkarım hayal ürünüdür.

Yazar, analizin çeşitli yerlerinde Azerbaycan'ın Hindistan'a karşı tutumunun pozitif yönde değişmeye başladığını vurgulamakla beraber, bu değişimin başlangıcını kronolojik olarak 2026 Nisan ayına getiriyor görünüyor[2]. Zira metinde, bu tarihten önce Azerbaycan'ın Pakistan ile ilişkilerinin hep üst düzeyde ilerlediğini belirtmiş ve hatta Azerbaycan'ı Hindistan'a düşman olmakla suçlamıştır.

Teker teker ilerleyelim.

Yazarın kronolojik olarak Nisan 2026 tarihini seçmesinin sebebi, Azerbaycan ve Hindistan arasında 2022'den sonraki ilk ikili Dışişleri Bakanları İstişare Toplantısı'nın Bakü'de 3 Nisan 2026'da düzenlenmesidir. Burada taraflar ekonomi, ticaret, ilaç vs. gibi konularda ve sınır ötesi terör faaliyetleri konusunda müzakereler yürütmüştür. Analist, bu konunun Azerbaycan için farklı muhatapları olsa da Hindistan için muhatabın sadece Pakistan olduğunu vurgulamış; Azerbaycan'ın geçen yıl Hindistan'ın Sindoor Operasyonu'na karşı Pakistan'a destek verdiğini hatırlatmıştır.

Öncelikle Azerbaycan, kendisine ve müttefiklerine karşı düşmanca tutum beslemeyen ve adım atmayan hiçbir ülkeye karşı düşmanca tutum beslememektedir. Yazar tüm analiz boyunca (tamamen objektiflik dışı bir tutumla) Hindistan'ın Azerbaycan ve Ermenistan arasında eşit ve dengeli bir noktada durduğunu savunmaktadır. (Yazarın zaten metin içinde "Dağlık Karabağ" ve "tartışmalı" ifadelerini kullanması tarafsızlık iddiasını bozmaktadır. Azerbaycan'ın uluslararası sistemde kabul edilen topraklarında Dağlık Karabağ diye bir yer yoktur ve orası tartışmalı bir bölge değildir; kesin ve net biçimde Azerbaycan'ın toprağıdır. Bu gerçekliği Hindistan da kabul etmiştir). Hindistan’ın Azerbaycan ve Ermenistan arasında eşit ve dengeli durduğu iddiasının aksine, Karabağ savaşında Azerbaycan'ın zaferinin ardından Hindistan'ın Ermenistan'a silah satışlarını artırdığı tüm dünya kamuoyunca bilinmektedir ve bu silahların Azerbaycan’a karşı kullanıldığı kanıtlanmıştır. Bu desteğin nedeninin Pakistan-Azerbaycan-Türkiye ekseni olduğu da yazar tarafından kabul edilmelidir. Yani Hindistan, Azerbaycan-Ermenistan probleminde resmi olarak tarafsız kalsa da fiilen tarafsız kalmamıştır. Azerbaycan ise hem resmi hem de fiili olarak Keşmir sorununda Pakistan'ı en başından beri desteklemektedir ve bunu saklamamaktadır. Zira iki ülke birbirine "kardeş" olarak hitap etmektedir. Bununla birlikte Azerbaycan, Hindistan ile de hem ekonomik hem ticari hem de siyasi ilişkilerini hep aktif tutmuştur.

Analizin çıkarım kısmı ise bir anda hedef değiştiriyor.

Yazıda çok ilginç bir şekilde "Tek millet iki devlet" dinamiklerinin "kendi kendine" oluştuğu’nu ve bunun çökebileceğini iddia etmiştir. Tesadüfen bugün, 15 Eylül, Bakü'nün Kafkas İslam Ordusu tarafından işgalden kurtarılma günü ve Türkiye'nin çeşitli bakanlıkları ve siyasileri aynı şiarla X hesaplarından paylaşımlar yapmakta. Aynı zamanda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, yine Azerbaycan'da "tek millet iki devlet" şiarıyla Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin yakınlığını Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ceyhun Bayramov'la müzakere etmektedir. Çökebilecek denen dinamikler, daha birkaç gün önce enerji konusunda dev bir işbirliği anlaşması imzalanmış olan ve artık ilişkilerin "tek millet iki devlet, tek ordu, tek savunma" gibi dünya üzerinde benzerine rastlanmayacak bir düzeye çıkmış olan, Türkiye ile Azerbaycan'ın resmi olarak da müttefik olduğu dinamiklerdir.

Peki analist bunları bilmiyor mu? Elbette biliyor. İşin ilginç tarafı, bu iddiasını Azerbaycan-Ermenistan barış sürecinde Türkiye'nin tutumuyla ilişkilendiriyor. Yazara göre Azerbaycan, Türkiye'nin Ermenistan ile barış öncesinde bu derece yakınlaşmasını istemiyormuş. Bu derece derken de sınır kapılarının açılmasını ve kargo geçişine izin verilmesini kastediyor. Oysa ki, Azerbaycan'la Ermenistan arasında bile yavaş yavaş ticari ilişkiler başlarken ve Azerbaycan bu ilişkilere izin vermiş, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan daha Kasım 2025'te normalleşmenin Azerbaycan'la nihai anlaşma imzalandıktan sonra olacağına ilişkin açıklama yapmış[3], hatta eski dışişleri bakanı, Mevlüt Çavuşoğlu da[4] normalleşme sürecinde Azerbaycan'la birlikte hareket edeceklerini açıklamıştı. Hal böyleyken bu analizin sözün en hafif anlamıyla körlemesine yapıldığı meydandadır.

Yazar, Azerbaycan'la Türkiye arasında olabilecek ikinci sorunun Mekke İttifakı ve İsrail üzerinden olabileceğini iddia etmiştir. Güya Mekke Paktı'nın dindarlığı ve Türkiye-İsrail gerilimi Azerbaycan-Türkiye ilişkilerine zarar verecek ve Hindistan da bunu kullanacaktır.

Bunun böyle olmayacağını Cumhurbaşkanı Aliyev 15 Eylül günü Bakü'de Türk Devletleri Örgütü Genel Sekreteri Kubaniçbek Ömeralyev ve Birleşik Türk Konseyi Müslüman Din İşleri Başkanları Konseyi üyeleri ve gözlemcilerini kabulünde yaptığı konuşmada ilan etmiştir. Konuşmasında, "Dinimize ve İslam dünyasına karşı ilan edilmemiş bir savaş yürütülüyor. Müslüman dünyasını itibarsızlaştırmak, karalamak ve terörle eşitlemek, değerlerimize ve kutsal Kur'an-ı Kerim'e yönelik hakaretler tesadüfen gerçekleşmiyor." dedikten sonra bu politikalara karşı en güçlü cevabın birlik olduğunu vurgulayarak, "Bizim birliğimiz her birimizi güçlendirecek. Çünkü her birimiz yalnız kaldığımızda zorluklarla karşılaşabiliriz. Ancak Türk dünyası, Kafkasya, İslam alemi birlikte olduğunda hiç kimse bize dokunamaz." açıklamasında bulunmuştur[5]. Bu açıklama, Mekke Savunma İttifakı’ndan Azerbaycan’ın rahatsız olarak eksen değiştireceğine dair beklentilerine verilen en net cevaptır.

Hintli analist fazlasıyla fantazi kurmuştur. Öncelikle, Mekke Paktı'na dahil olan her üç ülkeyle de Azerbaycan'ın ilişkileri üst düzeydir.

Azerbaycan’ın İsrail’i Türkiye’ye tercih edeceği beklentisi ise tam bir ham hayaldir. Bunun en somut göstergesi İsrail'de gündeme getirilen sözde Ermeni soykırımı iddialarına karşı Azerbaycan’ın verdiği sert tepkidir. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hikmet Hacıyev, İsrail'de gündeme getirilen sözde Ermeni soykırımı iddialarına karşı derhal devreye girdiklerini açıklamış ve Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in talimatıyla Ankara ile önceden konuşmaya dahi gerek duymadan harekete geçtiklerini ifade etmiştir. "Bir millet, iki devlet" ilkesi ve Şuşa Beyannamesi'nin felsefesi gereği masada Türkiye'nin olmadığı yerde Azerbaycan'ın var olduğunu hatırlatan Hacıyev, İsrail tarafına ilettikleri uyarıyı şu sözlerle aktarmıştır:

"Yaptığınız iş doğru değil. Eğer bu konuyla Türkiye'yi rahatsız edeceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Türkiye için bu mesele artık eski bir propaganda konusudur. Bu adımla Türkiye-İsrail ilişkilerine ve Azerbaycan kamuoyundaki imajınıza zarar verirsiniz. Sonuçta size hiçbir şey kazandırmayacak, bunu geri çekmeniz daha akıllıca olur."[6]

Hacıyev, İsrail yönetiminin bu uyarının ardından geri adım attığını belirterek, "Bu bizim borcumuzdur. Bunun için teşekkür beklemeyiz; bu bizim kardeşlik görevimizdir" demiştir.

Azerbaycan ve Türkiye arasındaki ilişkiler, son dönem adımlarından veya stratejik çıkarlardan çok, aynı kök, kültür ve bağlardan gelen, birbirine daima destek olmaya kodlanmış diplomatik köklerden oluşur. Yani analistin hayal ürünlerindeki gibi, son 30 yılda Hindistan ile olan ilişkiler veya başka herhangi bir ülkeyle olan ilişkiler gibi gelişmemiştir. Bundan 106 yıl önce, bugünlerde, bu iki devletin milleti Kafkas İslam Ordusu çatısı altında kanlarını ve canlarını ortaya koyarak Bakü'yü kurtarmıştı. O yüzden tarih göz önüne alınmadan analiz yapılamaz.

Ayrıca Azerbaycan'ın dış politika dinamikleri de analizi tamamen yalanlar niteliktedir. Azerbaycan, 30 yıl boyunca işgal altındaki topraklarını kurtarmak için çabaladı. Bu süreçte ona destek olanları unutmadı ve onlarla olan ilişkilerini daimi kardeşliğe evirdi. Karabağ savaşından sonra Pakistan, Azerbaycan ve Türkiye arasında "Üç Kardeş" isimiyle askeri tatbikatlar yapılması tesadüf değildir[7]. Ayrıca Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in savaştan 7-8 ay sonra yaptığı açıklamada, destek veren ülkeler için başta Türkiye, Pakistan ve Afganistan olmak üzere "kardeşlerimiz" demesi de yine tesadüf değildir[8]. Azerbaycan'ın dış politikadaki öncelikleri, Karabağ savaşında onu yalnız bırakmayan kardeş ülkelerdir. Fakat aynı zamanda savaş sonrasındaki normalleşme süreci de göz önüne alınmalıdır.

Diplomasi, kin ve nefretle ömür boyu sürecek bir mücadele alanı değildir. Bu yüzden de hem Azerbaycan hem de Türkiye, nihai barış anlaşmasından sonra Ermenistan'la ilişkilerin peyderpey normalleşebileceğinden bahseder. Azerbaycan, Ermenistan'la birlikte, başta komşu ülkeler olmak üzere ticari ve ekonomik alandaki partnerleriyle de ikili ilişkilerini sürdürmektedir. Bu, Azerbaycan'ın savaş sonrasında güvenilir bir partner olma hedefinden ileri gelmektedir. Fakat vurguladığımız gibi, bu esnada Azerbaycan'a müttefik ve en büyük stratejik ortak olan ülkelerin çıkarları da her zaman göz önünde tutulacaktır. Zira onlar, Azerbaycan'a kardeşlik desteklerini vermişlerdir.

Analist, Azerbaycan'ın Hindistan ile yakınlaşmak istemesinden bahsederken Sindoor Operasyonu'ndan sonra turist sayısındaki düşüşten ve Azerbaycan petrolüne yapılan Hindistan yatırımından söz etmektedir. Öncelikle, Azerbaycan'ın Pakistan'a desteği yüzünden Hindistanlı turist sayısındaki %30'luk düşüşten bahsederken bunu Azerbaycan ekonomisinin "temel direği" gibi sunmaktadır; fakat Azerbaycan'ın turizmden elde ettiği gelir, toplam GSYH'nin yalnızca %5-6'nı oluşturmaktadır[9]. Hindistan ise Azerbaycan'a turist gönderen en büyük 4. ülke olmasına rağmen[10], 2025 yılında savaş öncesi istatistiklerde bile, toplam gelen turist sayısının yalnızca %11'ini oluşturuyordu[11]. O yüzden analistin Azerbaycan ekonomisi için bir felaket senaryosu kurması abartı olmuştur.

Azerbaycan için Hindistan'ın büyük bir ticari ortak olmadığını zaten kimse iddia edemez. Fakat hâlâ devam eden ve 2013 yılından beri mevcut olan Hindistan petrol ticareti yatırımlarının, sanki yeni ortaya çıkmış ve Azerbaycan hükümetini bu yönde etkilemiş gibi lanse edilmesi yanlıştır[12]. Azerbaycan petrolüne en son ve en büyük yatırım adımı, 2024 yılında Norveç'in Equinor şirketinin Azerbaycan doğal gaz yatırımından çekilmesiyle birlikte, Hindistan'ın bu paydan 60 milyar dolarlık bir hisse devralarak toplam payını %2,92'ye çıkarmasıydı[13]. Azerbaycan ise 2025 yılında Sindoor Operasyonu'nda Pakistan'ın yanında olmuştur; hâlâ da siyasi olarak Pakistan'ın yanındadır. Yani bu yatırımların sanki Azerbaycan'ın tutumunu yeni etkilemiş gibi gösterilmeye çalışılması anlamsızdır — bu yatırımlar yapılırken de Azerbaycan, Hindistan ile ticari ilişkilerini geliştirmek istiyordu, hâlâ da istiyor. O zaman da Keşmir sorununda Pakistan destekleniyordu, şimdi de destekleniyor. Bunlar ayrı konulardır ve tarihlerden de görüldüğü üzere bunları bağdaştırmaya çalışmak bir hatadır.

Sonuç olarak analiz fantaziye dayalı ve tamamen taraflı yazılmış; bölgesel dinamikler, tarihsel gerçeklikler ve son gelişmeler hiçe sayılarak kaleme alınmıştır. Azerbaycan'la Hindistan'ın ikili ilişkilerinin her iki tarafa da pozitif sonuç getireceği elbette doğrudur, buna katılmak gerekir. Fakat analistin, sanki Azerbaycan buna muhtaçmış ve bu ihtiyacı gidermek için Türkiye ile ilişkilerini bozma pahasına değiştirmek zorundaymış gibi göstermesi analiz değil, safsatadır.

Azerbaycan'ın Türkiye ve Pakistan ile ilişkilerinin nasıl olduğuyla ilgili en özel görüntü, geçen yıl Laçın'da, bu yıl da Antalya Diplomasi Forumu'nda üç liderin kardeşlik ve birlikteliğini gösteren, el ele tutuştukları görüntülerdir.

Tugay Asadlı


[12] ONGC Videsh Şirketi 2013 yılında yatırıma başlamıştır. https://caliber.az/en/post/india-s-foreign-investment-in-azerbaijan-climbs-to-1-26-billion

Tüm hakları SDE'ye aittir.
Yazılım & Tasarım OMEDYA