Amerikalı diplomat ve eski Riyad Büyükelçisi Chas Freeman, Hürmüz Boğazı’nın kontrolünün İran’ın eline geçmesini, modern tarihin en büyük stratejik dönüşümlerinden biri olarak nitelendirdi. Freeman’a göre, ABD Başkanı Trump’ın Hürmüz’ü savunmanın kendi önceliği olmadığını ima eden açıklamaları, bölgedeki Amerikan hegemonyasının sonunu ve İran otoritesinin "de facto" (fiili) kabulünü temsil ediyor.
Freeman, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının Körfez ülkeleri için sürdürülebilir olmadığını vurgulayarak, "Körfez Araplarının İran ile müzakere etmekten başka alternatifi yok; çünkü ihracat yolları kapalıyken sonsuza dek hayatta kalamazlar" dedi. Öte yandan Çin, Hindistan, Japonya ve Türkiye gibi devlerin Tahran ile çoktan transit anlaşmaları yaptığına dikkat çeken Freeman, bu durumun boğaz üzerindeki İran yetkisinin küresel ölçekte tanınması anlamına geldiğini belirtti.
Konuşmada Trump’ın başlattığı savaşın İran’a "altın bir tepsi" sunduğu ifade edildi. Normal şartlarda dünyanın asla kabul etmeyeceği "Hürmüz kontrolü" hamlesinin, savaşın yarattığı meşruiyet zeminiyle (casus belli) kalıcı bir gerçeğe dönüştüğü vurgulandı. Freeman’a göre bu kazanım, İran için nükleer silahlardan bile daha değerli olabilir; zira Tahran artık dünyanın en büyük enerji vanasını elinde tutuyor.
Sürecin mantıksal sonucunun, İran’a yönelik küresel yaptırım rejiminin tamamen çökmesi olacağı öngörülüyor. İran’ın boğazdan geçiş için "yaptırımların son bulması" şartını koşması, Tahran’ın nükleer programından hiçbir taviz vermeden dünya ile (ABD ve İsrail hariç) serbestçe ticaret yapabileceği bir dönemi işaret ediyor. Freeman, Trump’ın "tarihin en kötü anlaşması" diyerek yırttığı JCPOA’nın (Nükleer Anlaşma) yerine, Tahran için sonsuz kat daha avantajlı bir "Hürmüz Düzeni"nin geldiğini savundu.
Diğer İçerikler