ABD, uzun süredir ikinci planda kalan Küba gerilimini bir anda yeniden dünya gündemine taşıdı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Havana yönetimini “başarısız devlet” ilan etmesi ve “Artık bizi bekletip atlatamayacaklar. Çok odaklanmış durumdayız” sözleri, Washington’un yalnızca diplomatik baskı değil, daha sert bir sürecin hazırlığını yaptığı yönündeki tartışmaları alevlendirdi. Gerilimin fitilini ise eski Küba lideri Raul Castro hakkında hazırlanan iddianame ateşledi. ABD Adalet Bakanlığı, Castro ve bazı Kübalı yetkilileri 1996’daki iki sivil uçağın düşürülmesi olayında “ABD vatandaşlarını öldürmek amacıyla komplo kurmakla” suçladı. Ancak Havana yönetimi bu dosyayı “uydurma bir senaryo” ve “Küba’ya yönelik yeni bir baskı sürecinin bahanesi” olarak nitelendirdi.
İddianamenin ardından gelen gelişmeler ise soru işaretlerini daha da büyüttü. ABD Başkanı Donald Trump, Raul Castro’nun “gerekirse zorla ABD’ye götürülebileceğini” öne sürerken, kısa süre sonra Güney Kuvvetler Komutanlığı USS Nimitz uçak gemisinin Karayipler’e giriş yaptığını duyurdu. Trump her ne kadar bunun Küba’ya yönelik bir güç gösterisi olmadığını savunsa da zamanlama dikkat çekti. Çünkü Amerikan basını, Venezuela lideri Nicolas Maduro’ya yönelik operasyon sürecinde de benzer bir askeri hareketlilik yaşandığını hatırlattı. O dönem de uçak gemileri bölgeye gönderilmiş, ardından operasyonlar gelmişti. Bu nedenle Washington’un attığı adımlar yalnızca “eski bir dava dosyasının açılması” olarak görülmüyor.
Raul Castro dosyasının yeniden raftan indirilmesi, savaş gemilerinin bölgeye sevki ve üst düzey sert açıklamalar bir araya geldiğinde, ABD’nin Karayipler’de yeni bir baskı alanı kurduğu yorumları yapılıyor. Tartışmaların odağındaki bir diğer unsur ise zamanlama. Bu hamleler, ABD’nin İsrail ile İran eksenli savaş tartışmaları ve uluslararası eleştirilerin yoğunlaştığı bir döneme denk geldi. Bu nedenle Washington’un dikkatleri yeni bir kriz hattına çekmeye çalıştığı değerlendirmeleri öne çıkıyor. Küba ise yaşananları açık bir siyasi operasyon olarak görüyor.
Resmî gazete Granma, halkı ABD Büyükelçiliği önünde protestoya çağırırken, Havana yönetimi gelişmelerin “hukuki değil siyasi” olduğunu savundu. Çin ve Rusya’nın da devreye girmesiyle dosya artık yalnızca ABD-Küba meselesi olmaktan çıkmış durumda. Pekin, Washington’a “yaptırım ve baskı siyasetini bırakma” çağrısı yaparken, Kremlin de devlet liderlerine karşı güç kullanımının kabul edilemez olduğunu açıkladı. Karayipler’de savaş gemileri, eski bir dosyanın aniden açılması ve peş peşe gelen sert mesajlar… Tüm tablo birlikte okunduğunda, Washington’un yalnızca Küba’ya değil, dünya gündemine de yeni bir yön vermeye çalıştığı yorumları giderek güç kazanıyor.
Diğer İçerikler