Dünya gündemi haftalardır Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelere odaklanmış durumda. Boğazın açılıp kapanmasına bağlı olarak petrol fiyatları dalgalanırken, enerji piyasalarında belirsizlik sürüyor. Hürmüz’den geçen petrolün dünya arzının yaklaşık yüzde 20’sini oluşturduğu belirtiliyor.
Ancak analizlere göre bu tablo, küresel sistem açısından tek başına belirleyici değil. Çünkü alternatif üretim kaynaklarının varlığı nedeniyle Hürmüz’de yaşanacak bir kesinti piyasada sıkıntı yaratsa da sistemi tamamen kilitlemiyor.
Buna karşın dikkatler, küresel gündemde geri planda kalan Tayvan’a çevriliyor. Tayvan’ın dünya yarı iletken üretiminin yaklaşık yüzde 60’ını karşıladığı, ileri düzey çiplerde ise bu oranın yüzde 90’a ulaştığı ifade ediliyor. Özellikle 3 ve 2 nanometre üretiminin tamamının tek bir şirkette toplandığına dikkat çekiliyor.
Bu üretimin merkezinde yer alan TSMC’nin; Nvidia, Apple, AMD, Qualcomm, Tesla, Microsoft, Google ve Amazon gibi teknoloji devlerine üretim yaptığı belirtiliyor. Bu durum, küresel teknoloji altyapısının büyük ölçüde tek bir ada ve şirkete bağlı olduğu yorumlarına yol açıyor.
Uzmanlara göre Hürmüz’de yaşanacak bir kriz enerji arzını etkilerken, Tayvan’da ortaya çıkabilecek bir kriz küresel teknoloji üretimini kısa sürede durma noktasına getirebilir. Çünkü mevcut durumda gelişmiş çip üretimi için alternatiflerin sınırlı olduğu vurgulanıyor.
Bir senaryo modellemesine göre Tayvan merkezli bir krizin ilk yılda küresel ekonomide 10,6 trilyon dolarlık kayba yol açabileceği, bunun da dünya GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 9,6’sına denk geldiği ifade ediliyor. Bu büyüklüğün COVID-19 pandemisi ve 2008 finans krizinden daha ağır sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor.
Analizlerde, ABD’nin uzun vadeli ekonomik vizyonunun da Tayvan’daki çip üretimine bağlı olduğu belirtiliyor. Yapay zeka, robotik üretim ve düşük maliyetli üretim hedeflerinin temelinde çip tedarikinin yer aldığına dikkat çekiliyor. Bu kapsamda Tayvan’ın kontrolünün değişmesi halinde küresel teknolojik liderlik dengelerinin de değişebileceği ifade ediliyor.
Çin ise Tayvan’ı kendi toprağının bir parçası olarak görmeye devam ediyor. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in 2049 yılına kadar “büyük Çin birliği” hedefini ilan ettiği ve Tayvan’ın bu hedefin önemli bir parçası olduğu belirtiliyor. Son yıllarda Çin’in askeri kapasitesindeki artış ve bölgede artan tatbikatlar da dikkat çekiyor.
ABD ve Çin’in Tayvan konusunda geri adım atmasının zor olduğu değerlendirmesi yapılırken, iki ülke arasındaki güç dengesinin giderek birbirine yaklaştığı ifade ediliyor. Bu durumun olası bir çatışmanın riskini artırdığına işaret ediliyor.
Bu çerçevede yatırımcı Ray Dalio’nun şu sözleri dikkat çekiyor:
“Savaşın en tehlikeli olduğu an, birbirine eşit iki gücün uzlaşmaz farklılıkları olduğu andır.”
Uzmanlara göre bu tespitin iki temel unsuru bulunuyor: güç dengesi ve uzlaşmazlık. ABD ve Çin’in ekonomik ve askeri açıdan birbirine yakın konumda olması ve Tayvan konusunda geri adım atmanın taraflar için büyük kayıp anlamına gelmesi, krizin derinliğini artırıyor.
Kaynak- Trump'ın onay oranı düşmeye devam ediyor - Son Dakika Haberleri
Diğer İçerikler