Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Prof. Dr. Erdinç Yazıcı Seçim İttifakları ve Siyasetin Geleceğini Değerlendirdi

Stratejik Düşünce Enstitüsü tarafından düzenlenen konferansa konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Erdinç Yazıcı, Türkiye siyaseti, seçimler ve ittifaklar üzerine çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
SDE Editör
01 Ocak 2019 01:05

Konuşmasına Türkiye’de kimlik siyasetinin en egemen politik kültür kodu olduğunu belirterek başlayan Prof. Dr. Yazıcı, AK Parti’nin 2002’de iktidara gelmesindeki sebebin kimlik siyaseti olduğunu söyledi. Yazıcı, “Bu Batı politik kültüründe yakın zamana kadar zor bir şeydi. Ama Türkiye gibi ülkelerde şaşırtıcı değil. Çünkü yüzde 70 oranında sosyolojik olarak siyasete tekabül eden bir temsil vardır. Toplum buradaki temsil sorununa yeni bir parti ile çözüm buldu ve temsili ona aktardı” dedi.

Türkiye’nin tek taraflı bağımlılık düzenini esas itibariyle ciddi olarak, tasfiye etmeyi ilk defa 12 Eylül 2010’da gündeme aldığını belirten Yazıcı, “Çünkü vesayet rejimi ile birlikte vesayet kurumları da 27 Mayıs Anayasası ile vesayet oluşturmuş kurumlardı. Burada anayasal kurumlar ve Cumhurbaşkanlığı en önemli vesayet kurumlarıydı. 12 Eylül’de ise bunun çok farklı bir tezahürünü gördük” dedi.

Prof. Dr. Yazıcı Sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Meclisin seçtiği bir Cumhurbaşkanı siyasi yetkinin yarısına sahip fakat anayasal olarak siyasi sorumsuz. Bu ne anlama geliyor? Demokrasinin en temel unsuruna aykırı. Yetki kadar sorumluluk sahibi olmak. Bu defa Cumhurbaşkanının siyasi yetkisi ve siyasi sorumluluğu tartışma konusu oldu.”

Prof. Dr. Yazıcı’nın konuşmasında öne çıkan diğer kısımlar ise şu şekilde;

“Türkiye Ahmet Necdet Sezer’in gösterdiği Cumhurbaşkanlığı performansıyla irkildi. İlk defa krizi net bir şekilde gördü. Düşünün meclisin ve hükümetin önayak olduğu yasaların neredeyse yüzde 90’ı Cumhurbaşkanı tarafından meclise geri gönderildi. Dolayısıyla vesayet rejimi net bir şekilde görüldü.”

“Ben dâhil bir takım arkadaşların öne sürdüğü kavram, ‘Beyaz Muhafazakârlık’ kavramı… Bu referandum üzerinden çok büyük bir tartışma yarattı. Yani Türkiye’de kentli yeni muhafazakârların, bu referandumda önerilen yeni anayasa teklifine karşı mesafeleri, ikna olmakta zorlanmaları yeni bir durum ortaya çıkardı ve bu yoğun tartışmalara neden oldu.”

15 Temmuz’un Hedefi PKK’yı Türkiye’ye Sokabilmekti

“Türkiye’yi içeride ve dışarıda sıkıştıran çok önemli dinamikler ve sorunlar var. Bugün dış boyutta yaşadığımız en önemli mesele, geçen yüzyıl başından bu yana eksik bırakılmış bir projenin tamamlanması meselesi. Bu İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşturulmuş yeni düzen ve bu yeni düzen içerisinde eksik bırakılmış bir halka… Yani bölgede gereğinden fazla güçlü olan ülkelerin bölünüp İsrail’e müttefik bir modern Kürt devleti kurarak yeniden o coğrafyayı tasarımlamak. Şimdi buradaki istikrarlı ısrar kesinlikle devam ediyor. Türkiye’yi, İran’ı, Irak’ı, Suriye’yi içerisine alan bir üst çatı üzerinden İsrail’e güven sağlayacak bir devlet kurma fikri neredeyse bütün Batı’nın fikridir. 15 Temmuz’u da bu açıdan okumakta yarar var. Yani Mısır’da ne yapıldıysa, Ukrayna’da ne yapılmak istendiyse kesinlikle Türkiye’de de o yapılmak istenmiştir.”

“15 Temmuz Darbe Girişimi, 12 Eylül Darbesi gibi bir darbe değildi. 12 Eylül ABD’nin Yeşil Kuşak Projesi ekseninde daha çok dış dinamiklere dayalı ve hiyerarşi içeren bir yapıya sahipken, 15 Temmuz Darbe Girişimi FETÖ’cülere Türkiye’yi verme darbesi falan değildir. FETÖ marifetiyle Ankara’da bir iç savaş başlatma ve iç savaş mahiyetiyle Türkiye’yi yıpratarak içe kapatma ve bu kargaşa ortamından yararlanarak PKK’yı Suriye’den ve Irak’tan Türkiye’ye sokup Türkiye’nin bir bölgesine PKK’yı sokabilme amacındaydı.”

“Sorun Erdoğan’ın duruşu ya da AK Parti değildir”

“15 Temmuz’dan sonra Türkiye’nin kendisini yerli ve milli yeni bir siyasi eksen etrafında yeniden kendini inşa etmesinden büyük rahatsızlık duyan ve etki alanından çok büyük çapta çıkan Türkiye büyük rahatsızlık uyandırmaktadır. Beşer Esad’ı düşündüğümüzde kendi insanlarını öldürdü, şehirlerini yok etti… Ancak halen Arap Birliği yeniden üyeliğe kabul ediyor. Konsolosluklar, Büyükelçilikler açılıyor. Batı dünyası kabule yanaşıyor. Şimdilerde Esad’ı yeniden allayıp, pullamaya çalışılıyor. Böyle bir dünyada, Cumhurbaşkanı Erdoğan günah keçisi haline getiriliyor. Adeta Türkiye’yi ayakta tutmak, baskılara dayanmak ve Türkiye’nin hukukunu savunmak Erdoğan’ın önüne konulmak isteniyor. Sorun Erdoğan duruşu ve Ak Parti değildir. Bu siyasi pozisyonu Ankara’da kim alırsa alsın. Kesinlikle Türkiye üzerinde hegemonya kurmuş güçlerin hedefinde olacaktır.”

“Türkiye 15 Temmuz’dan sonra büyük ölçüde restorasyon gerçekleştirdi”

“15 Temmuz’da yıkamayanlar, seçimler aracılığıyla tasfiye edebilecekleri bir dönemi başlatmak istemektedirler. Çünkü darbe teşebbüsü ile birlikte o kadar büyük bir enerji açığa çıkmıştır ki, bu enerji önümüzdeki 10 yılda, 15 yılda yeniden toparlanabilecek bir enerji değildir. Büyük bir ihtimalle yeni bir darbe teşebbüsü zayıflamıştır. Çünkü o teşebbüsü modelleyecek güç merkezleri de zayıflatılmıştır. Türkiye bu boyutuyla 15 Temmuz’dan sonra büyük ölçüde restorasyon gerçekleşmiştir. Şahısları normal politik yollar vasıtasıyla, iktidardan uzaklaştırmak istemektedir.”

“AK Parti’nin en büyük Avantajı Karizmatik Lidere Sahip Olması”

“Türkiye’nin canını dişine takarak, belki de 40 yıla uzanan PKK ile mücadele tarihinde en sert mücadeleyi verdiği bir konjonktürde CHP’nin ve İYİ Parti’nin PKK’nın açıkça siyasi uzantısı olan bir parti ile işbirliği yapması ve işbirliği fotoğrafı içerisinde yer alması çok büyük bir handikap…”

“AK Parti’nin en büyük avantajı tarihsel ve karizmatik bir lidere sahip olması ve siyaseti büyük çapta toparlayan bir lidere sahip olması önemli bir avantaj”

   

 

 

İçeriğe Yorum Yapabilirsiniz.