Defence24'te yayımlanan "Türkiye, UNIFIL Sonrası Lübnan'a Girmek İstiyor: İsrail ve Fransa ile Rekabette Yeni Cephe" başlıklı analizde, UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Türkiye'nin Lübnan'da üstlenebileceği olası rol ve bunun bölgedeki güç dengelerine etkileri değerlendirildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'da Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ile gerçekleştirdiği görüşmede, Türkiye'nin Lübnan'da gelecekte hayata geçirilecek tüm güvenlik girişimlerine katılmaya hazır olduğunu açıkladı. Açıklama, UNIFIL Barış Gücü misyonunun planlanan şekilde sona erdirilmesinin ardından Türkiye'nin Lübnan'daki siyasi ve askeri etkisini artırmaya yönelik önemli bir mesaj olarak değerlendiriliyor.
Ancak yeni güvenlik misyonunun yapısı, kapsamı ve hangi çatı altında faaliyet göstereceği henüz netleşmiş değil. Gücün yeni bir Birleşmiş Milletler misyonu kapsamında mı, uluslararası bir koalisyon bünyesinde mi yoksa Beyrut ile yapılacak ikili bir anlaşmayla mı görev yapacağı belirsizliğini koruyor. Bu nedenle Ankara'nın açıklaması, şu aşamada siyasi bir sinyal olmanın yanı sıra bölgede kurulacak yeni güvenlik düzenine ilişkin müzakerelerin başlangıcı olarak görülüyor. Bu durum aynı zamanda Türkiye'yi, Lübnan'daki nüfuzunu korumaya veya genişletmeye çalışan İsrail, Fransa ve İran'ın doğrudan rakibi konumuna getiriyor.
BM Güvenlik Konseyi'nin aldığı kararla UNIFIL'in görev süresi 31 Aralık 2026'da sona erecek. Ancak yaklaşık 10 bin 800 personelden oluşan barış gücü ülkeden bir anda ayrılmayacak. 2027 yılında başlayacak süreçte askerler ve askeri teçhizatın yaklaşık bir yıl içerisinde kademeli olarak çekilmesi planlanıyor. Bu süreçte ülke genelindeki kontrolün aşamalı olarak Lübnan Silahlı Kuvvetleri'ne devredilmesi, ordunun ise Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve Suriye'deki yeni yönetimle ilişkilerin istikrara kavuşturulması görevlerini üstlenmesi öngörülüyor.
Değerlendirmelere göre en büyük risk ise UNIFIL'in çekilmesi değil, 2026 sonrasında oluşabilecek "güvenlik boşluğu". Lübnan ordusu, Hizbullah ve İsrail ordusu arasında etkili bir denetim mekanizmasının kurulamaması halinde bunun yalnızca Lübnan'ı değil, tüm bölgeyi istikrarsızlaştırabileceği belirtiliyor.
UNIFIL'in yerine geçecek güvenlik modeli konusunda uluslararası temaslar sürüyor. Masada, yeni bir BM misyonu, Fransa öncülüğünde kurulacak geçici uluslararası koalisyon, Türkiye'nin de yer alabileceği daha geniş kapsamlı uluslararası bir güç, eğitim ve danışmanlık ağırlıklı bir misyon veya yalnızca gözlem faaliyetleri yürütecek sınırlı bir mekanizma bulunuyor. Fransa'nın yeni bir koalisyon kurma isteğini açıkça ortaya koyduğu belirtilirken, Türkiye'nin olası katılımının Ankara ile Paris arasında doğrudan nüfuz rekabeti yaratacağı ifade ediliyor.
ABD ve İsrail'in UNIFIL'in mevcut yapısının çatışmaları önlemede yetersiz kaldığı görüşünü benimsediği aktarılıyor. Ayrıca 26 Haziran 2026'da ABD'nin arabuluculuğunda İsrail ile Lübnan arasında varılan "çerçeve anlaşmasının", İsrail güçlerinin çekilmesi karşılığında Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını öngördüğü ve yeni güvenlik modelinin güney Lübnan'da oluşturulacak "pilot bölgelerde" Lübnan Silahlı Kuvvetleri'nin tam kontrolü esasına dayandığı belirtiliyor.
Türkiye'nin Lübnan'daki girişimi, Ankara'nın Suriye'den Doğu Akdeniz'e uzanan daha geniş jeopolitik stratejisinin bir parçasını oluşturuyor. Türkiye, bölgede "güvenlik sağlayıcısı" rolünü güçlendirmeyi hedeflerken, İsrail'in bölgesel etkisini dengelemeyi ve zayıflayan İran nüfuzunun ardından yeni oluşacak düzende etkin rol almayı amaçlıyor. Ancak Lübnan'daki mezhepsel yapı ile Fransa ve Körfez ülkeleri gibi güçlü aktörlerin varlığı nedeniyle Ankara'nın hareket alanının Suriye'ye kıyasla daha sınırlı olacağı değerlendiriliyor.
Haberde ayrıca Türkiye'nin olası askeri katkısının üç başlık altında şekillenebileceği ifade ediliyor. Bunlar; devriye, mayın temizleme ve altyapı güvenliğini kapsayan kara unsuru, daha önce UNIFIL Deniz Görev Gücü'nde edinilen tecrübeye dayanan deniz unsuru ile asker eğitimi, lojistik destek, zırhlı araçlar, haberleşme sistemleri ve keşif amaçlı insansız hava araçlarını içeren eğitim ve danışmanlık modeli olarak sıralanıyor. Bunlar arasında en olası senaryonun eğitim ve danışmanlık desteği olduğu belirtiliyor.
Analizde, Türkiye'nin olası katılımının başarılı olabilmesi için Lübnan yönetiminin resmi onayı, geniş siyasi destek ve ABD ile Fransa başta olmak üzere diğer aktörlerle görev paylaşımına ilişkin uzlaşının sağlanması gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca sınır güvenliği ile Hizbullah'ın zorla silahsızlandırılması konularının birbirinden ayrılmasının önem taşıdığı ifade ediliyor.
Değerlendirmeye göre Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklaması, Türk askerinin Lübnan'a gönderilmesine yönelik kesinleşmiş bir karar anlamına gelmiyor. Ankara'nın önerisi, UNIFIL sonrasında şekillenecek güvenlik mimarisinde söz sahibi olmayı hedefleyen stratejik ve jeopolitik bir hamle olarak değerlendiriliyor.
Diğer İçerikler